Beş dakikada Galatasaray

Haftanın son maçı için mikrofonlarımız Ankara?daydı. Bayramı güzelleştirmeye vesile olacak bir oyun izlemek istiyorduk. Oysa futbol bir ömür sürermiş, dünkü maç beş dakika...

Haftanın son maçı için mikrofonlarımız Ankara’daydı. Bayramı güzelleştirmeye vesile olacak
bir oyun izlemek istiyorduk. Oysa futbol bir ömür sürermiş, dünkü maç beş dakika... Öyle ki ilk bir saati ve son 25 dakikası nafile amaçlarla geçen maç polaroid bir hızla sonuçlandı.
Başlangıçta sahadaki suni zeminden çok daha gerçekçi olan tribündeki mücadele dikkat çekiyordu aslında. Bu aralar bumerang gibi çalışan Gecekondu ilk sahne alan taraftı. Oyun doğa şartlarına daha alışkın olan Ankaragücü’nün peşreviyle açılsa da, takımları etkili ve hırslı olsa da.. yemiyorlardı. Cemal Aydın tribünlerden yükselen isyan sesini galibiyetlerle bastırmak istedikçe kızgınlık artıyordu belli ki. Oysa takımları bir büyük takım devirip seyircisi üstünde tesirli bir teskin edici olmak peşindeydi. Ama tribünler bu tuzağa düşmeyecek kadar asabiydi. İlk beş dakikada takımları art arda pozisyon yakaladıktan sonra bile, ilk fırsatta yine ‘Yönetim İstifa’ diye bağırmaktan geri durmadılar. 16. dakikada ise bu sefer de Bursaspor’a bayram kutlaması gönderiyorlardı. Tüm bu öncelik-
lerin ardından da takımlarını desteklediler. Aralara protesto çeşnisi katmayı ihmal etmeden ama. Israrlı ve takipçi tavırlarından belli ki taviz vermeyecekler.
Bakalım bu iddialaşmayı kim kazanacak?
Sahada ise başlarda Ankaragücü’ne daha fazla meyleden ama daha çok mütekabiliyet esasına göre cereyan eden bir oyun vardı. Maçın başındaki kısa Ankara havasının temposu düşünce, oyun yavaştan İstanbul meyhanelerinde de demlenmeye başladı. Gerçi bu dengeli kur politikası uzun süre sonuç vermedi. 22’de Jaba’nın ‘azıcık boydan kısa’ olması nedeniyle kaçırdığı pozisyon Ankaragücü’nün hâlâ istediğini yapmaya daha muktedir olan taraf olduğunu gösteriyordu. Duran toplarla gedik aramak dışında Sarı-Kırmızılılar ilk yarıda neredeyse hiç pozisyon bulamadı. Gerçi rakip alanda mıntıka temizliğine gidip geldiler sık sık. Ama bu da gole dönük bir temaşa yaratmaktan uzak bir çaba olarak kaldı. Tersine golün kıyısına gelen ama direğe takılan taraf yine Ankaragücü oldu. Galatasaray ise teorisine uygun tek anı devre sonunda buldu. O ana dek Ankaragücü savunması Arda-Lincoln-Kewell-Baros ‘quartet’ine hiçbir senfonik imkân tanımadı. Galatasaray
maçı kazanmak için, devre biterken gelen Kewell’ın uzak şutunun ötesinde bir şeyler yapmak durumunda olduğunu anlamıştı.
İşte bu senaryo sadece 60 dakika sürdü. İkinci devredeki rakip alan parselasyonu konuk ekip adına derhal sonuçlarını verince oyun bir anda bağlamından koptu. Maçın sihirbazı Lincoln’ün nasıl bir asist amiri olduğunu göstermek için sahneye fırlamasıyla maçın kipi değişiverdi birden. Art arda gelen goller sadece rakibin gardını düşürmekle kalmadı, tribünlerin pimini de çekti. Artık inceci Sarı-Kırmızı ayaklar oyunu istediği gibi dokuyordu. Bir saat boşa oyalanan maç, son 20’yi de idare-i maslahatla geçirdi. Kazandı Galatasaray. İsteyince neler yapabileceklerini zaten Berlin’de de göstermişlerdi. Orada biraz zaman
almıştı, burada şipşak bitiverdi. İki seviye arasında temel fark da bu değil mi zaten?