Kırılgan temas

İSTANBUL - ‘ Fenerbahçe nedir’ diye soralı ve bu sorunun cevabını aramaya başlayalı neredeyse 10 yıl olmuş. Değişen bir şey yok sanki. Madalyanın iki yüzü hep bir arada. Sezonun muhtemelen en önemli maçına çıkıyorsunuz. Aykut Kocaman diyor ki, ‘’Bizi 2 Temmuz’a döndürecek maç bu.’’ Sadece psikolojik açıdan da değil. Ekonomik değerler açısından da pahası bundan yüksek bir karşılaşma yok. Size her türlü sınıf atlattıracak. Ama ne oluyor? Bir seneyi aşkın süredir sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle olan, su sızdırmaz Fenerbahçe bloğu tam da bu maç öncesi çatlıyor. Ne kadar simge isim varsa ortaya saçılıyor. Belki de makul ve soğukkanlı bir tavırla bir gecede düzelecek sorun, oluyor size kangren. Kılıç seslerinden birbirimizi duyamaz, paranayolardan tepenin ardını göremez oluyorsunuz.
Bu şizofrenik ruh durumu tribüne de yansımıştı dün. Maçı istiyordu tribünler. Ama Alex’le Aykut’un barışmasını da en az bunun kadar bekliyorlardı. Erken yenen gole kadar tutkuluydular. Sonra yine kırılganlık başladı. Artık hem destek vardı, hem de köstek. Geri verilen her pas sorgu masasına oturtuluyor, aksaklıklar sırıttıkça sırıtıyordu. Ama ileri dönük her hamle de mücevher muamelesi görüyordu.

Bütün planlar altüst oldu

Unutmamalı, en kötü senaryoyla başladı karşılaşma. Hem gol yedi Fenerbahçe , hem de sakatlanan Krasiç’i kaybetti. Haliyle bu durum akordu bozdu, hatları gevşetti ve en kötüsü Kocaman’ın ‘A Planı’nı başlamadan bitirdi. Çünkü sahaya çıkan kadro bilek güreşinde yenilmemek ve atana kadar gol yememek üzere kurgulanmıştı.
Yeni bir dünya kurulup, Sarı-Lacivert yeni onbir de o dünyadaki yerini aldığında gördük ki aksaklık sürüyor. Bekler oyuna beklenenden fazla girse de orta saha bir türlü hücuma geçişkenliği sağlayamıyor. Böyle durumlarda çözüm mekanizması olabilecek ‘Duracell’ Kuyt da markajdan kurutlamayınca, pozisyon çıkmak bilmiyor. İşin en kötü yanı ise şu: Devre boyunca mücadele dozu hep yukarıda kalınca asıl hamle gerektiren ikinci yarıya yakıt azalıyor.
İkinci yarıyı devre başındaki şevk ve hırs değil son yarım saatteki düzenek belirledi. Hasan Ali aksıyordu, üç defansif orta saha beş pası bir arada göremiyor, topu bir türlü yere indirilemiyordu. Tribünün ittirmesi ve oyuncuların fizik gücü bir yere kadar taşıyabilirdi takımı. O yüzden Alex gerçekten de tam zamanında girdi.
Sonrası ise müthiş bir baskı, direkten dönen toplar ve bağıra çağıra gelen gol oldu. ‘Alex’severler bunu bir tek Brezilyalının sihrine bağlayacak. Haklı da olabilirler. Fakat ilk dakikalarda yenen o basit gol olmasa belki de Kocaman’ın tıkır tıkır işleyen planını alkışlayacaklardı. Önce mücadele, sonra Alex girer ve gol gelir. Dün kazanmaya yetmedi. Ama bu formül sezonun kalanında Fenerbahçe ’nin kilidi olabilir.

NOT: ‘aptallarin pin kodu’ takma adlı Ekşi Sözlük yazarının bulduğu ve yazıya başlığı veren Zizek’ten bir alıntı ile bitirelim. Diyor ki modern çağ filozofu “O şey’den yoksun yaşadığın zaman, aşkını bu kayba rağmen ayakta tuttuğun zaman aşıksındır.’’ Ve ekliyor: ‘’Aşk hâlâ ihanet edebildiğin bir şeydir.’’