Futbolda çocuk emeği sömürüsü

Avrupa?da sezonlar son nefesinde, bitmeyen sadece birkaç lig kaldı. Günde beş maç tüketen bağımlılar, artık elleri titreyerek...

Avrupa’da sezonlar son nefesinde, bitmeyen sadece birkaç lig kaldı. Günde beş maç tüketen bağımlılar, artık elleri titreyerek zap yapıyorlar. Peki, böyle kriz eğilimi gösteren iyi bir futbolsever n’apmalı? Ya kendini eyleyecek başka sporlar bulmalı: Tenis mesela. Henin tenisi bırakıyorum demiş, sevenleri karayaslar bağlamış. Roland Garros’ta Federer-Nadal finali gözleyenler hayal kırıklığına hazırlanıyor. NBA’de Lakers-Celtic finali beklentisi hortlamış, bisiklette Giro start almış, olimpiyat öncesi hazırlık turnuvaları tam gaz vs. Ya da spor değiştirmeyip, monogamiyi savunmalı ve futbolun değişik versiyonlarına tutunmalı. U17 Avrupa Şampiyonası, hemen ardından Toulon Ümitler Futbol Şampiyonası, Plaj Futbolu, hatta bulursanız Sepak Takraw bile olur.
Ama bu tip ferahfeza turnuvalarda teselli arayan, ‘Futbolun özünü buldum’ arayışına girenler için de iyi haberlerimiz pek yok. Çünkü oyunun ticari yönü hiçbir engel tanımıyor. Bundan çok değil 20 sene önce, Avrupa Şampiyonası ya da Dünya Kupası gibi büyük bir turnuva yaklaştığında transfer dünyasında frene basılırdı. Herkes turnuvaları izler, kimi alacağına öyle karar verirdi. Kimse yeni yetenekleri izlemeden alışveriş limitini doldurmak istemezdi. Oysa bugün yeni yetenekleri keşfetmek için 12-13 yaş turnuvalarına gitmeniz gerek. Çünkü 15 yaşından sonra herkes biliniyor, herkes takip altında.
Antalya’daki U17 Avrupa Şampiyonası’nı seyrediyorum bir heves. Daha birkaç sene önce Cesc’i, Nuri’yi, Pique’yi, Bojan’ı keşfettiğimiz turnuvada yeni yüzler arıyorum. Ama iki yüzden biri yine tanıdık çıkıyor. “Bu Hollandalı Castillon iyiymiş” diyorum bizim Eurosport’un U17’cileri yapıştırıyor, “Ajax’ta oynuyor, Chelsea ilgileniyor.” “Yahu Sırp Aleksiç ne biçim bir oyuncuymuş.” Cevap hazır: “Voyvodina’da gol attı. Udinese peşinde.” Thiago ve Rochina İspanya’yı finale çıkardı”, cevap hazır: “İkisi de Barça’da”. Fransa’da Kakuta Chelsea’de, Tafer Lyon’da, Sunu Arsenal’de. ‘Tanıdık’ çıkmayan bir  Gueida Fofana var Le Havre’dan.  O da çok sürmez avlanır. Yani herkes biliniyor, herkes çoktan keşfedilmiş durumda. Söylenene göre Avrupa’nın bir scout haritası var. Doğu Avrupa’yı İtalya, Almanya, Benelüx ve İskandinavlar’ı Fransız ve İngilizler parsellemiş, Güney Amerika ise ortaya karışık ikram ediliyor.
Peki bunun ne zararı var? Kulüplerin bu tip hamleleri kurumsallıklarının bir gereği değil mi? Öyle de, 14 yaşında çocukların transfer konusu olması, daha şimdiden beklenti yükleriyle dolduruluyor olmaları, aileleri ile birlikte oradan oraya sürüklenmeleri size hoş görünüyor mu Allah aşkına? Çocuk emeğinin sömürüsü sayılmaz mı bu? Kendisine endüstri diyen ve darphane gibi para basan bir sektörün 18 yaşından küçük çocuklara profesyonel sözleşme uzatması çocuk hakkı ihlali değil mi? Daha 15’ine gelmeden yetiştirici onca
küçük kulübün elinden koparılan bu oyuncu adaylarının gelecek garantisi var mı?
Biz sadece kalburüstülerinin farkındayız. Bu işin ‘brütüne’ kurban giden onca gencin ruh halini kim toparlayacak? Erken olgunlaştım sanıp, saçma sapan işler
yapan gencecik Batuhan’ın habis yapmış egosunu kim törpüleyecek?
UEFA Avrupa Komisyonu’nun kapısını aşındırıyor bu aralar. 18 yaşından küçükler profesyonel olmasın, bu işi kapitalizmin vahşi kurallarına terk etmeyin, öyle
olursa serbest girişim uğruna birileri maça 18 kişiyle çıkmaya kalkar, bir
diğeri çıkar, “Haksız rekabet yasağı gereği beni ligden düşüremezsiniz” der. Oysa sporun kendine özgü regülasyon gerektiren bir yanı var, NBA bile kurallarla bu kadar bağlıyken futbolu başıboş bırakmak olmaz, diye dilinde anlatıyor da anlatıyor. Haksız da değiller hani. Şöyle ağız tadıyla oyuncu keşfedecek, büyük takımların bulaşmadığı bir altyapı turnuvası bile izleyemez olduk yahu.