Dünya Kupası futboldan güzeldir

Futbolu sevmeseniz bile Dünya Kupası'na bigane kalamazsınız. Maçlar başlamış, mücadele kıvamını buluyorken bir kılavuz hazırladık. Sıkı takipçi gibi görünmenin yolları, maç heyecanı sırasında muhalif kişiliğinizi korumak için seçenekler ve yılanı bile deliğinden çıkartacak maçlar...
Dünya Kupası futboldan güzeldir

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, futbol dininin ramazanı Dünya Kupası başladı. Kabul edelim, seversiniz sevmezsiniz, söyleyecek sözünüz vardır ya da yoktur, gıcık ya da meftunsunuzdur ama bu futbol karnavalına kayıtsız kalmanız mümkün değildir. Bir dağ evinde inzivaya çekilmedikçe (ki ona bile kefil değilim, Arjantin’i tutan bir ormancı gelir sizi bulur) kaçamazsınız. Kaldı ki, futbol dininin müminlerinin en mutaassıp olduğu zamanlardır. Futbolu eleştirirsiniz, kabulleniriz; tuttuğumuz takımı yerden yere vurursunuz, susarız. ‘Parasallaşmış, kodamanların esiri olmuş bir oyundur futbol’ gibi tespitler yaparsınız, gıkımız çıkmaz. Ama Dünya Kupası’na laf ettirtmeyiz. Teşbihle devam edelim, kupayı reddediş günah değil şirktir. Bu satırların yazarının şu iddiasını pek çok futbolsever paylaşıyordur: Dünya Kupası futboldan güzeldir.

Tabii bu kör olduğumuz anlamına da gelmiyor. Brezilya’da onca eylem olacak, FIFA tüm karanlık yüzüyle yerel hükümetin üzerine yıkmadığını bırakmayacak, sponsorlar oyunu pazarlanabilir bir oyuncak haline getirecek, biz de “Aa, cambaza bak” demeyeceğiz haliyle. Grevse grev, protestoysa protesto, öfkeyse öfke… Ona da gözümüzü kapatmayacağız tabii. Büyük spor organizasyonlarının gittikleri ülkelere, özellikle de gelişmekte olan coğrafyalarda nasıl tahrip edici olduğunu biliyoruz zaten (Eloğlu bunu İngilizce kavramsallaşmasını bile yapmış: ‘Destruction of mega sport events’).

Kentleşme, gelir adaleti, gentrifikasyon, mimari açısından savunulacak hiçbir yanı yok. Bunun müsebbibi olan FIFA’yı ve yandaşlarını oturtun mahkeme koltuğuna beraber yargılayalım. Düşünün, FIFA’nın organizasyonu yapan ülkeyle yaptığı anlaşmada şöyle iki madde var:

1. FIFA ile ev sahibi ülke arasında yapılan görüşmeler gizlidir. Hiçbir şekilde kamuoyuna açıklanamaz. 2. Organizasyonun tümünden kaynaklanan bütün aksaklıklardan ve zararlardan ev sahibi ülke sorumludur. Hal böyle olunca tabii ki Katar’ın ev sahipliğiyle ilgili rüşvet patlar, olmadık yolsuzlukların üzerine yatarlar. Geçen hafta Tanıl Bora yazdı: Bu lacivert takım elbiseli güruh “Demokratik olmayan ülkelerde büyük organizasyonlar daha rahat oluyor” türünden açıklama bile yaptı.

