Hesaplaşmadan hesap sorulmaz

Sporda şiddet cezalarla çözülmez. Olayların gerçek failleri deşifre olmadan gönülsüz anlaşma yaparız o kadar. Sanki şu soruların cevaplarını aldık da...

Küçük oğlan çocuklarının ortak, sevimsiz anılarından biridir. Birisiyle kavga eder ya da küsersiniz. Sonra bir amca/dayı/abi ya da öğretmen gelir, ikinizin de omuz başından tutar, gönülsüzlüğünüze inat sizi zorla barıştırır. Kalıp da hep aynıdır: “Siz arkadaşsınız. Öpüşün, barışın.” Gönülsüz ve yapay bir ‘anlaşmadır’ bu. ‘Anlayış, anlama’ barındırmaz. Diplomatiktir, dolayısıyla samimiyetsizdir. O yüzden çok sürmez. İlk fırsatta yine bir niza çıkar: “Sen benim topumu patlatmayacaktın!”
Kestirmeden söyleyeyim. Bursaspor-Beşiktaş maçı öncesinde yaşananlar aşağı yukarı budur. Devlet ya da onun mülki amiri, her zamanki gibi yine ‘babalık’ rolüne soyunmuş ve “Büyütmeyin, öpüşün, barışın” demeye çalışmıştır. Burada sorun, öpüşmede, barışmada değil, ‘büyütmeyin’ vurgusundadır. Tüm yaşananların belki de kilit noktası... Sonra da kimse çocuk naifliğinde olmadığı için olaylar zıvanadan çıkmıştır.
İletişim Yayınları geçen günlerde, sanki olayları okumamız için bir kılavuz olsun diye bir Bursaspor kitabı yayımladı. Memet Zencirkıran’ın ‘Beşinci Şampiyon Bursaspor’ kitabı Bursaspor’un tarihini, futbol algısını anlatmakla kalmıyor, bugünün sorunlarına dair ipuçları da veriyor. Kitapta Bursaspor-Beşiktaş husumetine dair 12 sayfalık bir bölüm var. Orada olaylar nasıl gelişti, adım adım anlatıyor Zencirkıran. Öfke nasıl başladı, düşmanlık nasıl gelişti? Neden bu kadar büyüdü? Temelde söylediği şey şu: Bir adaletsizliğin üstü örtüldü. Bursaspor da onun mağduru oldu. Yargı makamları hesap sormayınca birileri kendi adaletini arıyor.

Cevapsız sorular
Tam da bu noktanın üzerinde durmak gerek. Böyle bir olay olduğunda biz hep aynı şeyi yapıyoruz. Cezaları tartışıyoruz, valiyi tartışıyoruz, federasyonu tartışıyoruz. ‘Beş maç ağır, üç olsun, bizim olsun’cularla, daha da ‘katmerli cezalar gelsin’cilerin cengini izliyoruz. Birileri ‘sallandıralım 3-5 tanesini’ tarafında, diğerleri ‘abartmayın, kurban arıyorsunuz’ modunda. Al sana bir maç daha...
Şimdi biraz geriye gidelim. Şu soruların cevabını aldık mı? Bir düşünelim. Misal 1992-93 sezonunda, tezahüratlara konu olan Galatasaray-Ankaragücü maçının hesabını gördük mü biz? Ligin son haftasında averaj hesabı yapan iki takımdan biri rakibine sekiz gol attı, yıllarca konuşuldu, isimler ortaya atıldı. Birisi de çıkıp sordu mu?
2000’de Leeds United maçı yaşadık biz. Öncesinde cinayet işlendi. Koca koca köşe yazarları, bugün 100 binler satan kitaplara imza atanlar o cinayeti işleyeni sayfalarında alkışladılar. Sorguladık mı? Profesör unvanlı insanlar “Kaşındılar” diye yazdı. Hesap sorduk mu? Sonra 2001’de Diyarbakırspor-Altay maçını yaşadık. Murat Toklucu ‘Taraftarın Senle’ kitabında uzun uzun anlatır. Resmen örgütlü suç vardı. Altaylılar ölümden döndü. Kimse görmesin diye maç yayından kaldırıldı. Hepimiz biliyorduk. Üstüne giden oldu mu? Kaderin garip cilvesi, bu hafta da kritik bir Adanaspor-Altay maçı var. Altaylılar maça alınmıyor. Maç yayını yok. Bir şeyler olursa hesap sorabilecek miyiz?

