Bu öykü birlikte yazıldı

Sezon başında yerden yere vurulan, ancak 'mutlu son'a ulaşan Fenerbahçe'nin başarısı için çeşitli faktörleri öne çıkarıp yorumda bulunabilirsiniz. Ancak ne derseniz deyin, başarı emekle, çalışmakla elde ediliyor.

Şampiyonluğun öyküsü nasıl yazılır? Hamasetle, destansı bir anlatımla mı? Neden olmasın? Fenerbahçeliler şu aralar zevkle okuyordur bunları. ‘Mazinde yatan tarihten’ dem vurursunuz, ‘aslanlar kaplanlar’ edebiyatı yapar, unutulmaz maçları ballandıra ballandıra anlatırsınız. Aziz Yıldırım’a, Aykut Kocaman’a apoletler takarsınız. Ya da sezonun tüm hikâyesine odaklanır, dünkü Radikal’de Burak Kuru’nun kaleminden gayet güzel okuduğumuz gibi kırılma anlarındaki direnci öne çıkarırsınız, hedefe giden yolun yapıtaşlarını sıralarsınız.
Ama tüm bunlar şu soruyu cevaplamaz: “Nasıl oldu da bazılarının sezon başında yerden yere vurduğu hatta tarihinin en kötüsü dediği Fenerbahçe şampiyon oldu?” Hepimiz bir cevap bulabiliriz buna. Yorumlarız, tartışırız, iddialaşırız. Fakat şampiyonluğu somut bir şekilde anlatma konusunda sınıfta kalırız. “Kocaman, Alex’le barıştı”, “Kendi sistemini bıraktı, eski sisteme döndü”, “Alex akıl almaz oynadı” demek de yetmez. Çünkü bunlar da öznel yorumlardır ve sağlamasını yapmak imkânsızdır. Ve belki soyunma odasında, belki erken sezon açılışında, belki devre arasındaki yüklemede, belki yakalanan ritimde ya da bambaşka bir yerde gizlidir şampiyonluğun anahtarı.
Ne dersek diyelim, önce şunu söylemek zorundayız: Ne olursa olsun, emeğin, çalışmanın zaferiyle mutlu son geliyor. Fenerbahçe’yi bu sezon ne ‘Azizsilin’ şampiyon yapmıştır, ne de ihtiyacı olduğunda hep arkasında bulduğu tribünler. Bunların hiç katkıları olmadı mı? Olmaz mı? Her şeyi bir nedene indirgeyen bakış açısını bir kenara bırakırsanız, çevirmen Samet’ten Medya İletişim ekibine, sahanın çimlerine bakım yapanlardan, Fenerium’daki kasiyerlere herkesin katkısı var bu işte. 



Herkesin katkısı vardır
Bazıları taşın altına on parmağını birden koydu, bazıları bir omuzluk destek verdi, bazıları da küçük detayların arasına gizlendi... Şüphesiz ki Fenerbahçeli olan herkesin katkısı var bu işte. Totemler bile boşa çalışmadı. Sorsanız, şampiyonluğu kendi uğruna yoran pek çok taraftar bulursunuz. Kim onların haksız olduğunu iddia edebilir ki?
Yine de hareket noktamız şu olmalı: Bu ortamı hazırlayan yöneticiler, avuçları patlayınca kadar alkışlayan taraftarlar dahi ancak ve ancak takım için müsait koşulları oluşturabilirdi. Eseri yapan, o tarihi yazan nihai aşamada hep sahadaki oyuncular ve teknik kadro oldu. 

Önce oyuncular ve hoca
O yüzden bir şampiyonluk hikâyesi yazılacaksa ne olursa olsun önce onlardan başlamak lazım. Bu yazı dizisi şampiyonluğu kazandıran faktörlerden en önemlisine gerçek bir vurgu yapmak için yazılıyor. O yüzden işi rakamlarla, verilerle anlatmak en doğrusu. Tabii ki bu veriler belki Mert’in penaltı kurtarışını, Güiza’nın tek gollük altın katkısını, taraftarın Buca’da inatla bağırdığı “Saldırın forma için siz de savaşın, şampiyonluk inanın şimdi çok yakın” diye başlayan o güzelim tezahüratı ya da Antalya’da dibe vurdukları anda kucaklarına konan çiçekleri göz ardı etme tehlikesi taşıyor. Ama bu, “devre arasında soyunma odasında şu konuşmayı yaptı”, “Aziz Yıldırım masaya yumruğunu vurdu” gibi lakırdılar dışında somut bir şey anlatabilmek adına ihmal edilebilir görünüyor. Çünkü sahadaki oyunun kodlarını deşifre etmek, belki de bu başarının bir devrim olup olmadığını ya da nasıl bir mucize olduğunu göstermek açısından anlamlı olacak. En çok da geleceği okumak için...

NE OLDU DA OLDU?

