Bir şarkısın sen...

Fenerbahçe'nin şampiyonluk yürüyüşünün saha içi ve dışı faktörleri yazıldı çizildi. Son bölümde de bu yılın futbolcularını bir albümde derledik.

Tarih 14 Eylül 2008. Ankaraspor-İBB maçı. Aykut Kocaman’ın kariyerinin belki de en kritik günü. Ankaraspor’un teknik direktörü olarak başladığı bir önceki sezonda ilk dokuz maçta galibiyet alamayınca istifa etmişti. Ama yeni sezonda yine göreve başladı. İlk iki maçı yine kaybettiler. Stres bastı Aykut Hoca’yı. “Acaba” diyordu, “yine mi aynısı olacak?” Üçüncü hafta İstanbulspor karşılaşması bu açıdan çok önemliydi. Takım bu maçta kırıldı, kırılacak.
İlk yarı baskılı oynuyor Ankaraspor. Gol yok. İkinci yarının başında basit bir atakta stoper Ediz’in kendi kalesine attığı golle 0-1 yenik duruma düşüyorlar. Aykut Kocaman kulübede koltuğuna iyice gömülüyor ve dönüp arkadaşlarına şunları söylüyor: “Her şey buraya kadarmış, belki de biz bu işi bu kadar yapabiliyoruz.” Sonra… Sonra maç bir anda geri geliyor. Olmayacak bir penaltıyla 1-1. Ardından son dakikada galibiyet. Bu gazla ligin altını üstüne getirmeye başlıyor Ankaraspor. Ligin 10. haftasına dek ‘8’de 7’ yapıp ikinci sıraya oturuyorlar.
Futbol böyle bir oyun işte. Alex Ferguson’un da çok benzer bir hikâyesi vardır. Altı beraberlik iki mağlubiyetle başladığı ‘89-‘90 sezonunda kovulmanın eşiğinden dönmüştür ‘Sir’. Sonrası malum. Bazen incecik ayrıntılar koskoca bir kariyerin belki de mihenk noktasıdır. O yüzden ne kadar veri verirsek verelim, işe ne kadar bilimsel yaklaşırsak yaklaşalım, futbol topunun şekli bizi her zaman ofsayta düşürebilir. 

Ve müzikal boyut
Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu değerlendirdiğimiz bu dizinin ilk iki bölümünde işin ‘müspet bilimler’ bölümüne yer verdik. Ama bir de mistik ve sinerjik boyut var. O yüzden dizinin son yazısını edebiyat ve müzikten yardım almış öznel futbolcu değerlendirmeleriyle bitirelim dedik.

Alex de Souza
Fenerbahçe’nin bu sezonki başarısı bir albüm olsaydı, kapakta en büyük fotoğraf tabii ki Alex’inki olurdu. Bazen senfonik katkıları verdi ‘Büyük Aleksandır’, bazen en güzel gollere vokal yaptı, bazen attığı sololarla takımını ateşledi. Ama bence onu eşsiz kılan an, Türk Telekom Arena’da yaptıklarıydı. Neredeyse tüm Fenerbahçeliler, Galatasaray karşısında bir beraberliğe razıyken, o rıza göstermedi. “Bu şarkı burada bitmez” deyip önce nefis bir asist yaptı, sonra da galibiyeti getirdi. Şampiyonluğun o gün gelmediğini kim söyleyebilir ki?
Ama bu bir grup albümüyse kapak resmi tek bir kişiden ibaret olamaz. Mutlaka Volkan, Gökhan Gönül, Emre Belözoğlu ve Niang da girer bu tabloya.

Gökhan Gönül
Gökhan Gönül öyle bir sezon geçirdi ki, bazen ters kademelerin en hasıyla geri vokalde gördük onu, bazen bindirmeleriyle bateride ritmi verdi, bazen de kimsenin çıkamayacağı ses perdelerini aşıp uzun hava okudu. Antalyaspor maçında attığı aşırtma gol belki de bu albümün en çok ‘indirilen’ şarkısıydı. Bu seneki performansını Avrupa’nın önde gelen liglerinde gösterse kesin Grammy alırdı.

Volkan Demirel
Onu biz bugüne dek hep iyi seslendirdiği eserlerle değil, detone anlarıyla hatırlardık. Şarkının en zor yerlerinde döktürür, ama olmadık yerde tonunu kaybederdi. Belki de bu yüzden onun için bu albümün yeri başka. Neredeyse hiç detone olmadı Volkan. Bazı maçlarda tek bir nota bile kaçırmadı. 4-2 kazanılan Beşiktaş maçında Almeida’nın kaçırdığı söylenen o pozisyonun hakkını verelim. Onu Volkan kurtardı. O kurtarış olmasaydı belki bu albüm yapılmazdı. O kadar iyi oynadı ki, Gökhan Gönül gibi bu aralar tek başına albüm teklifleri alması boşa değil.

Emre Belözoğlu
Emre Belözoğlu’nun garip bir yanı var. Sahalarımızda görmek istediğimiz ve istemediğimiz bütün hareketleri yapabiliyor. Bir tür Axle Rose diyebiliriz ona. Hem Guns (silahlar) hem de Roses (güller) yani. Ama hakkını yemeyelim, takımına en çok katkı verenlerden biriydi. Konser sırasında sesçiyi yine azarlamadı değil ya da sound check yaparken ortalığı toza dumana yine kattı. Ama gerektiğinde mikrofona geçmeyi de bildi, rakibi mikslemeyi de.

