Suret siretin aynasıdır

Pera Müzesi'nde devam eden 'Suretin Sireti', kendisinden çok kataloğunda yer alan makalesiyle modern sanat müzeleri ile sanat tarihi yazımını belirleyen ana görüşleri ortaya koyuyor
Suret siretin aynasıdır

İsim fevkalade: ‘Suretin Sireti’. Suret, görünüşse, siret görünmeyen. İngilizceye görünenin ardındaki olarak çevrilmiş serginin ismi. Sergi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 1950-2000 tarihli koleksiyonundan yapılan yeni bir derlemeden oluşuyor. Yaman, sergi yazısına Malik Aksel’in 1957 tarihli sözlerini alıntılayarak başlamış: “Suret, siretin aynasıdır. Bunun ne derece doğru olduğu bilinemez. Yalnız bilinen bir şey varsa ahlaktan çok sanatın buna inanmış olmasıdır.”

Yaman, sergiyi, sınırlı bir arkeoloji yapma, yeniden ziyaret etme ya da suretin sirete uygunluğuna ilişkin bir deneme olarak konumlandırıyor. Başlıkla amaçladığının Türkiye’deki modern/çağdaş sanat tartışmalarını, modern sanat müzeleri ile sanat tarihi yazımını belirleyen ana görüşleri bir koleksiyon sergisi üzerinden yeniden düşünmek, belli dönemleri önemsemek ya da eleştirmekten çok süreçleri şeffaflaştırma isteği olduğunu belirtiyor. Koleksiyondan böylesine bir sergi derlemeyi ise ‘ziyaret’e benzetiyor, bir koleksiyonu yeniden ziyaret etmeye...
Gelelim bu yeniden ziyaret edişte Yaman’ın kimleri Pera Müzesi’nde ağırladığına... Bedri Baykam’dan Neşe Erdok’a, Şükrü Aysan’dan Mithat Şen’e, Ömer Uluç’dan Burhan Doğançay’a, Kemal Önsoy’dan Canan Tolon’a, Abidin Dino’dan Adnan Çoker’e, Alaattin Aksoy’dan Komet’e, Burhan Uygur’dan Devrim Erbil’e, Ergin İnan’dan Erol Akyavaş’a, Serhat Kiraz’dan Fikret Mualla’ya, uzanan Merkez Bankası Koleksiyonu’nda yer alan hemen hemen her isimden birini muhakkak bu yeniden ziyarete katmış. Katmadıklarının başında Behçet Safa ve Elif Ayiter geliyor. Sergi, bu isimlerin bu yeniden ziyarette neden olmadıklarına dair en ufak bir ipucu vermiyor.

Kalabalık bir kadro
Öte yandan koleksiyondan özellikle seçilen işlerin yan yana gelişlerine ilişkin bir fikir yürütmek, sanat tarihçi küratör Yaman’ın hedeflediği ‘yazılmış dönemler’ ve onların ‘imgeleri’ üzerine belirli siyasetleri sorgulamamıza olanak vermiyor. Sadece tarihsel bir izlek dışında bize yeni ilişkiler doğuracak bir alandan söz etmenin güç olduğu kadar Yaman’ın amaçladığı modern/çağdaş tartışmalarını alevlendirecek en ufak bir kıvılcımı sergi boyunca hissetmek mümkün değil. Serginin duvarlarında Catherine Millet, Christian de Portzamparc gibi düşünür ve eleştirmenlerden yapılan uzun alıntılar da bu zeminin oluşması adına fayda etmiyor. Belki de Fikret Mualla’dan, Bedri Rahmi, Hakkı Anlı, Selim Turan’lardan bugüne derlenen sergi, bir yeniden ziyaret ediş için fazla kalabalık bir kadroya sahip. Yaman, bu yeniden ziyareti çok daha sadeleştirmeli; daha genel ve bildik bir seçki yapmak yerine çok daha az isimden oluşan, daha atak bir seçki yapmaya soyunmalıydı. Aksi takdirde Serhat Kiraz’ın ‘İki değişmez ve değişen görüntüler’iyle Neşe Erdok’un ‘George Trockl’ın hezeyanı için’i, Çoker’in ‘Küreye Doğru’suyla, Uluç’un 1991 tarihli ‘Dansöz’ü, Turan Erol’un ‘Bodrum Plajı’yla birlikte ne suretin ne de siretin aynasını gösteriyor. Ve sergi ister istemez 1950-2000 sergisinin gölgesinde kalıyor.

Modernizmin tarifi

O sergide modern sanatın ne olduğu ve olması gerektiğine dair bir tanımdan söz etmek ne kadar mümkünse (Ali Artun tarafından yapılan net bir modernizm tarifi) bu sergide bir tarif yapmak ya da yapılan tarifleri sorgulamak o kadar mümkün değil. Lakin serginin kitabında yer alan makale, serginin aksine tam da bunu, başarıyla yapıyor. Yaman makalesinde sanat tarihinin nasıl yazıldığı kadar bir disiplin olarak sanat tarihinin Akademi, Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü gibi sanat eğitimi veren kurumların dışında enstitüleşmesi ve akademikleşmesinin yıllar içindeki izini sürüyor. Berk tarihinin ayrıntılarına, Sezer Tansuğ’un kendisine kadar olan tarihi nasıl modern öncesi geleneğe bağlayarak tekrar yazmaya çalıştığının ayrıntılı bir özetini veriyor. Modern sanat dersinin ülkemizin sanat tarihi bölümlerinde müfredata 1970’lerde alındığını bu makaleden öğreniyoruz. Yaman şöyle yazıyor: “Cumhuriyet dönemi sanatı ise 1990’dan itibaren Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde programa alınmıştır. MSGSÜ, İstanbul Üniversitesi ve AÜ Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi sanat tarihi bölümlerinin de programlarına aldıkları modern sanat ve modern Türk sanatı derslerinin önemsenmesi 2000’li yılları bulmuştur. Bugün yine de birçok üniversite bu konulardan uzak durmayı yeğlemektedir.”

Suretin sireti sergisi, neticede amaçladığı gibi ‘Bir arkeoloji, yeniden ziyaret ya da suretin sirete uygunluğuna ilişkin bir deneme’ yapıyorsa bunu kitapta, matbu yapıyor.

‘Suretin Sireti’ , 31 Aralık’a kadar Pera Müzesi’nde