Amma da ballıymışsın be Löw!

Fenerbahçe taraftarlarına sorsanız şans bir türlü gülmemiş ona. Şampiyon olacak takım tek ayakta yakalanmış. Uzanlara sorsanız 'beş para etmez' derler herhalde. Bizde böyle işte. Başarıların tarifi basit: Şans ve şansızlık. Beceriksizlik ve kahramanlık.
Amma da ballıymışsın be Löw!

2001 yılının şubat ayının son günleri. Adana’da muhtemelen çok da soğuk olmayan güneşli bir kış günü… Canı kebap istememiş genç adamın. Baraj tarafında kuytu bir yerde elindeki nefis salebi yudumluyor ve düşünüyor. Muhtemelen bundan sonraki adımlarını tasarlamaya çalışıyor. Onu gören bir futbolsever pis pis sallıyor arkasından: “Hem uğursuz, hem beceriksiz!”

Oysa daha birkaç sene önce Stuttgart’ı ligde dördüncülüğe taşımış, üstüne bir de Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nda final oynamıştı. Ama kulüp başkanı sezon sonunda görevine son vermişti. Yapacak bir sürü şey vardı diye düşünürken… (Meraklısı için Hüseyin Özkök futbolarena.com’da nefis yazmış onun macerasını.)

Sonra bir anda Fenerbahçe günleri başlıyor. Aziz Yıldırım’ın başkanlık dönemlerinin başı ve önüne iyi bir fırsat çıkmış genç adamın. Güzel de değerlendiriyor aslında. Ligin ilk yarısında lider Fenerbahçe. Uche, Hogh, Moldovan ve Baliç’li kadroyla Parma’ya kupadaki tek yenilgilerini tattırmışlar. Altıncı haftada 2-0 öne geçtiği maçta Galatasaray’la berabere kalmış, dokuzuncu haftada Beşiktaş’tan son dakikada gol yiyip kaybetmişler. Onlar da olmasa şaha kalkacaklardı belki de. Sonuçta ligin ilk yarısının son beş haftasında 15 gol atmış bir takım yaratmış Alman teknik adam. Ama işte şans yanında değil. Ligin ikinci yarısı travmatik başlıyor. Önce takımın en önemli isimlerinden Metin Diyadin’in ayağı kırılıyor sonra da derbilerde kayıplar geliyor. Galatasaray Fatih Terim’in iki sene üst üste şampiyon olmuş Emre’li, Hagi’li, Popescu’lu, Hakan Şükür’lü, Hasan Şaş’lı, sonradan UEFA Kupası’nı aldığı kadrosuyla şampiyonluğa gene çok hevesli. Beşiktaş ise bir sonraki sezon Real Madrid’e gidecek Toschack’ın Nihat Kahveci’li, Ertuğrul’lu, Amokachi’li, Alpay’lı, Ayhan Akman’lı, Şifo Mehmet’li, Oktay’lı kadrosuyla koşuyor da koşuyor. Rekabet zorlu. Olmuyor. Sarı-Lacivertli camiada pek çok kişi onu sevmişken, ‘başarısız’ ilan ediliyor.

Feci bir Karlsruhe macerasından sonra yolu Adana’ya düşüyor. Uzanlar’ın Adanaspor’u… Çok kısa sürüyor her şey. 5-6 altı hafta zor dayanıyor. Şimdilerde Eurosport’ta yorumculuk yapan Berthold’la beraber gelmişlerdi, arkalarına bakmadan dönüyorlar.
İnadı inat. Bir de Avusturya’da Tirol’de deniyor şansını. İyi de gidiyor. Şampiyon oluyorlar. Daha ne! Ama kulüp birden iflas ediyor ve lisansları iptal oluyor. Yeniden işsiz genç adam. Austria Wien’de bir kez daha diyor, ‘bir kez daha’. Takım liderken lig sonuncusuna yenildi diye yine kapıya konuyor.

Yıl 2004, yaş 44 ve altıncı kez işten atılıyor.

Freigburg’da, onun gittiği yer diye yörenin pek çok kadının rağbet ettiği mahalle kuaföründe düşünüyor genç adam. Saçları havalı ama işler kesat. O aralar okuldan bir arkadaşından teklif var. Alman Milli Takımı’na istiyorlar onu. Belki de son şans. Yardımcı antrenör olacak.

Ülke futbolu yeniden örgütleniyor. Klinsmann başta. Yardımcı pilot koltuğunda da o var. Takım süper oynuyor. İlk defa yakışıklı bir Almanya izliyoruz. Olmayacak iş oluyor. Beckenbauer’la ve ülkedeki futbol kültürüyle çatışan Klinsmann, ABD’de yaşıyor diye eleştirenlere kızıp koltuğu bırakıyor ve onu öneriyor. 2008 Avrupa Şampiyonası’na Almanya onun yönetiminde olacak.
Sonrasını biliyorsunuz bu hikâyenin. Kahramanını da. Dünyanın her yerinde adı en tepeye yazılıyor bu aralar.
Joachim Löw. Bizim topraklarda ‘şanslı’ diyorlar ona. Yok abartacak bir şey. Almanya tarihinin en iyi kadrolarından birinin teknik direktörüymüş. Adana’daki eski yöneticisine göre kim olsa bu takımı şampiyon yaparmış.

Fenerbahçe taraftarlarına sorsanız şans bir türlü gülmemiş ona. Şampiyon olacak takım tek ayakta yakalanmış. Uzanlara sorsanız ‘beş para etmez’ derler herhalde. Ayrılışı gazetelerde küçük bir kutudan ibaret.

Bizde böyle işte. Başarıların tarifi basit: Şans ve şansızlık. Beceriksizlik ve kahramanlık. Tarih yazan ve tarihe gömülen… Bu hikâyeleri biz hep böyle okuyoruz. Euro 2008 şampiyon İspanya, teknik adam Aragones. Kovduk. 2010 Dünya Kupası, şampiyon İspanya teknik direktör Del Bosque. Onu da kovduk. Euro 2012 gene İspanya gene Del Bosque. Yeniköy Kasabı. Şimdi de 2014 Dünya Kupası. Löw.

Hem beceriksiz, hem şanssız.

Yok yok, şanslı aslında. Dört ayak üstüne düştü! Bu Almanya’yı babam bile şampiyon yapar.