Bu kupaya bu maç fazla bile!

Statüsü yüzünden angaryaya dönen kupa çukurundan grup aşamasında çıkabilecek en iyi maçtı bu. Pazar günkü Fenerbahçe-Galatasaray maçından sonra kalan büyükler karşı...

Statüsü yüzünden angaryaya dönen kupa çukurundan grup aşamasında çıkabilecek en iyi maçtı bu. Pazar günkü Fenerbahçe-Galatasaray maçından sonra kalan büyükler karşı karşıya geldi. İyi de oldu doğrusu. Gerçi her ikisi de bu maça farklı açılardan yaklaştı. Lider ama sorunları bitmek bilmeyen, daha doğrusu bitirilmeyen Trabzonspor, kupada önünü görebilmek için yüklenen taraf rolünü seçti. Beşiktaş ise takımı oturtma çabalarında bir yeni merhaleyi aştı ve pusu modunu sınadı.
Bizim için ise iki resim arasındaki farkı bulma fırsatıydı. Sağlam’lı Trabzon
deplasmanı mı, yoksa Denizli versiyonu mu?
Karşılaşma öncesi göze çarpan bir hoşluktan bahsetmeden maça geçmeyelim. Hakem Bünyamin Gezer, kaptanlar, teknik adamlar, başkanlar... Maç öncesi herkesin yüzünde bir tebessüm vardı. Şakalar, kahkahalar, muziplikler... Hoş, umut verici
bu ‘oğlan çocuğu’ neşesi futbolun bir oyun olduğunu bir kez daha hatırlattı bizlere.
Denizli ve Yanal’ın her daim gülümseyen yüzü dışında diğerlerinde pek görmeye
alışkın olmadığımız bir şey bu. İnsan sezon sonuna dek yüzünüzden eksilmesin demeden edemiyor. Tabii ilk düdükle birlikte ciddiyet galebe çaldı ama olsun, bu kadarı da bize yeter.
İlk dakikalarda, evet Trabzon etkindi, ama bunun kupadaki puan durumuyla (ne garip bir söz: ‘kupadaki puan durumu.’) ilgisi vardı şüphesiz. Bordo Mavililerin talep eden taraftı ve kendi evlerinde bu talebe uygun bir arzla, sağlam bir abluka düşlemişlerdi. Bu oyun planının hüküm sürmesinde Beşiktaş’ın oyun anlayışı da etkiliydi haliyle. İnisiyatifi genelde rakibine bıraktı Siyah-Beyazlılar. Ama asla ipleri değil. Çıktıklarında akıllı ve seri yapıyorlardı bunu. Tam bir deplasman takımı gibi. Yine de başlangıçta çok tehlike yaşadılar. Bunun nedeni ise Gökhan Zan’ın pozisyonunu yadırgamasıydı. Yerini kaybedip arkaya kaydı durdu Euro 2008’in stoperi. O kadar ki Kara Kartal bir ara 1-2-3-4 taktiğiyle oynar gibi gözüküyordu. Önce atakları gol yemeden savuşturunca, sonra da golü bulup rahatlayınca sistem zamanla oturdu. Devreyi kapatırken maçın başındaki tebessüme sahip çıkan hâlâ konuk ekipti.
Beşiktaş ikinci yarıya Serdar Kurtuluş’un direnç takviyesiyle başlayınca daha Sağlam’cı
bir görünüş arz eder oldu. Belli ki ilk yarıdan daha az imkan vermek istiyorlardı. Trabzon’un ise gol bulmak için Selçuk-Yattara-Colman yaratıcılığının ötesine geçmenin derdindeydi. Gerçi golü buldular, ama ne bekledikleri yerden ne de umdukları zamanda. Skorborddaki beraberliğin maçın ritmine iyi geldiğini söylemeliyiz. Heves de, mücadele de arttı son bölümde. Özellikle ev sahibi adına gidiş yolları arayışı çoktu. Fakat Ersun Hoca Promise-Yattara ikilisini zinhar yan yana getirmeyince ataklar da kadükleşti. Zaten Trabzon saldırırken bile yine daha oturmuş, olgun görünen taraf Siyah-Beyazlılardı. Nitekim
son dakika müjdesi de bunun ödülü oldu.
Ben zevk aldım maçtan. Ligdeki daha sıkı geçmişti gerçi. Ama bu çok daha heyecanlıydı. Böyle bir kupada bundan iyisi can sağlığı.