Durdurun dünyayı inecek var

Ümit Kıvanç?ın çok sevdiğim bir tespiti vardır. "Biz eskiden ?tavır? derdik, şimdi bir anda ?duruş? demeye başladılar" der sık sık. Benmerkezci, kibirli ve garantici bir hamle olarak...

Ümit Kıvanç’ın çok sevdiğim bir tespiti vardır. “Biz eskiden ‘tavır’ derdik, şimdi bir anda ‘duruş’ demeye başladılar” der sık sık. Benmerkezci, kibirli ve garantici bir hamle olarak duruş’u öne çıkarmanın başka bir şey, bir konuda sorumluluk sahibi ve bencil olmayan bir tavır alarak hamle etmenin başka bir şey olduğunu söyler durur. Duruş’a kıllanarak, tavır’ı özleyerek...
Oysa hakikaten garip zamanlardan geçiyoruz şu aralar. Dünya öyle bir hızla dönüyor ki, kime neye tutunacağımız karıştı ve biz bırakın tavır almayı, ayakta duramıyoruz. İşte son ekonomik kriz olayı. Düşünün, dünyadaki açlığı yok edecek bir paranın birkaç katı dünya ekonomisi kurtulsun diye birtakım para babalarına resmi olarak pompalanacak. Bu bir an önce olsun diye herkesin eli yüreğinde. Yardım çıkmayınca borsa düşüyor, ama yardım çıkınca da borsa düşüyor, bazı borsalar daha da düşmesin diye seans ortasında kapatılıyor, serbest denilen ekonomi söz konusu olan ağababalar olunca zapturapta giriyor vs. Bırakmıyorlar yapsınlar, bırakmıyorlar geçsinler. Niye? Bırakalım yapsınlar, bırakalım geçsinler diye.
En iyisi örnekleri yabancı sulardan kendi sularımıza taşıyalım da, yazı spor yazısına dönüşsün. Biz de futbolda her gün kriz yaşamıyor, olmadı icat etmiyor muyuz zaten? Tavır almak için hamle ettiğimiz her şey erozyona uğruyor, duruş’a geçelim derken elimiz kayıyor. Savunmak istemediğimiz ne kadar iş ve adam varsa onları savunmak zorunda bırakıldığımız bir dünya burası.
Beşiktaş’tan başlayalım. Neyse ki henüz dünya Yıldırım Demirören’i ve Sinan Engin’i de bize savundurtacak kadar zalim değil. Ama ya Ertuğrul Sağlam meselesi? Ben şahsen Sağlam’ın teknik becerileri ve medya ilişkileri konusunda pek çok şerh taşırım. Oyunu hep rakibe göre kurmasından, yenildiğinde bahaneleri sevmesinden, özellikle de basın toplantılarındaki asabi tepkilerinden pek hazzetmem. Ama bugün ona yapılan reva mı Allah aşkına? Üç büyüklerin lideri konumundaki bir takımın antrenörü böyle apar topar istifaya zorlanır mı? Sanki Beşiktaş yıllardır Avrupa kupalarının efendisi de Sağlam bu geleneği bozdu. O zaman n’apıyoruz? Ertuğrul Sağlam’dan yana tavır alıyoruz. Ama bir bakıyorsunuz, bir anda onun arkasında da milliyetçi, mukaddesatçı bir güruhla yan yanasınız. Ertuğrul yabancı olsa böyle olmazmış. Zico ne zaman Türk oldu? Tigana? Del Bosque? Onların ön ismi Tayyar, Veli değildi ki. O zaman böyle düşünenlerin de karşısına geçmek zamanı. Haydaaa! Orada da Levent Erdoğan sokuldu yanımıza. Muhteşem bir yönetici malum kendisi. Kendi takımına kabaca söylersek “Karı gibi oynamayın” diyen, Bosque davasını tamir edeyim derken tazminata tazminat ekleten ve en son takımı medyadan bile ağır eleştiren bir zat-ı muhterem. Oradan da kaçmalıyız, ama hayat uzay geometrisi değil ki?
Ya Fenerbahçe. Zico gitmesin diye bas bas bağırdık. Hiç değilse futbolcular saygı duyuyor, sahip çıkar dedik. Adamcağız gitti, ilk onlar arkasından salladı: “Hiç antrenman yaptırmıyordu. Disiplini eksikti.” N’oluyor demeye kalmadı, “Zico gitmeli” diye zıp zıp tepinenler “Zico’nun gitmesi yanlıştı” dediler. Şimdi Aragones gitsin’ciler türedi. Kim bunlar. Çoğu Zico gitsin diyenler. Kim gerçekten nerede duruyor, ne diyor, biri bana anlatabilir mi? Aziz Yıldırım deseniz kendisi nevi şahsına münhasırlıkta haftalardır liderlik koltuğunda
oturuyor. Sağ olsun onun sayesinde “kişiyle kaim kurumsallık” denen şeyi öğrendik. Zico neden gitti diye soruldu. Önce başarısızlık gelenek olmasın dedi, ona tavır alalım dedik. Sonra fazla para istedi, diye bir kontra çıkardı. Bu sefer dünya kulübü nasıl olunacak, Cavcavizm’le mi bir yerlere geleceksiniz diye soracakken, yardımcısı sorun yarattı, diye bitirdi. Biz de bittik zaten. Yetmedi, bir taraftar grubuyla birbirlerine girdiler. Sanki mafya hesaplaşması gibi ortaya dökülmedik şey kalmadı. Ama işimiz yine zordu. Aziz Yıldırım’ın otoriterliğine tepki alayım derken, GFB’nin ceberrutluğuna ve kabadayı bıçkınlığına yandaş haline gelmeye başladık. Buyurun bir taraf seçin kendinize. ‘Yesinler birbirlerini’, deseniz iki taraf da gelip ilk sizi dişliyorlar. Bakın daha Galatasaray’a giremedik bile. Hem Skibbe hem ‘KewellBarosNondaLincolnArda’ nasıl olacak? Tartışamadık bile. Adnan’lar mevzuu ayrı bir muhabbet, futbolcular ayrı... Oofff, of.
Velhasıl, Ümit’çim bu memlekette geçtim bir tavır alabilme becerisini, ayakta durmak bile bazen zorlaşıyor. Tabii ki tavır dediğin bunların hepsini karşılamalı, duruş dediğin namuslu olmalı. Ama dünya da çok hızlı dönüyor yahu!