'Gezi ruhu'nun spora katkısı...

Pek çok pesimistin senaryosu şu: UEFA'nın yeni dosyaları, transferler, ilk derbiyle birlikte başlaması muhtemel gerginlikler derken, Gezi'den spor için geriye bir şey kalmayacak. Ben öyle düşünmüyorum.
'Gezi ruhu'nun spora   katkısı...

Cem Yılmaz’ın memleket insanının hallerine dair ‘tespitleri’ malum. Kendisi bir ‘Türkolog’ olarak nice sosyal-psikologdan daha yerinde gözlemler yapar. Ama bu kadarını ondan bile beklemiyordum. ‘A.R.O.G.’ filminin bir kehanet içermesi akıl alır gibi değil. İlk çağlara sürgüne giden Arif, oradaki ilkel kabileyi nasıl motive ediyordu hatırlarsınız: “Bir haftada ortaçağ, 15 günde yeniçağ, yemin ediyorum bir aya kadar Fransız Devrimi’ne kadar götürürüz biz bu işi.” Oldu mu oldu valla! Memleket tarihinin en hızlı politize olan kuşağıyla karşı karşıyayız ve Gezi öyle bir toplumsal altüst oluş yarattı ki, bu her yerde kendini gösteriyor.

Hâlâ inatla kendini gaz ve suyla ifade eden valiyi ve polisi (onların kişiliğinde büyük harfle yazılması gereken ‘Devlet’i); ne yazık ki her gün ayrı bir kürsüde ‘Camide içki içildi’ diye yalan söyleyerek yaptıklarını doğru göstermeye çalışan Başbakanı; bu süreci anlamamaktaki ısrarı ancak ve ancak bir ‘çıkarla’ ifade edebilecek, samimiyetlerine inanılmayan bazı ‘yandaş’ zevatı bir yana koyarsak ‘Gezi süreci’nin azametini anlamayan pek az kişi kalmış olsa gerek. Sadece birkaç hafta önce ‘Gündemi ben belirlerim’ diyenlerin sabah akşam Gezi’den bahsetmesini başka türlü yorumlamak zor. Sonuçta bu sürecin karşıtları bile kendilerini buranın aynasında ifade ediyor. ‘Sosyalizmin sol açığı Sakallı’nın Hegel’den miras aldığı ‘diyalektik’ kavramının sözlük karşılığı bu olsa gerek.

Peki spor, daha çok da futbol bu sürecin neresinde? Çarşı’nın duruşunu/tavrını bir yana koyalım. Çünkü öylesine bir kahramanlık herkesin harcı değil. Nitekim devletin garezini boşuna çekmediler üstlerine. Tüm egemenler şövalyelerden nefret eder. Benim asıl merak ettiğim ‘diğerleri’. İlk günlerdeki ‘bütün dünya buna inansa’ sahnelerini yaratan o ‘Istanbul United’ takımı ne olacak, ne yapacak? Evet, pek çoğu hâlâ alanda. Ama 8 Haziran’daki kadar kalabalık değiller. Bu da doğal! Artık forumlar var, birikenlerin derlenmesi, toparlanması süreci var. Asıl mesele de burada. Gezi’den bize, biz futbol/spor camiasına ne kalacak?

Pek çok pesimistin senaryosu şu: UEFA’nın yeni dosyaları, transfer bombaları, ilk derbiyle birlikte başlaması muhtemel gerginlikler derken, Gezi’den geriye bir şey kalmayacak. Ben öyle olmayacağını düşünenlerdenim. Neden mi?

Otoritenin sorgulanması meselesinde Gezi müthiş bir deneyim ve kırılma yaşattı. Kulüp başkanlarının koltuğu belki de ilk defa bu kadar sorgulanıyor. Artık bir kulübün taraftarı olmak, o kulübün başkanını sevmeyi zorunlu kılmıyor. Ve bu sayede o purolu zevatın yaptığı her yanlış, kırdıkları her kol ‘yen kapsamında’ değerlendirilip, yanlarına kâr kalmayacak. İnanmayan 12 Numara’nın twitlerine baksın.

Çarşı bunu zaten yapıyordu. Diğer tribünlerde de emareleri vardı. Ama artık herkesin dili kıvraklaşıyor. Bence bu sezon tribünlerin dili ironiden geçilmeyecek. Tribünleri ‘yandaşlaştırmaya’ çalışan sansürcü zihniyete inat, şahsen her maçın aynı zamanda bir pankart okuma ayini olmasını bekliyorum.

Polisin tribünlerdeki yeri ve olaylara yaklaşımı her zamankinden daha fazla zan altında artık. Kötü muamele duyarlılığı hiç olmadığı kadar arttı. Televizyon başında izlerken ‘onlar da hak etti’ diyenlerin sayısı azalıyor. Bu da stat çevresinde insani muamele görme hakkı mücadelesini güçlendirecek.

Toplumdaki adaletsizlikten daha büyük bir adaletsizlik var futbolda. Bu, her gün gerilimi artıran en büyük unsur. Olur mu bilmiyorum ama içimden bir ses belki de ilk kez bu adaletsizlikleri yaratanlar hiç ummadıkları tepkilerle karşılaşacaklar diyor. Neden olmasın?

8 Haziran günü Taksim’in göbeğinde on binlerce sporseverin yan yana omuz omuza bir araya gelmesi belki de Gezi ruhunun en güzel anlarından biriydi. Trabzonlu, Fenerli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Bursasporlu, Karşıyakalı, Göztepeli, Demirsporlu, Adanasporlu aynı halayın bir parçasıydı. O gün bunu göremeyenlerin sezon içinde vereceği barış mesajları inandırıcılığını yitirecek. Samimiyet testinde sapla saman daha kolay ayrılacak.

Her gerginlikte sosyal medyada futbol üzerinden bir nefret batağı yaratılıyordu. Bunun emareleri muhtemelen gene görülecek. Ama hiç değilse dil biraz daha estetize olabilir. Alaycılık, nefreti biraz olsun kenara itebilir. Kin kusmanın yerini ‘gıcık verme’ alabilir.