Foe, Gökmen, Puerta, O'Donnell... Katil kim biliyorum

Gıpgıcır umut yatırımları için uçsuz bucaksız bir sayfadır yeni yıl gecesi. Fantezi dünyasının başkentidir. Gerçekleri anlamak için ise sadece bir gün yeter.

Gıpgıcır umut yatırımları için uçsuz bucaksız bir sayfadır yeni yıl gecesi. Fantezi dünyasının başkentidir. Gerçekleri anlamak için ise sadece bir gün yeter. En kısa sürede Hanya-Konya güzergâhında bulursunuz kendinizi. O yüzden benim dileğim tektir: Sadece geçen seneyi aratmasın yeter. Yoksa kolay bir yıl geçirmeyeceğimizi hepimiz gayet iyi biliyoruz.
İşin kötüsü şu: Yeni yıla giriş sırasında, hani o geçici sarhoşluk haliyle kendimizi iyi hissettiğimiz ilk anlarda bile mutlu olamayanlar var, mesela Motherwell'liler... Çünkü; mahallenin mütevazı takımının kaptanı, eski Celtic'li Phill O'Donnell yeni yıla iki kala kalp krizine yenik düştü, hem de sahanın en orta yerinde. 2007 yılı içinde Sevilla'nın gencecik stoperi Puerta'dan sonra bu ikinci kayıp. 1990'dan beri 20'ye yakın genç adamın futbol uğruna kalbi durdu. O'Donnell, 2003'te Kamerunlu Foe'nin canlı yayında hayata veda etmesinden bu yana bildiğim kadarıyla sekizinci ölüm oldu. Sırf anmak için bile bu son kayıpları hatırlamakta fayda var. Benficalı Miklos Feher (2004), Sao Caetano'lu Serginho (2004), Uniao Leiria'lı Hugo Cunha (2005), Elazığsporlu Gökmen Yıldıran (2006), Al Ahli oyuncusu Muhammed Abdül Vahap (2006), İngiltere Konferans Ligi takımı Hinckley United'lı Matt Gadsby (2006), Endülüs'ün genç yeteneği Antonio Puerta (2007) ve son olarak eski Celtic'li Motherwell kaptanı Phil O'Donnell (2007)... Foe, Gadsby, Feher, Serginho, Puerta ve O'Donnell aynı nedenden öldüler: Aritmojenik sağ ventrikül kardiyomiyopatisi. Bunun bir rastlantı olup olmadığı, normal yaşamda karşı karşıya kalma ihtimalleri üzerinde durmayacağım, çünkü bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var! Endüstriyel futbol diye tanımladığımız, ama Ahmet Çiğdem'in terminolojik düzeltmesiyle futbol kapitalizminin bu kayıplarda vebali çok. Futbol eğlenceden işe, oyundan şova, futbolcu da zanaatkârdan işçiye dönüştükçe bu tip sorunlar da giderek artacak. Bu gidişatı nostalji edebiyatıyla frenlemek de mümkün değil. Giderek vahşileşiyor ve önüne gelen kim ve ne varsa eziyor. Düşünün, eskiden güzel futbol isterdik, şimdi sonuç oyunu diyoruz.
Peki ne yapmak lazım? Bu akışa kendimizi bırakacak halimiz yok. Ama şu da kesin: Elimiz kolumuz bağlı değilse de bağımlı. Bu durumda yapılacak en önemli şey, acımasızlaşan futbol sektörüne karşı sosyal güvenlik hamleleriyle hız tümsekleri yaratmak. Geçen hafta TFF Sağlık Kurulu Başkanı Prof. Mehmet Binnet'in davetiyle Kulüp Sağlık Ekipleri Sürekli Eğitim Programı'na konuşmacı olarak davetliydim. Orada da benzer bir tartışma vardı. Doktorlar endişelerini dile getirdiler bol bol. Maça devam edemez durumdaki bir oyuncu eğer oyuna girmek isterse ve antrenörü de girmesi yönünde baskı yaparsa doktor ne yapacak diye sordular mesela. Ne hakemin ne de doktorun (eğer dış kanamalı bir durum yoksa) böyle bir engelleme yetkisi varmış. Düşünün iç kanama belirtisi gösteren bir oyuncu oynayacağım diye tuttursa doktorun yapabileceği bir şey yok. Tamam, hastanın her zaman tedaviyi reddetme hakkı vardır. Ama oyun sırasında, oksijen tüketiminin azalıp vücudun su ve kilo kaybı söz konusuyken o oyuncunun aklı baliğ olduğunu, yani bilinçli karar verebileceğini
söylemek ne derece mümkün. Kim bilir bunun gibi daha neler var? Lakin Puerta'nın ölümünden sonra her büyük organizasyonda acil müdahale odası kurma kararı alan FIFA'nın bu konuda kendiliğinden harekete geçmeyeceği de kesin. O zaman hepimiz, yani futbolun emek tarafında duranlar hak taleplerini yükseltmek zorunda. Yaz ortasına Intertoto koyanlar, bir futbolcuya senede 70'e yakın maçı reva görenler, Dünya Kupası finalini TV uğruna öğle sıcağına mahkûm edenlerden medet ummak anlamsız. Yetkileri arttıkça ihlalleri artan kolluk kuvvetlerinin futbol alanlarındaki ceberutluğu da, reyting uğruna futbol kültürümüzü iğdiş edenler de, sakat sakat oynatıp oyuncuları mahvedenler de, bahis uğruna zevkimize limon sıkanlar da, futbolcu sendikasına dudak bükenler de, federasyonun genel kurul yapısını kendi lehlerine değiştirenler de bu problemin bir parçası. Eğer hız tümsekleri oluşturmazsak, fizik mücadeleden kaçarsak, omuz omza koşmazsak futbolun efendileri arkadan müdahalelerini daha da artıracak. Bu yüzden hepimiz birbirimizin kademesine girmeliyiz. Yoksa bu gidişle daha çok gol yeriz.