Mamadou Niang
Zaten tribünler onu daha ilk günden bir Sezen Aksu şarkısıyla çağırıyorlardı. O da bunun hakkını vermeyi bildi. Siyahi seslerin o müthiş caz yeteneği onda da vardı. Çoğu maçın intro’sunu o çaldı. İlk yarıda henüz orkestrasyon tamamlanmamışken imdada yetişen isimdi. Kemanlar akortsuz da olsa o bireysel performansıyla bunu kapatmasını bildi. Üstelik egosunu hiç şişirmeden yaptı bunu. Baktı Alex grubun başsolisti olacak, o da başkemancı olmayı tereddütsüz kabul etti. Ankara’da karlar düşerken söylediği serenat bugün şampiyonluğun önemli nağmelerinden biri.

Semih Şentürk
Neden tek başına albüm çıkarmıyor, bilinmez. Neden şarkıları dilden dile dolaşsa da albümü satmıyor, bilinmez. Ama bilinen bir gerçek var. O bu orkestranın kurucu unsurlarından biri. Çalsa da çalmasa da. Arena’da galibiyeti getiren çığlığı attığından beri Alex’in duvarında onun posteri var.

Mehmet Topuz
Futbol da müzik de yetenek işi. Ama bir o kadar da disiplin ve emek gerekiyor. Stoch ya da Dia kadar yeteneği yoktu Topuz’un. Ama öyle bir ciğer geliştirdi, öyle bir güç biriktirdi ki takımın değişmez trompetçisi oldu. Herkes ikili averajda Mert faktöründen bahsediyor. Unutmayalım, o maçta Fenerbahçe’nin ikinci golünü Topuz attı. Sezon boyunca solist olduğu tek andı. Yetti de arttı.

Selçuk Şahin
Yıllarca neden bu grubun elemanı olduğu sorgulandı. Ama zor günlerde orkestranın tamamlayıcı öğesi hep o oldu. Orta sahada her sorun olduğunda onu çağırdı Fenerbahçe. Bazen davulun başına oturdu, bazen bas gitaristti. Şampiyonluk maçında attığı gol sanırım bir tür hakedişti.

Yobo-Lugano
Asla bir Milli-Vanilli gibi şişirme bir ikili değildiler. Ayakları yere hep sağlam bastı. Kimsenin yardımına ihtiyaç duymadılar. İlk defa düet yaptılar, ama hiç sırıtmadılar. Tamam bir Simon&Garfunkel olmak için zamana ihtiyaçları var. Ama pekâlâ White Stripes oldular. ‘Seven nation army’ şarkıları boşa tribünlerin diline dolanmadı. Üstelik bu daha ilk albümleri.

Stoch-Dia
Aslında ilk geldiklerinde yurtdışı festivallerinden tanıyorduk. Bu yüzden gruba da renk getireceklerine emindik. Ama bunun için zaman gerekti. Aynı anda neredeyse hiç çalmadılar. Ama bu dönüşümlü katkılarını görünmez kılmadı. Dia’nın Beşiktaş performansı, Stoch’un ‘Belediye bandosu’na karşı attığı kritik gol kapak içi yazısında mutlaka yer almalı.

Baroni-Santos
Geçen sezon akortsuz, ciddiyetsiz, coşkusuz halleriyle gruptan ayrılmaları pek muhtemeldi. Üstelik ‘filan grup davulcusunu değiştirdi’ haberlerinden fazla bir değerleri yoktu. Ama bu sene kendilerini aştılar. Santos ligin ikinci yarısında bir anda elektrogitarı kaptı, olmadık sololar yaptı. Şampiyonluk yolunda attığı gollerin neredeyse tamamı bis’ten sonra geldi. Baroni ise hiçbir zaman Emre gibi bir basçı olamadı. Ama ritmi de hiç düşürmedi. Selçuk’la birlikte bu takımın soluklanma noktasıydı. 



Albüm kapağı
Albümün bu kısmı görece ilk dinleyişte dinleyiciyi vuran ve dillere dolanan şarkıları içeriyor.
Bölümün parçaları:
Alex de Souza, Gökhan Gönül, Volkan Demirel, Emre Belözoğlu, Mamadou Niang.

İnce işler sıkı parçalar
Evet, bu albümün hit parçalarını hep kapaktaki isimler söyledi. Alex’in klibi bile yapıldı. Ama iyi müzikseverler gibi iyi futbolseverler de, eski kaset teknolojisiyle söylersek, B taraf ikinci parçayı es geçmedi.
Semih, Mehmet, Selçuk, Yobo-Lugano, Stoch-Dia, Baroni-Andre Santos

Bonus
Bazı albümlerin sonunda hediye bonus şarkı vardır. İşte tartışmasız bonus Daniel Güiza: ‘Yaralı’ albümünün geçen sene çok satmamasına üzüldü. Ama plak şirketiyle yaptığı garanti kontratla teselli oldu. Yine de şarkı söylemeden sezonu bitirmek istemiyordu. Çıktı, Buca maçında konserin en önemli eserini seslendirdi ve gözyaşlarına boğuldu. ‘Arabesk’in en nadide sanatçılarından biri o. En içli parçayı, en doğru zamanda söyledi. Ama bir Feridun Düzağaç değil.

BİTTİ

.