Çok öncesinde ?Game Over?dı

Aslında sonun başlangıcı Ankara?da start aldı. Galatasaray, Ankaraspor maçları derken, her şey düzeliyor, kadro oturuyor, bütün dünya buna inanıyor, hayat bayram oluyor diye...

Aslında sonun başlangıcı Ankara’da start aldı. Galatasaray, Ankaraspor maçları derken, her şey düzeliyor, kadro oturuyor, bütün dünya buna inanıyor, hayat bayram oluyor diye ümitlenirken, Ankaragücü maçı intizam bozucuydu Sarı-Lacivertliler için. Bu sene en iyi 11’iyle çıkmıştı Fenerbahçe orada. Sonuç: donuk, etkisiz, ağır çekim bir oyun...
Peki söz konusu olan Şampiyonlar Ligi’yse, bu reçeteyle derman bulmak mümkün olur mu? Olmadı tabii.
Oysa benim aklım Deivid’in uefa.com’a yaptığı açıklamada kalmıştı. Eylüldeki takım değiliz, farkı göreceksiniz diyordu, Şampiyonlar Ligi podyumunun fiyakalı Brezilyalısı.
Ve bir Türk futbolcusu klişesiyle bitiriyor sözünü: “Kendi oyunumuzu oynamaya çalışacağız.” Oysa en kötü Porto’yu istemişti Aragones, en iyi Fenerbahçe’yi değil. Rakibine bakarak kendini tarif eden, öteki üzerinden kimliğini oluşturan her takım, her özne gibi ilk hamleyi de rakibe kaptırdılar bu yüzden. Oysa Şampiyonlar Ligi’nin dili, tertibi, aksamı
hiçbir zaman öyle kurulmadı ki!
Doğrusu, Kadıköy’deki kesif karamsarlık bulutu, oyun 0-2 olduğunda değil 45. dakikada kaleyi bulan ilk şuttan sonra koyulaştı.  Yedek kulübesi, umut terekesi ya da İspanya’nın Aragones’i... Hepsi eksi bakiye veriyordu an itibarıyla. Oysa iyi başlamıştı takım. Ama bu iyilik, arkadan kurmalı robotlar gibi, seyircinin ateşlemeli itkisiyle ancak 20 dakika sürebildi. Bulunan imkânlar da heba olunca oyunun asıl yüzü çıktı. Kral basbayağı çırılçıplaktı.
Bu maçtan sonra giyotin listesinin başında kimler var, belli. Tabii ki en başta sakarlık abidesi Volkan, ardından ilk 25 dakikada yaptıklarını gariban Maldonado yapsa oracıkta infaz edilirdi diyeceğimiz Emre (ki Aragones de onun el frenli oyununa ancak tek devre dayanabildi). Ve son olarak da şu gol atma işi olmasa ne güzel futbolcu olurdum, dercesine oynayan Güiza. Ama sorun onlarla bitmiyor ki. Bu takımın problemi yedek parça değil, motor aksamı. Öyle rot-balans ayarıyla, bir servise sokup çıkarmayla düzelecek gibi değil. Üretim hatası var. İşin kötüsü yanlış kurulan bir şeyi düzeltmek, yeni baştan kurmaktan daha zordur bazen.
İkinci yarıda tehlike anında kırılan camdan çıka çıka Kazım çıktı. Hani şu Aragones’in son dönemdeki en son tercihi, Ankaragücü maçının kadrosuna bile alınmayan ‘İngiliz’ Kazım var ya, o. Onun bilardo golü bile pek kıpırdatmadı aracı. Sahada sahici bir isyan ya da karşı duruştan ziyade seyircinin can havliyle ittirmesinden başka bir şey yoktu. Çok geçmeden aynı pas hataları, aynı beceriksizlik, aynı yılgınlık sardı dört bir yanı. Olmamıştı, olmuyordu, olmayacak gibi de duruyordu. Yenildi Fenerbahçe. İşin kötüsü daha maç başlamadan bunu başardı. Oysa karşılaşma öncesinde “It ain’t over yet”, yani ‘Henüz bitmedi’ diyordu tribünler. Meğer bitmiş çoktan. Durum 1-2’yken, takım rakip alanda, kör topal hücum etmeye çalışırken bile...
Fenerbahçeliler acı bir önerim var, son olarak. Zico’yu unutun. Adamın kulaklarını boşa çınlatmayın. Belli oldu, onun Fenerbahçe’sinden eser kalmamış. Artık bu Aragones’in ve Aziz Yıldırım’ın Fener’i. Hayırlı olsun.