Malum, son 18 lig maçının 17’si kazanıldı. Bu rakamın önemi şurda: Bu sezon böyle bir seri yakalayabilen herkesin ayakta alkışladığı bir Porto var. Portekiz şampiyonu bir dönem 18’de 17 yaptı, ama onun dışında bu sezon Avrupa’da böyle bir istatistik yok. Dortmund’un ve Olimpiakos’un 16’da 14’leri var. Barça bile bu sezon son 15 maçın 10’unu kazanabildi.
İkinci yarısında evinde hiç gol yemedi Kanarya. Bunu şöyle de okuyabiliriz: 2011 yılında ligde Fenerbahçe’ye Kadıköy’de gol atabilen takım yok. 2011’de, evindeki resmi maçlarda Sarı-Lacivertlilere gol atabilen tek oyuncu Türkiye Kupası maçında ‘Gençler’li Serkan Çalık. Onu da Volkan Demirel değil Mert Günok yedi. Yani 2011’de, Kadıköy’de resmi maçlarda Volkan’a gol atabilen yok!
Fenerbahçe ligde 15 maçta gol yemedi. Geçen sezon Bursa 16 maçı gol yemeden kapadı ama bunların üçü hükmendi. En son 2005’teki ‘Daum’un FB’si’ 20 maçta gol yememişti. Kendi evinde yediği gol sayısı ise 8. 2003’te Lucescu’lu Kartal’ın yediği 7 gollü sezondan sonra en iyi şampiyon performansı bu.
Fenerbahçe altı maçı geriden gelip kazandı (Kasımpaşa, Manisa, Beşiktaş, Galatasaray, Eskişehir ve Buca). Geçen sezon sadece iki maçta bunu başarabilmişlerdi.
Kanarya 70. dakikadan sonra 24 gol attı. Bunların altısında maçı bu bölümde çevirdi.
Fenerbahçe bu sezon 84 gol attı. Geçen sene gol sayısı 61. Son on yılda, en çok golle şampiyon olan takım Fenerbahçe. 2006’da 90 golle ikinci olan takımdan sonra da bir sezonda en fazla gol atan ekip.
Atılan 84 golü 15 oyuncu paylaştı. Burada çarpıcı olan istatistik: Kanarya’da bu sezon tam 5 oyuncu 5 ya da daha fazla gol attı. Bu rakam 102 gol atan Real’de 7, 95 gol atan Barça’da da 5. Sarı-Kanaryalar da ayrıca tam dokuz oyuncu birden fazla gol attı.
84 golün 23’ü kanat ortalarından (geçen sezon sadece 7), 21’i göbekten, 15’i duran toptan geldi. 4 frikik, 3 korner golü attı Kanarya. 9 penaltı kazandı. Ceza sahası dışından 11 gol attı. Attıkları gollerin 54’ü asistle (geçen sezon 31) atıldı. Her iki yarının son dakikalarına tam 8 gol sığdırdı. İlk yarılarda 45, ikinci yarılarda 39 gol attı. Bu gollerin 41’i iç saha, 43’ü deplasmanda geldi.
Fenerbahçe kafayla sadece 5 gol yedi. Kanatlardan gelen ortalardan ise 8 gol gördü kalesinde. Direkt frikikten bu sezon hiç gol yemedi. Duran toplardan 7 gol gördü kalesinde. Bunların ikisi korner golü, biri de penaltı. Süper Lig ekipleri ceza sahası dışından sadece 4 gol atabildi şampiyona. Rakiplerine hiç bariz kontratak golü vermedi Sarı-Kanaryalar (geçen sezon 3).
Bu sezon yedi kez, yani Konya, Sivas, Gençler, Galatasaray, Antep, Buca, Sivas maçlarında Kocaman’ın oyuncu değişikliklerinden sonra kazandı Kanarya.
Takımda 18 oyuncu 10’dan fazla maçta forma giydi. Beş oyuncu 5 ya da daha fazla asist yaptı. M. Topuz ve V. Demirel’den sonra en fazla süre alan oyuncu Alex de Souza oldu.


‘ALEX DE SOUZA EFEKTİ’
Öve öve bitiremiyoruz, çünkü görünen köy kılavuz istemiyor. Evet, 28 gol, 14 asisti olan bir oyuncunun heykeli dikilmelidir. Ama ‘Büyük İskender’in yaptıklarını ayrıntılandırmakta fayda var.
Alex’in 28 golünün 16’sı maçın gidişatını değiştirdi. Ankaragücü, Buca (3), Galatasaray, Gençlerbirliği, Kasımpaşa (2), Beşiktaş (2), Manisa (2), Sivas, İstanbul BB, Eskişehir, maçlarında attığı golle sadece skoru değil sonucu değiştirdi Alex. Bunlardan bir tek Gaziantep’te kaybetti Fenerbahçe. Diğer hepsini kazandı.
Sadece sol ayağıyla 22 gol attı. Yani sol ayağıyla attıklarıyla bile gol kralı Büyük İskender.
Sadece attığı goller değil, asistlerinde de olmaz işler başardı Brezilyalı solak. 14 asistin 11’i yine maçın sonucuna direkt etki etti. Yani Fenerbahçe’nin oynadığı 38 maçın 27’sinde Alex sonuca direkt etki etti.
9 penaltı, 4 de frikik golü attı. Bu sayılar her iki kategoride de onun için sezon rekoru.
5 golü ceza sahası dışından buldu kaptan. Attığı gollerin 15’ini ilk yarılarda, 13’ünü ikinci yarılarda attı. Son yarım saatte attığı gol sayısı 10.
Değinildi ama bir kez daha hatırlayalım. Alex bu performansıyla iki kez gol kralı olan ilk yabancı oyuncu oldu. Bununla da kalmadı, bir sezonda en çok gol atan yabancı oyuncu rekorunu da kırdı. Bu kadar gol haliyle onu hem Fenerbahçe tarihinin hem de lig tarihinin en çok gol atan oyuncusu yaptı.
Not: Bu yazıdaki verileri Mustafa Taha, Erman Yaşar ve Sencer Yücel’le birlikte çıkardık. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.

Yarın: AYKUT KOCAMAN’IN EKİBİ NASIL ÇALIŞIYOR?
HANGİ FUTBOLCULARIN PERFORMANSI NASIL ARTTI?

.