Eskilerle kalıp yıldız yapanlar

Bizans esnafı piyasayı kızıştırmayınca transfer ekonomisi de durgunluktan payını aldı sanki. Son düdüğe bir haftadan az kaldı, elimizde bir Holosko, bir Maldonado, bir Emre Güngör var. Biraz da Mehmet Topuz-Gökhan Ünal...

Bizans esnafı piyasayı kızıştırmayınca transfer ekonomisi de durgunluktan payını aldı sanki. Son düdüğe bir haftadan az kaldı, elimizde bir Holosko, bir Maldonado, bir Emre Güngör var. Biraz da Mehmet Topuz-Gökhan Ünal, Barusso, Isakkson ve Beşiktaş'a biçilen bir stoper adayı... Velhasıl görünen köyün profili şu: nasıl ki büyüme düşüyor, borsa düşüyor, Üç Büyükler'in de transfer ihtirasında da bir tenkisat var. Menzili sonsuz asparagasları bir kenara itersek, dedikodular bile kısıtlı imkânlarda çalıştı. İstanbul surlarının dışına kafamızı uzattığımızda da resim çok farklı değil. Kadro zafiyetini davul zurnayla duyuran Sivas-
spor'un yedi oyunculuk paketi, Gençler ve Rize'nin kötü gidişe merhem olsun müsrifliğiyle aldığı altışar oyuncu, yine aynı minvalde dertlenen Manisa ve Antep'in beşlik hamleleri dışında herkes 3-4 oyuncuyla yetinmiş gibi. Peki bunu neye yormak gerekir? Akıllanıyorlar ve devre arasının ıskarta pazarından iyi mahsul alamayacaklarını anladılar, diyerek hayra mı; yoksa "ne ka' ekmek, o ka' köfte"cilik diyip şüpheyle mi?
Bunu değerlendirmek yerine başka bir şeye soyunalım biz. Türkiye'de ve dünyada oyuncu tutarlılığı konusuna değinelim. Sağ olsun Tam Saha dergisinin yazıişleri müdürü Mazlum Uluç, federasyonun bilgi işlemi sayesinde önümüze bir sürü veri yığdı. Bunun sonucunda Tam Saha'nın mart sayısında da konuya dair bir yazı çıkacak. Ama biz önce yazımızla sınırlı olarak o bilgiden birkaç kuple alıntılayalım.
Milan'la başlayalım. Avrupa'da kadro istikrarının kalesi Kara Kızıllar. 2003, 2005 ve 2007 Şampiyonlar Ligi finallerinin hepsinde oynamış tam beş oyuncuları var. Artı üç oyuncu da en az ikisinde bulunmuş. Yani ilk 11'in 8'i neredeyse beş yıldır bir arada oynuyorlar. Şu anki kadrolarında tam 12 oyuncu en az 100 kez Milan forması giymiş. Bu rakam Manchester United ve Barcelona'da 8, transfer hovardalığını kimselere bırakmayan Inter ve Chelsea'de 7. Avrupa'nın diğer önde gelen kulüplerinde de durum pek farklı değil (ayrıntılar Tam Saha mart sayısında diye reklam yapayım bari).
Türkiye'ye baktığımızda ise Denizli'de 6, Galatasaray'da 5, Oftaş'ta 4 oyuncunun aynı başarıyı gösterdiğini görüyoruz. Geri kalan ekiplerde takımının forması en az yüz kere giymiş oyuncu sayısı 2-3'ü aşamıyor. Fenerbahçe'de Alex ve Aurelio, Beşiktaş'ta ise iki İbrahim (Üzülmez ve Toraman) başarmış bunu, hepsi bu. Biraz daha açalım bu veriyi. Koskoca Süper Lig'de forvet ve kalecilere baktığımızda, sadece 10 oyuncu en az 100 kez aynı takımın formasını taşıma onuruna erişmiş.
Peki bu neyi gösteriyor? Tabii ki en başta kadro istikrarsızlığını. Kıt kanaatle kulüplerini idare etmek zorunda kaldıklarını söyleyenlerin aslında çok önemli bir şeyi ıskaladıklarını. Milan'ın hâlâ Kaladze, yakın zamana kadar Costacurta'yla oynaması sadece bir ekonomik tercih olabilir mi? Ya da Chelsea onca parayı yatırmış olsa da Drogba, Terry, Lampard'ı neden demirbaş gibi tutuyor olabilir? Liverpool koca defans hattını, ki bazen eleştirilerle yerle bir oluyorlar, yıllardır neden bırakmıyor? Delgado, Deivid'in bir sene sonra form bulması, Alex'in ilahlık seviyesine terfi etmesi için üç sene beklemek durumunda kalmasına ne demeli? Bir nedeni olmalı değil mi?
İşbu veriler de gösteriyor ki, transfer pazarına girerken önce eldeki malzemeye iyi bakmak gerekiyor. Alışveriş hevesi pragmatik fayda sağlıyor olabilir. Ama uzun erimli bir başarı için 'istikrar', klişe olduğu kadar gerçekliği de olan bir terim. Eskilerle kalıp yıldız yapanlar, musikiyi, yani harmoniyi de ruhun gıdası niyetine bol bol alıyor velhasıl. Ama bazıları illa rakı şişesinde balık olmak niyetinde!