Soruşturma var mı?
Devam edelim. Fenerbahçe-Samsunspor şampiyonluk maçıyla ilgili teşvik primi iddialarını günlerce konuştuk. Soruşturmadan bir sonuç çıktı mı?
Hepsinden önemlisi 2005’te adım adım tezgâhlandığını hepimizin gayet iyi bildiği İsviçre maçına dair bir soruşturma hiç gündeme geldi mi? Bunu bir devlet sırrı haline getirmedik mi? Aksini savunanlar ihanetle suçlanmadı mı? Bursaspor-Beşiktaş nefretini başlatan Rizespor-Beşiktaş maçı öncesinde bazı futbolcularla çete üyelerinin telefon konuşmaları mahkeme tutanaklarıyla sabit değil mi? O günün ‘eser sahipleri’ bugün futbol yorumcusu olarak görev yapmıyor mu? Daha yeni benzer bir şekilde Beşiktaş-Denizlispor maçında çıkan olaylarda yönetimin rolü yine dinleme kayıtlarından çıkmadı mı? Soruşturma var mı?

Takım elbiseliler rahat
Fenerbahçe-AZ Alkmaar maçında tribünlerde bir grup diğerine saldırmadı mı? Bıçaklamalar olmadı mı? Bu işin peşine düşeni duydunuz mu? Peki, itham altında kalanlardan hesap sorulduğunu işittiniz mi? Hesabı geçtim, soru bile sorulmadı. Trabzon’da Hrant öldürüldükten sonra tribünler beyaz berelerle dolduğunda hiç kimse bir suçu övme fiilinden bahsetti mi? Daha geçen yıl başımıza gelen Bursaspor-Diyarbakırspor eşleşmeleriyle ilgili ne yaptık? Bir daha oynasalar, aynı şeyin olmayacağını düşünen bir Allah’ın kulu var mı?
Cezalar, cezalar... Bu iş sadece cezayla çözülmez arkadaşlar. Memlekette kin ve düşmanlık tohumlarını ekenleri, düpedüz örgütlü suç işleyenleri saha kapatma cezasıyla mı ıslah edeceksiniz? Evet gözaltılar var, evet tutuklananlar var. Ama bunları da gördük biz. Siz hiç gerçek sorumlulara ulaşıldığını gördünüz mü? Mahkeme kayıtlarında adı geçen, dinlemelerde çete üyeleriyle hoş sohbet edenler bir kez adliyeye çağrıldı mı? Bedava bilet dağıtan takım elbiseliler bir kez olsun karakola gitti mi? ‘3-5 kendini bilmez’den ötesine geçen bir yaptırım oldu mu hiç? Ne yani? Ölümcül nefretleri hükmen mağlubiyetlerle mi yumuşatacaksınız?
Soruşturulmayan onlarca olay, sadece cezayla aşılmaya çalışılan sosyal sorunlar, hep aynı şeyi söyleyen yetkililer, her şeyde parmağı olan, ama hiç ortada görünmeyen takım elbiseliler... Bu konuda ciddi bir inisiyatif gelişmedikçe Bursalılar üzülmesin, bu da gelir, bu da geçer. Olaylar çıkana dek hiçbir inisiyatif almayan futbol ailesi olarak, biz bir süre daha ‘cık cık cık’ çekeriz. Sonra da birilerinin zorlamasıyla öpüşüp barışırız. Olay da sahalarımızda pek çok gördüğümüz üzere kapanır. Sonra bir gün yine birileri “Ama sen benim topumu patlatmıştın” diye olay çıkarır, biz de şiddetle kınar, sonra sahasını kapatır, sonra puanını alır, sonra birkaç göstermelik kişiyi kurban eder, yola devam ederiz.
Nasılsa bu memlekette top yuvarlak! Ama görünen o ki adalet de hiç köşeli değil.

.