Fenerbahçe şampiyon

Fenerbahçe, sahasında Ç. Rizespor ile golsüz berabere kalmasına rağmen aldığı 1 puanla şampiyonluğunu ligin bitimine 3 hafta kala ilan etmeyi başardı. Kanarya böylece 3 Temmuz'dan bu yana yaşadığı sıkıntılara sünger çekti.

Maçtan bir gün önce. Sabah 10:30. Stadın altındaki gişelerde kuyruklar 500 metreyi buluyor. Herkes kıpır kıpır, tezahürat yapmadan duramıyorlar. Akşam üstü, hatta hava karardıktan sonra bile durum yine aynı. Tamamı kadın ve çocuk sıradakilerin.

Dün maç çevresinde onlarca karaborsacı ‘konuşlanmış’. Bedava maçın biletlerini satıyorlar! Biri arkadaşına gülümseyerek anlatıyor: “Stoğu erittim.” Stat çevresi yüzlerce erkekle dolu. Ama çoğunluğu ‘refakatçi’ değil. Şampiyonluk heyecanıyla gelmiş, boş boş fink atıyorlar. Kadınlar kalabalığa sitemkâr: “Ayak altında dolaşmayın da maça girelim.” Maç öncesi tribünler ‘Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener’i de layıkıyla yapınca tablo tamamlanıyor.

Artık onlar, ne zaman hangi tezahüratı yapacaklarını da, neye tepki vereceklerini de gayet iyi biliyorlar. (İki sorun vardı sadece: 34. dakikayı kaçırdılar. Bir de Volkan’a ‘zaafları’ var.)

Sözün özü ceza meza hikâye artık. Onlar bu stadın parçası. Nedenlerini, sonuçlarını, ‘ceza’ saçmalığını bir kenara bırakalım, fenomonel bir tablo bu. Müthiş bir deneyim birikmesi. Aslolan sürecin/yolculuğun kendisidir, sözünün ibret vesikası. O yüzden Fenerbahçe’nin şampiyonluk maçını kadınların ve çocukların önünde oynaması güzel bir denk geliş aslında.

Cezadan ziyade bir tür ödül, hatta hakediş... İstiklal Marşı’nı arkada çalan fon müzikle aynı anda başlayıp aynı anda bitirirerek (ben ilk defa şahit oluyorum!) daha ilk dakikadan erkeklere gol atıyor tribünler. İlk yarı boyunca takımlarının gol yollarındaki sakarlık ve beceriksizliklerini de çok önemsemiyorlar. En çok sevdikleri tezahürat belli: “İşte taraftar işte şampiyon.” Maç boyunca tek bir saniye susmuyorlar; abartmıyorum, tek bir saniye!

Hakkını verelim; sahadakiler de, başta taraftarları gibi neden şampiyon olduklarını gösterircesine diri ve hevesliler. Üretken olmasalar da müthiş bir takım savunması var. Gol erkenden gelmiyorsa bunun nedeni saha-içinde sakarlıktan sorumlu iki kabine üyesi Kuyt ve Emenike.

Ama onları da alkışlıyorlar.
İkinci devre oyun daha kontrollü, hatta daha çok Rizespor kipinde olsa da ‘neşe pınarı’ debisini kaybetmiyor.
Stat alkışlayacak bir şeyi her daim buluyor. 71’de Sow’un kafası gol olsa sevindirik olacaklar. Olmuyor ama son düdükle malumun ilanı gerçekleşiyor. Artık ortalık bayram yeri. Skora kimse takılmıyor ve her inliyor: “İşte taraftar, işte şampiyon.”

Evet, şampiyon Fenerbahçe. Kim hak etmediklerini söyleyebilir ki? En çok koşan, en çok şut çeken, en çok gol atan, 5. haftadan beri lider takım sizseniz, yenilgiyi kabullenmemek kimliğinizse, maçı son ana dek oynamanın örneğiyseniz haliyle şampiyon oluyorsunuz. Başta Ersun Yanal olmak üzere tüm takıma saygı duymak lazım. Tek bir yıldızla değil takım oyunuyla başardılar bunu. Caner ve Mehmet Topal ‘başka’ oynadılar ama bu zafer resmen dayanışmanın eseri.

Bu başarıyla birlikte görüyoruz ki 2011’de dibi bulan takım yeniden futbolumuzun zirvesinde. Öyle ya da böyle; takdiri hak ediyorlar. Zor günlerde kimse onlar gibi kenetlenmiyor bu ülkede. İnanmayan dünkü tribünlere baksınlar!