Ada sahillerinde tsunami tehlikesi

İngiltere futbolun beşiğidir, merkezidir, oyunun kurucusudur. İlginin odağında hep onlar vardır. Dünyanın en pahalı ligidir, yine yeryüzünün en fazla para getiren yayın anlaşmalarına imza atmışlardır, yurtdışından...

İngiltere futbolun beşiğidir, merkezidir, oyunun kurucusudur. İlginin odağında hep onlar vardır. Dünyanın en pahalı ligidir, yine yeryüzünün en fazla para getiren yayın anlaşmalarına imza atmışlardır, yurtdışından gelen gelirler bile bütün diğer liglerin iç yayın gelirinden fazladır, ikinci ligi olan Championship dahi Türkiye'yi geçip yayın satışı açısından Avrupa'nın beşinci büyük ligi olma onuruna eriştirmiştir. Herkes orada oynamak ister, herkes onları izlemek ister. Holiganları yaratan da, ehlileştiren de, ırkçılığı yükselten de, futbolun dışına tekmeleyen de onlardır. Tartışmalar orada başlar, orada biter, futbol deyince bütün referanslar ihtirasla İngiltere'yi gösterir. Velhasıl futbol Ada sahillerinden gelen bir ezgidir çoğumuza göre. Onların her yaptığı hazret kelâmıdır neredeyse.
Oysa işler çok da tıkırında değil bu aralar. Alex Ferguson'un o meşhur 'Boxing Day' sonrası söyledikleri işlerin hiç de o kadar iyi gitmediğinin kanıtı gibi. Sir, Old Trafford için 'Burası sinema tiyatro değil' tadında bir serzenişte bulunuyor. Tam 75 bin 459 kişinin izlediği Aston Villa'yla oynanan FA Cup maçının atmosferini cenaze yerine benzetiyor ve ekliyor: "Bugünedek gördüğüm en sessiz kalabalıktı!" Haksız sayılmaz. Çünkü yeni statlar, yeni sponsorlar derken İngiltere'de seyirci profili giderek değişiyor. Highbury gitti, Anfield Road eli kulağında. Oyun artık içinden çıktığı işçi sınıfına sırtını dönüp tüketimin kralı kentli orta sınıfın himayesine geçiyor. Bu az buz bir tehlike de değil üstelik. Baksanıza bazı takımlar lig yayın haklarından gelen yurtdışı gelirlerini biletlerde indirim yapmak için kullanma kararı almış durumda. Aksi takdirde sessizleşen ve sakinleşen tribünlerle yüz yüze kalacaklar.
İş seyirci profilinin değişmesiyle kalsa yine iyi. Malum bir süredir akbaba misali cebi şişkin mi şişkin isimler Premiership'in tepesine
çöreklendi. Fulham'dı, Chelsea'ydi, West Ham'dı, Manchester United'dı derken iş Championship takımlarından Queens Park Rangers'a kadar
geldi. Bizim Eurosport'tan Caner Eler'in verdiği bilgilere göre son nikahta şu var:
Formula 1'in patronları Ecclestone ve Briatore, dünyanın en zengin beşinci adamı, çelik kralı Lakshmi Mittal'i de aralarına alıp yeni Chelsea olarak QPR'ı devreye sokacaklar. Bu haberin neresi kötü denebilir. Şurası: Ya bir gün bu adamların hevesleri biterse, ya bir gün topun yuvarlaklığı para harcama şevklerini ketlerse, ya bir gün bu iş onlar için bir eğlence aracı olmaktan çıkarsa... Sadece bu korkudan da ibaret değil her şey. Kulüpleri borsaya açmanın da beşiği olan İngiltere'de kulüplerin birer birer borsadan çekiliyor olması normal bir gelişme olabilir mi hiç?
Peki ya ırkçılık bahsi? Holiganları temizleme konusunda hep örnek gösterilen Thatcher ve onun demir ideolojisi tribün şiddeti konusunda epey yol almış olabilir. Taylor Raporu'nun sert yumruğu sadece holiganizmi değil, dostluğu, adaleti, kardeşliği de ezmiş durumda. Steril tribünlerde oturan, pahalı biletler alan beyzbol seyircileri artık ırkçılıkla omuz omuza. Londra'da Müslüman bir semt takımı her gittiği deplasmanda rakip taraflarca Bin Ladin olmakla, intihar bombaları taşımakla
suçlanıyor. Yahudiler, siyahlardan sonra artık Müslümanlar da hedef. Newcastle'lıların Mido için 'Bomba taşıyor' diye ihbar yapması hiç komik geliyor mu size? Ya da bir Manchester United maçına bilet alan Iraklıların tribünü havaya uçuracakları iddiasıyla kuşatılması...
Yabancı enflasyonu, milli takımlar düzeyindeki başarısızlıklar, hiç antrenör değiştirmemekle ünlenmişken bu sezon Mourinho'nun bile kovulması, eskiden şampiyonluğu geniş tabana yaymışken şimdilerde her şeyi Dört Büyük'e teslim etmeleri (düşünün philosophyfootball.com'da 'Dört Büyüklerden Sıkıldım' tişörtleri var), Leeds, Nottingham gibi köklü takımları yitirmeleri, tehlikeli bahis mevzularının ayyuka çıkması... Bunlar da işin cabası. Tamam, bütün bu sorunlarla yüzleşmeyi başardıkları için hâlâ büyükler ve vaziyeti iyi idare ediyorlar.
Ama işler o kadar da tıkırında değil.
Bunları niye söyledim? Her futbol tartışmasından orayı örnek gösterenlere
uyarı olsun diye. İnsan klişelere ancak bir ölçüde sığınabiliyor sonuçta.