Eleştirin ama sahip de çıkın
Amaaaa, yapmayın hanımefendiler, beyefendiler; Dünya Kupası ne olursa olsun bir şenliktir, festivaldir ve futbolun en güzel yanıdır. Brezilya’da olanlar içinize sinmiyorsa haklısınız. Eksik izleyin, ama izleyin. İlle de rahatlamak istiyorsanız söyleyeyim; Güney Afrika’da bundan çok daha ağır bir sosyal ve kentsel tahribat vardı ve hiçbir dünya kupası Arjantin diktasının dalaveresiyle kazanılan 1978 kadar kirli değildi. Yok yok galiba, Mussolini’nin 1934’ü daha beterdi. Ya da Reagan-Bush geçiş sürecinin ayak oyunlarıyla alınan oyunla alakasız 1994 ABD mi desem? Neyse bu böyle uzar gider. Tarih bu konuda pek iyi bir referans değil. Ama tersi de var, bak onu da söylemeliyim. Arjantin’in Falkland’da kaybettiğini sahada kazandığını unutmayız. İran’ın ABD’ye kafa tutmasını da; herkese gider yapan muhalif 1974-78 Hollanda takımını da Kara Kıta Afrika’nın her kupada en az bir takımla yükselttiği isyanı da Maradona’nın FIFA baronlarına ithaf ettiği kupasını da; ırkçıları, yabancı düşmanlarını ifrit eden 1998 Fransa’sı ve 2006 Almanya’sını da… Bıktırmayayım diye kısa kesiyorum, yoksa bu liste de uzar gider, ona göre…

Siz iyisi mi hem eleştirin, hem sahip çıkın. Uyanık olun, ama kayıtsız olmayın. İftarınızı (19:00 maçı), sahurunuzu (01:00 maçı) kaçırmayın. 23’te de iki rekât futbolunuzu seyreder huzurlu huzurlu uyursunuz. En kötü izleyene karışmayın, elleşmeyin. İbadetin iyisi kötüsü olmaz, dinde zorlama yoktur. Yaşam tarzlarımıza müdahale etmeden gül gibi geçinip gidelim.

AZ İLGİLENENLER İÇİN
“Takip ediyormuşum gibi çek panpa!”
Herkes Dünya Kupası’nı konuşuyor. Siz o kadar izlemiyorsunuz ama bilmiyormuş gibi görünmek de istemiyorsunuz. “Tabii ki de ben de seviyorum sonuçtaa” kıvamındasınız. Ama günde üç maç?.. Yok, olacak şey değil! Arada birkaç maç, birkaç muhabbet yeter de artar.
Grup aşamasında güçlü takımların maçını mutlaka izleyin. Almanya-Portekiz, Hollanda-İspanya, İtalya-İngiltere kaçmaz. Ama asıl ortamlarda Fransız kalmamalısınız. O yüzden size hazırlop birkaç cümle veriyorum. Yemeklerden önce aç karnına:

- Messi kupayı alamazsa Maradona’nın gerisinde kalır.

- Futbolu icat ettim diye övünüyor ama İngiltere’den gene bir cacık olmaz. Sterling’le mi kupayı alacaklar?

- İtalya çok acayip abi. Hücum oynuyorlar ve Prandelli büyük hoca.

- Belçika çok iyi takım arkadaş. Bak görürsün sürprizi onlar yapacak. Mourinho bile Hazard için ‘geleceğin yıldızı’ dedi.

- Brezilya-Uruguay maçını bekliyorum ben. 1950’de Maracana’daki olay bakalım tekerrür eder mi?

- İspanya artık çok sıkıcı. Tiki takalar da bayıyor bir süre sonra. Iniesta hariç sıkılıyorum artık.

- Ya aslında Kamerun iyi. Hem bizim ligden de oyuncular var. Kara Kıtacıyım ben.

- Bence Japonlar da güzel ya. Çizgi filmlerle, Tsubasa’yla büyüdüler, takır takır oynuyorlar.

MUHALİFLER İÇİN
‘Dayanışma kılavuzu’

İşiniz zor yoldaşlar. Brezilya karışık, sokaklar kaynıyor. Doğu Bloku yok, ne bileyim eskilerden kalma bir Macaristan, bir Çekoslavakya, bir Yugoslavya falan da yok. CCCP zaten yok, Rusya’ya sempati duyanı Marx çarpar. Daha da beteri doğru düzgün sol iktidara sahip ülke de az. Tüm bunlar olmasa da hikâyesi olan bir maç yakalasanız desek, o da yok. Sömüren sömürülenle eşleşmemiş. Tarihi kapışmaların tarafları eşleşmemiş (misal bir İspanya-Portekiz eşleşmiş olaydı, hiç değilse 3F derbisi falan derdik).

