Bu kaçıncı geri dönüş?

Açık konuşayım, böyle maçlardan pek hazzetmiyorum. Kanın, şiddettin hayatı iğdiş ettiği günlerde futbolun olumlu bir işlev görmek yerine, enginlere sığmayıp taşmaya

Açık konuşayım, böyle maçlardan pek hazzetmiyorum. Kanın, şiddettin hayatı
iğdiş ettiği günlerde futbolun olumlu bir işlev görmek yerine, enginlere sığmayıp taşmaya teşne olanların katalizörü olması asabımı bozuyor. Hadi onu geçtim, çünkü bu işin azılısı nasılsa ‘tahrik’ olacak bir şey bulmakta zorlanmıyor, bana asıl koyan bu vesileyle yeri göğü kırmızı beyaza boyayıp, sloganlarla/tezahüratlarla deşarj olup sonra da asıl sorunu görmezden gelmek oluyor.
Hıncal Uluç’a bile o sözleri söyleten ‘vaka’nın bu şekilde çözülmediğini ve çözülemeyeceğini 30 sene içinde anlayamadık mı gerçekten?
Neyse ki rakip Bosna. Din kardeşi sınıfına sokulup sempati postuna büründüğünden
öfkeye yardım ve yataklık etmiyorlar. Böyle bir ortamda bırakın Yunanistan’ı, Ermenistan’ı, maazallah Fransa, hatta Kanada bile dış mihrak kapsamından içeri alınırdı vallahi. 
Aslında Bosnak görünümlü Hırvat takımı sayılır Bosna Hersek. Teknik adamları Hırvat ve federasyonlarında Hırvatistan ağırlıkta. Hatta bu yüzden taraftarlarla sık sık sorun da yaşıyorlar. Nitekim dün akşam tribündeki ateşli görüntüler de bu yüzdendi. Kendi iç meselelerini bilmem ama futbol dilinde Hırvat olmak hiç de fena bir şeymiş gibi durmuyor. Nitekim elemelere gayet vaatkâr girdiler. Türkiye önünde de bu potansiyeli kinetik enerjiye çevirmek için çıkmışlar belli ki. Hazır Ay-Yıldızlılar ‘sakata gelmişken’ neden olmasın kipinden yürümek için bundan iyi fırsat olur mu? Dzeko’nun golü de bu pusu durumunun ödülüydü. Fizikli, kontracı oyun kimlikleri iyi bir oyun planı ortaya koyamayan Türkiye’yi ofsayda düşürmekte gecikmediler. İlk yarıda neredeyse hiç gedik vermeden hem de. Ama ikinci yarı geriden gelen bir takıma ne yapılır? Onu pek bulamadılar.
Evet sakatlıklar belini büktü Milli Takım’ın. Şu veri yeter sanırım. Terim’in milli takımda en sık forma verdiği 20 oyuncunun 15’i yoktu onbirde. Ama insan yine de “ben yarattım” egosu dışında Batuhan’ın onbir deneyimine bir açıklama bulmakta zorlanıyor. Takımın gole benzeyen bütün girişimlerinin ve gollerin genç oyuncu çıktıktan sonra olması rastlantı mı acaba?
İkinci yarıda çağrılan ruh tabii ki Euro 2008 ruhuydu. Geriden gelmek için en yakın ve
iyi referans o takımdı. Fakat ilk yarıda iki buçuk pozisyonu zor bulmuş bir takım için direksiyonu çevirmek bu sefer daha zor olabilir diye düşünüyorduk. Ama korkulan
başa gelmedi. Goller o teyakkuz ruhu sayesinde geldi. İki Sabri frikiği maçı çevirmeye yetti. Ucuz kurtuldu Milli Takım. Sakatlıklar yüzünden deyip geçmek mümkün. Ama sadece buna sığınmamak gerek. Sorunlar sadece personelle ilgili değil çünkü. Bu takımda uzaktan şut çekebilecek çok az isim var. Yaratıcılık yükü Tuncay da yoksa bir tek Arda’nın kefesinde. Hamit olmadan direnç olmuyor. Hâlâ tam monte edilebilir bir forveti yok. Ya Mevlüt gibi pozisyona girenler var, ya da durarak oynayan ama gole yakın isimler. Hal böyle olunca ceza sahasına iyi gömülen fizikli bir takım eli kolu böyle bağlıyor işte.
Yine de kötü konuşmamak gerek. Takım yine en sevdiği yoldan yürüyerek buldu çıkış yolunu: Geriden gelme kimliği kaybetmemek önemli. Ki bu takım herkesi meftun eden de bu.