Tüysel deneyimler

PGArt Gallery'de devam eden 'Tinsel Deneyimler', uzun zamandır, ağırlıklı olarak estetik kaygılarla hareket ederek objeler üreten Günnur Özsoy'un kariyerinde önemli bir kırılma noktasını oluşturuyor

Günnur Özsoy’un son solo sergisi ‘Tinsel Deneyimler’, galerinin vitrininde, bir bakıma sokakta başlıyor. Bütün Tophaneli çocukların tam da bu vitrinin önünde seksek oynaması boşuna değil... Vitrinde güçlü fanların üflediği kuş tüyleri uçuşuyor. Çoğu uçuşuyor ama bir kısmı da çoktan yerleşmiş. Sert esen rüzgarlara rağmen yerleşebilmiş. Onlara rüzgar üfleyen fanların kanatlarını kapatmayı ve mekanın bir köşesine yığılmayı başarabilmişler. Sergi, vitrinindeki mekan yerleştirmesiyle aslında kendini özetliyor: her şeye rağmen yerleşebilmek... Uçmak, uçmak ama uçmamak da...
Beyaz küpe girdiğinizde ise ölçeği birbirine zıt iki seri heykele bir video film eşlik edecek. Son derece ışıklı hatta haleli demeli bir görüntünün gösterdiği uçmakta olan martılar... Hiç durmadan... Yerleşmeden. Bu filme eşlik eden iki farklı malzemeden oluşan serideki heykeller mermer ve polyester olarak ayrışmanın ötesinde boyutlarıyla da karşıtlık içindeler. Mermer heykeller, Oscar heykelciği kadar insan avucusever, polyester olanlar insan boyutunda dikilerek, izleyiciyi vitrinde soktuğu karşıtlık içine tekrar sokmayı deniyor. Kesinlikle ‘Tinsel Deneyimler’, uzun zamandır, ağırlıklı olarak estetik kaygılarla hareket ederek objeler üreten Özsoy’un kariyerinde önemli bir kırılma noktası. Duygulara, yaşantıya, yaşanmışa yaptığı zarif vurgularla ve bu vurguları yapma aracı olarak seçtiği malzemede kusursuz olabilmeyi başarmasıyla... Sergi, galerinin önünden ayrılmayan çocukların, seksek kadar yakartop oynarken havada yakaladıkları “can”larla birlikte tinsel mi bilinmez ama gerçekten bir deneyim vaat ediyor.

Bir sergiyi hatırlamak
Borga Kantürk’ün sergisi ‘Cafe Recordis’ dün bitti. Ama serginin kendisi hatırlamayı konu edince sergi bitse de sergiyi yazmak kaçınılmaz oluyor. Sahilden yola çıkmış Kantürk. Bir müzik kutusu bile icat etmiş. Kurunca Orhan Atasoy’un meşhur kült şarkısı ‘Gemiler’i söyleyen... Sergiden akılda kalanların başında bu lirik şarkının dizeleri ve farklı sahillerden son derece öznel, sanatçıya özel ve izleyicinin de bakışıyla çoğalacak sahil görüntüleri geliyor. Hep aynı günü gösteren takvim, şehir hatları vapuru logolu bardak, kültablası gibi bir kafeye ait özel üretilmiş eşyayla birlikte Gözlüklü Martı çizgi romanından sayfalar...
Müdahale edilmiş bir ‘Corto Maltese’ karesi ve elbette Borga Kantürk’ün takıntısı futbola ilişkin üç ışıklı kutuda üç futbolu siyasallaştıran futbolcunun karakalem portresi, tişörtler... Yaza girdiğimiz, sanat ajandalarını yaratmakta ve tüketmekte epey yavaşlayacağımız günlerde hatırlamaktan son derece hoşnut olacağımız nadide sergilerdendi Cafe Recordis. Ve belki de en önemlisi, Borga Kantürk’ün hayatın içinde ama aynı zamanda dışında o son derece tuhaf, tarifi imkansız sahile ve anılara ilişkin yaptığı bu kurguda Hüseyin Bahri Alptekinvari bir soluğu yakalamaktı. Onu çağıran, onu anan, ona selam veren bu kurguda, İki İzmir’linin, bir, çok yaşamış, diğeri, çok yaşayacak olanın sahilden geçerken buluşması ve bizi de buluşturması en hatırlanması gerekendi sanırım...

.