Sözün özü sizin ezberden seveceğiniz hiçbir takım yok. Ama boş gönderecek değiliz. Bir kere Brezilya maçı seyredin bol bol. Nalına mıhına. PT hükümetini de analiz edersiniz, ‘sağa kayıyorlar’ falan dersiniz. Ama direkt tutacak iki takım veriyoruz size. Birisi yükselen soluyla, güçlenen Syriza’sıyla komşumuz Yunanistan. Diğer takım ise Uruguay. Hükümet başkanı dikta döneminde 15 yıl yatmış ‘militan’ José Mujica. Birkaç okumayla kimsenin bilmediği şeylerden bahsedersiniz. Takım da mis gibi. Mazlum millet arıyorsanız Bosna var başta, Afrikalılar var. Misal Cezayir (Camus klasiği girer devreye) iyi de takım. Sizin için tavsiye edilen maçlar:

- Müslüman derbisi. Batı tipi İslamiyet vs. köktenci İslamiyet. Beğenmediyseniz, sinema derbisi. Ashgar Faradi vs. Aida Begic: İran-Bosna

- Franco vs. Pinochet. Tarafınız belli ama. Pincohet’yi yargılamaya kalkan İspanyol savcı hatırına tabii ki İspanya: İspanya-Şili

- Zapatistalar Brezilya’ya karşı: Brezilya-Meksika

- Latin Amerika’da ordusuz barışçıl ülke, favorilerden Uruguay karşısında: Uruguay-Kosta Rika

- Azıcık sömürü ilişkisi kurulabilecek belki de tek maç (Boateng kardeşlerin biri orada biri burada): Almanya-Gana

- Göçmenler karması derbisi. Sahaya çıktıklarında Arnavutlar da, Kosovalılar da, Türkler de, Kürtler de, Cezayirliler de, Senegalliler de, Zaireliler de, Angolalılar da, Basklı da, Malili de, Gineli de, Boşnaklar da, beyazlar da, siyahlar da, melezler de çıkmış sayılıyor: Fransa-İsviçre. 

SEVMEYENLER İÇİN
‘Giriş paketi’

Futbolu sevmiyorsunuz, seveni de sevmiyorsunuz. Ama işte eş, dost ensenizde boza pişiriyor. Yok Brezilya, yok Arjantin, yok İspanya… Anladınız ki kayıtsız kalamayacaksınız. Sürekli Brezilya’daki sorunlardan bahsedince de sıkıcı oluyorsunuz. O zaman birkaç atıştırma iyi gelir.

N’apıp edin bir Hollanda, İtalya ya da Arjantin maçı seyredin. Tribünler renkli olur. İlginizi çeker. Dil biliyorsanız İngiltere’ye dikiz atın. Kendileriyle nefis dalga geçerler. O kadar vaktiniz yoksa, bu gece hemen İtalya-İngiltere maçına bakın. İkisi bir arada, 90 dakikada bir sürü şey biriktirmiş olursunuz. Yakışıklı İtalyan topçular da cabası (Pek kalmadılar gerçi. Şarap bağları olan Pirlo’yu tavsiye ederim). Bir de üstüne İngilizlerin tribününde Mick Jagger falan görürseniz heyecan da yaratır, güzel olur. İlk turda size bir de Brezilya-Meksika yazıyorum. Tarih, sosyoloji, siyaset ukalalığı yaparsınız. Hem de gerçekten dünyanın kupası olduğunu hissedersiniz.

İkinci turu pas geçin. Ama bir çeyrek bir de yarı final şart. Şimdiden bir şey söylemek zor ama mümkünse farklı kıtadan takımları bulun. Messi varsa kaçmaz. Sonuçta sabah akşam bunlardan konuşacaklar. Kayıtsız kalamazsınız.

Finali boşverin. Sıkı futbolseverler mental ve fiziksel olarak çökmüş olurlar, ertesi güne bir şey kalmaz, kurtulursunuz. Siz o gün Metallica konserine gidin bence. Bangır bangır kafa dağıtırsınız ne güzel!