Futbol ayakla değil kafayla oynanır

Bu hafta Süper Lig?in fiyakalı ikilisi Fenerbahçe ve Galatasaray, belediye hizmetlerini test etme derdinde. Biri Ankara?nın diğeri İstanbul?un Büyükşehir?lerinin hareket sahasına giriyor.

Bu hafta Süper Lig’in fiyakalı ikilisi Fenerbahçe ve Galatasaray, belediye hizmetlerini test etme derdinde. Biri Ankara’nın diğeri İstanbul’un Büyükşehir’lerinin hareket sahasına giriyor. Belli ki seçimler öncesi bir vaat de onlar koparmak amacında. Orta sahada çukur olmasın, ceza sahasına giden yollara asfalt dökülsün, goller su gibi aksın, pozisyon kuraklığına çare bulunsun, çabalar gol, su, elektrik olarak geri dönsün. Dönsün ki sandıkta görüşürüz tehdidi hortlamasın.
Futbol açısından da beklentiler yok değil tabii ki. Hele de Kadıköy eşrafında. Geçen haftaki sarı-kırmızı galibiyet kötü gidiş içinde bir yol kazası mı, yoksa ‘iyi oyuna’ dönük çabalarda bir dönüm noktası mı, bunu anlamaya çalışıyor herkes. Test etmek için Ankaraspor’dan daha iyi bir denek de bulamazdı Sarı-Lacivertliler. Tumturaklı bir takım Mavi-Beyazlılar. Topu kamulaştırmış,
oyun alanını parsellemiş gibi duruyorlar. Fenerbahçe gibi baskı gücü eksik takımlar karşısında sahada resmen fink atıyorlar. Ama ya işlevsellik... Orada biraz yaya kalıyorlar işte...
İlk yarım saatte oyun sürekli Fenerbahçe’nin karasularında kuruldu. Zaten hakemin ev sahibine ‘hoşgörülü’ tavrı ve bir Aykut Kocaman kanunu olan ‘çok topla oyna ama az pozisyon bul’ ilkesi olmasa yenik duruma düşebilirdi Fenerbahçe. Bu yüzden Deivid’in Roberto Carlos’la ‘senkronize golü’ deplasmanda atılan iki gol gibi geldi Saracoğlu ahalisine. Eksi bakiyeye meyleden bir oyunun olmadık bir golle çözülmesiydi bu. Aynı
gazla toparlar gibi oldular. Sadece devre arasına dek değil, ikinci yarının başını da. İkinci golün özgüveni bir tık daha atırdı hareketliliği. Fakat hiçbir zaman oyunu
dikte edecek kadar etkin olamadılar. Ankaraspor, vitesi boşta tutsa da, direksiyonu neredeyse hiç bırakmadı. Ama randıman başka bir şey işte. Geri dörtlünün bu kadar geçirimsiz, serbest vuruşların bu kadar tahrip edici olduğu bir maçı kazanmak Fenerbahçe için şans olamazdı. Ne demişti Cruyff: “Futbol ayakla değil, kafayla oynanan bir  oyundur.”
Son bir söz de Roberto Carlos’un girmek istemeyen frikiğine: O oyundan bağımsız bir şıklıktı. İstatistikçiler golü Lugano’ya yazmış olabilirler. Oysa sarı lacivert gönüllerin zabıt defteri tabii ki efsane sol beki kaydetti oraya. Muhtemelen Türkiye’deki ilk frikik golü olarak. 
NOT: Maç öncesi yüksek volüm yüzünden gürültü kirliliğine dönen müzik repertuvarında ‘Bana her şey seni hatırlatıyor’ çalıyordu. Tayyip beye değil, Galatasaray’a hitaben. Benim takıntım ise hâlâ Zico ve Aurelio.
O yüzden bana geçen haftayı değil onları hatırlattı yine her şey. Ankaraspor maçını da biraz bu pencereden izledim. Acaba Fenerbahçeliler “İşte hayat sensiz de akıp gidiyor” tadında mıydılar, yoksa aynı nakarata mı takılacaktı dilleri? Doğrusu galibiyete rağmen ben işler tıkırında diyemem. Peki, bu tereddüdü yaratan şey Ankaraspor’un dikte eden oyunu mu, yoksa frikikler dışında katılımcı bir oyun kuramayan görünen köyün profili mi? Karar verebilmek için haftaya bir diğer Angaralıyla oynanacak olan karşılaşmaya bakmak lazım galiba. Ya da önümüzdeki maçlara...