Dortmund nedir, ne değildir?

Tamam yenelim yenmesine de kimi yendiğimize bir bakmakta fayda yok mu? Eğer Borussia Dortmund bile bize esin kaynağı olmayacaksa...

Bugün günlerden Şampiyonlar Ligi. Hepimiz heyecanlıyız. Evrenin en büyük, en havalı futbol organizasyonu bu ve şu sıralar dünya futbolunun bir parçası olduğumuzu hissettiğimiz tek alan. Keçiboynuzu sponsorluğunda “en-bi-süper-paso-ligimizin” içimizi kanırtan kalitesi ve coşkusuna bir mola verip futbolun salon-salomanjesinde bir kadeh bir şeyler içme zamanı.

Ama insanın asabı bozuluyor. Çünkü gene dev aynasındayız ve gene sadece kendimizi görüyoruz. Dortmund gelmiş, nedir ne değildir, bu takımın dünya için anlamı ne, hepimizin diline pelesenk olan Alman sisteminin bu en büyük temsilcilerinden biri nasıl oldu da bu hale geldi, Klopp nasıl bir adamdır, ne yapar ne eder, kulübün krizden kurtulma reçetesi nasıl oluştu, başarılar nasıl geldi, gene tek satır yok. Bunu geçtim, Avrupa’nın en fazla seyirci ortalamasına sahip futbol kulübü, Bayern’i son 15 maçta 8 kez yendi, onca yıldıza rağmen transfer bütçeleri son beş yılda 15 milyon avro’dan fazla açık vermiyor, gibi temel matematik bilgileri çıkarmak bile o kadar zor mu?

Elimizde Dortmund’a dair olan memleket basınından iki gündür edindiğimiz bilgiler şunlar: ‘Borussia’ Prusya demekmiş, kilise sponsorluğunda, Dortmund kentinin kuzeydoğusunda 1909’da kurulmuş ve adı bira fabrikasından geliyormuş (hazreti wikipedia sağoslun, varolsun). Statları 80.720 kişi kapasiteli Signal Iduna Park’mış. Aubemeyang Afrika Kupası’na gider de Ebola virüsü kaparsa diye endişeliymişler. Malzeme otobüsleri Kapıkule’de gümrük sistemimize takılmış. Maç öncesi basın toplantısında söylediğine göre, Klopp Sneijder’in uzaktan gol atabileceğini Fenerbahçe maçından önce de biliyormuş. Defansları kötüymüş. Sakatlıklardan çok çekmişler. Ligde son yılların en kötü sezon başlangıcını yapmışlar. Tam sırasıymış, galibiyete yakınmışız, dertli ve kederliymişler, 2000 ruhunun kulakları çınlasınmış. Tamam, bugün verelim gazı. Vermişiz de zaten. Kloop’u (evet aynen böyle yazmışlar. Klopp değil Kloop) yenmenin sırlarını mı istersiniz, ruh çağırma seansları mı, pençeler mi, kükremeler mi, parçalamalar mı, neler neler. İyi de, ya bu takım nedir ne değildir, diye bir sormak geçmiyor mu içimizden? Bugün değilse dün en azından...

Dünyanın şu anda örnek alınması gereken kulüpler sıralamasında belki de bir numara Dortmund. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Yaklaşık beş yıldır Avrupa bunu konuşuyor, bunu modelliyor. Her yıl ‘nasıl başardılar’ sorusu üzerinden yazılar yayınlanıyor, kulüp ziyaretçiyle doluyor. İngilizce okuyabilenler için google’a “Dortmund success story” yazın bakın karşınıza çıkan linklerde hangi medya organları, neler anlatıyor. Bu takımın 2013’te final oynadığını, geçen sezonun şampiyonu Real Madrid’i Devler Ligi’nde yenebilen (neredeyse elemek üzere olan) tek takım olduğunu (ki o Real’in bir de Juventus’la beraberliği var kupa boyunca) yazmak gerekmez mi? 2005’te krizden nasıl çıktıklarını anlatsak bir şeye yaramaz mı? Klopp’un nasıl bir adam olduğunu bilsek güzel olmaz mı? CEO Watzke, futbol direktörü Zorc, teknik adam Klopp neden ayrılmaz bir üçlü haline geldiler ve art arda kulüple uzun süreli sözleşme imzaladılar insan merak etmez mi?

Futbol ekonomistleri krizden çıkma formülü diye Dortmund sunumları hazırlarken, her şeyi kendinden ibaret görmekle itham edilen İngiliz basını Brendan Rodgers’ın Liverpool’unu Dortmund’a benzetirken, uefa.com ‘doğru Ahmet’ temalı Dortmund analizleri çıkarırken, hazır yeri ve zamanı gelmişken bu takım nedir ne değildir, diye sormak gerekmez mi?

Neymiş efendim, sezona kötü başlamışlar, sakatlıklardan çok çekmişler, yenmek için tam zamanıymış. Tamam, olabilir, akşam hakikaten Galatasaray kazanabilir. N’olacak o zaman? Dortmund’u bu maçlık yenince Almanları yenmiş mi sayılacağız?

Ya, her şeyi geçtim, bizim gibi böyle anlamsız meraklara sahip romantikleri de koydum bir kenara, bahis manyağı biri gelip, “abicim, yeneriz ederiz manşetleri atıyorsunuz bol bol da, neden iddaa bahis oranlarında Dortmund’a dün 7 atan Shaktar’dan daha düşük oran veriyorlar” dese ne diyeceksiniz?

Hadi tamam bütün bunları görmezden geliyoruz. Bari biraz olsun magazinden vurun yahu. Sakatlığı nedeniyle kafilede yer almayan ama maçı seyretmek için ailesi de dahil 12 kişilik bir kafileyle İstanbul’a gelen Nuri Şahin de haber değil mi? O da olmadı, The Sun gazetesi olun (bilenler Klopp’la The Sun arasındaki diyaloğu bilirler. Bilmeyenler için http://bit.ly/1yXuJRk ), hayatınızda görüp görebileceğiniz en karizmatik teknik adamı öne çıkarın, futbol tribünlerinde artık bayağı bir yekun tutan erkek olmayan seyirciler için “en çekici antrenörlerden biri” diye kişisel hayatından bahsedin. Vallahi buna bile razıyım.

Son söz: Bu kadar ukalalık ediyorsun sen niye yazmıyorsun diyorsanız, işte burada yazılmışları var.
Dortmund’la ilgili Türkçe yazılmış birkaç yazı ve haber kaynağı için bkz:

http://bit.ly/1FB8ORD  

http://bit.ly/1nyKf1R  

http://bit.ly/1rdOuw4  

http://bit.ly/1osUGVq  

http://bit.ly/129JVNu  

http://bit.ly/1yjfH5f  

http://bit.ly/1x7Q5Ha  

http://bit.ly/1osTzFj