LİMON SATMAYIN!

Özdil'in 'Medya iğrenç, bu işi yapmayın, gidin limon satın.' tavsiyesi üzerinde durmak gerekiyor

Defne Joy’un ardından, Türk medyasında da birkaç tane beyin ölümü yaşandı ve bu konuda üretilen bütün o sonsuz tartışmaları ister istemez takip ettik. Allah onların da taksiratını affetsin. Diğer yandan Yılmaz Özdil 3 Şubat 
Perşembe günü bir televizyon kanalının haber toplantısında geçen konuşmaları dramatize eden bir yazı yazdı. 

Medyanın kokuşmuşluğunu ve reyting için yapılan canavarlığı vurguluyordu. Bu bir özeleştiri miydi, yoksa Özdil kendini çemberin dışında mı farz etmişti; şahsen anlayamadım. Ancak yazının sonunda iletişim fakültelerinde okuyan öğrencilere verilen “İşte medya böyle iğrenç bir şey, bu işi yapmayın, gidin limon satın” tavsiyesi üzerinde biraz durmak gerekiyor. Sevgili öğrenciler, medya kuytu ormanlarda yaşayıp gece karanlığında öldürdüğü masum yaratıklarla beslenen, sinsi bir karakoncolos değil. Medyayı oluşturan tüm üniteler, yaratıcıları ve takipçileri el birliğiyle ne yapıyorsa, ondan ibaret. Bu nedenle gazetecilik veya televizyonculuk mesleğini seçecek öğrenciler için birkaç öneri de ben sunuyorum. “Medya”yı daha soğukkanlı, adil, namuslu ve olumlu kılmak için aklınızda tutmanız gereken ampirik bilgi aşağıda. Ötesi size kalmış. 

Ülkenizde ağırladığınız bir yabancı futbol takımının iki (two) taraftarı sokak ortasında öldürülürse “TWO SİZE!” diye manşet atmayın. 

“Falling in love”a da, “making love”a da inanın. Ama özel yaşamı ilgilendiren, mahrem olaylarda en çok “minding one’s own business”a inanın. Aksi durumda birileri kalkıp size başka İngilizce kalıplar anımsatabilir.
Acımasızlık, fırsatçılık, hata arkeolojisi, niyet falcılığı ve inanç detektörlüğü yapmak ayıptır, yanlıştır, günahtır, çirkindir. Bunlardan uzak durmaya gayret gösterin. 

Nefretle beslenmek fast food’la beslenmek gibidir. Düzenli yapıldığında insanı morbid obeze çevirir. Gittiğiniz her yerde kesinlikle dikkat çekersiniz. Oysa insanların saygısını kazanmak zordur. Bu saygıyı dile getirmelerini sağlamak daha da zordur. Bu anlamda, her zaman zor yolu tercih ederek fit kalın. 

Başlattığınız haksız bir savaşta galip gelebilirsiniz, ancak asla zafer kazanamazsınız. Galibiyetin görkemi, haklı bir zaferinkinin yanında 40 mumluk ampul gibi kalır. Mazlumla savaşmayın. Kimin mazlum olduğunu kavrayacak ferasetiniz yoksa da endişe etmeyin, birileri sizi muhakkak uyaracaktır. Onlara kulak verin. 

Dokunsan ağlayacak insanlara dokunmayın. 

Medyada kötü yürekli bir figür olmak sizi tıpkı bir mancınık gibi bir anda çok yükseklere fırlatabilir. Ancak düştüğünüz yer de düşman kalesinin tam ortası olabilir. Bir gün kendinizi ikbaliniz, şöhretiniz, hatta onurunuz için yalvarırken bulabilirsiniz. Şu halde eğer kötü yürekli biriyseniz Oscar Wilde’ın sözünü dinleyip yapay olun. Maske takın. Artık hangi kötü metaforu tercih ederseniz...
 
Okuyun; küçüklüğünüzü, cılızlığınızı, yapayalnızlığınızı, çapsızlığınızı idrak etmeye yetecek kadar okuyun. Okumak sizi daha “bilgili” filan yapmaz, yalnızca “başka hayatlar da var” dedirtir. Adına yaşam denen sergüzeşt boyunca da bundan daha derin bir bilgelik bulunamaz. Cehaletinizi, hiç değilse vicdanınızın üstündeki pas tabakasını kaldıracak kadar perdahlayın. 

Gururlu bir insanın gururunu kıramazsınız. Yalnız bazen bir sapan lastiği gibi esnetebilirsiniz. Uzadıkça uzayan bu lastik hiç beklemediğiniz bir anda yüzünüzde patlayabilir. Kimsenin gururuyla “gündem”, “reyting” veya “sansasyon” için oynamayın. 

Bir kabristana gidip bir mezara bakınca “o artık yok” diye üzülmek yerine “o vardı” diye seviniyorsanız, lütfen en yakın medya kuruluşunda derhal işe başlayın. Size büyük ihtiyaç var. 

Bir yazar her zaman düşündüklerini yazmaz. Yeterince ikna edici olabilirse, bazen yazdıklarını düşünür. Bu, basında sizi bekleyen en büyük tehlikelerden biridir. Kuklası tarafından ele geçirilen bir vantroloğa dönüşmek istemiyorsanız, fikirlerinizi tribün desteğine binaen oluşturmayın. 

Kendi hassasiyetlerinize boşverip, başkasınınkilere dikkatle kulak verin. Çünkü her iki tarafın alınganlığının da çok beyhude bir şeylere dayandığı konusunda iddiaya girebilirim. En azından dünyanın en bulaşıcı tedavisi olan empatiye biraz yaşam alanı yaratın. 

İnsanın hafızası da, dünyanın hafızası da yalnız iki şeyi hiç unutmaz: kahramanlar ve tebessümler... Bunlar haricinde kalan her şey, herkes, her trajedi, her ölüm uzun vadede unutulur. Kahraman değilseniz ve tebessüm etmeyi öğrenemeyeceksiniz, unutulacaksınız. Ve eğer öyleyse, size ve ölümsüzlük kompleksinize önümüzdeki yüzyıllar için bol şans dilerim. 

Limon satmayın... 

Bu işi doğru dürüst yapın.

.