Klopp nedir, ne değildir?

Dünyanın en iyi antrenörler listesi tartışılır. Ama Klopp tartışılmaz. Futbol dünyasının en tutkulu, en zeki, en espritüel karakterlerinden biri o.
Klopp nedir, ne değildir?

 Açık söyleyeyim, geçtiğimiz beş senede hiçbir takımı Dortmund kadar izlemedim. Hiçbir teknik adamı da Klopp kadar takip etmedim.  Almancam yok denecek kadar az, ama sayelerinde birkaç kur atladım. Çeviri programlarına girmiyorum bile. Eğer bunlar bir takımı tutmak anlamına geliyorsa itiraf ediyorum ben Dortmund'u her takımdan daha çok tutuyorum. Neden peki? Çünkü ben son yıllarda hiç Dortmund kadar iyi bir esin kaynağı, Klopp kadar da zeki ve eğlenceli bir teknik adam görmedim.

Bir zamanların efsane kült dergisi Meşin Yuvarlak’ın mottosu ‘takım değil adam tutar’dı. O yolun yolcusuysam hâlâ “Jurgen Klopp’un askerleriyiz” tadındayım. Dün basın toplantısında “Türkiye’de işler kötü gidiyor. Sahalar kötü, tribünler kötü, oyuncular kötü, oyun kötü, milli takım kötü. Dortmund’u krizden çıkaran ekibin en önemli parçası olarak bize ne önerirsiniz” diye sordum. Önce hınzırca güldü ve cevapladı: “Eğer ben 2008’de Dortmund’un başına değil de Türkiye’den bir takımın başına gelseydim, şu anda bu koltukta oturuyor olmazdım. Sanırım her şeyden önce sabra ihtiyacınız var.” Takımı ligde 14. sırada, şampiyonluğu obur Bayern’e şimdiden kaybetmişler gibi gözüküyor. Ama o önceki gün basın toplantısında “Şampiyonlar Ligi’nde yine galibiyet alırsak yine 'Neden Bundesliga’da olmuyor da, Şampiyonlar Ligi’nde oluyor?' sorusunu soracaksınız, değil mi” diye herkese takılıyor. Yüzünde hiçbir endişe yok. Kazansa da böyle kaybetse de.... Aslında her şeye bir cevabı var onun. Ama bunu ukalalıkla ya da sinirle yapmıyor. Son birkaç yıldır pek çok teknik adamla karşılaştırılıyor. Ama o hep benzer cevapları veriyor.

Arsenal'e yakıştırıyorlar. Önce Wenger’e “Bence o Sir Arsene Wenger olmalı" diyerek selamını çakıyor. Ama sonra da ekliyor: “takımını orkestra gibi yönetiyor. Ama biraz sessiz bir orkestra. Ben heavy metal tercih ederim.” Benzer göndermeleri Ferguson’a da yapıyor: “Eğer Giggs gibi bir oyuncuyla yirmi sene çalışıyorsanız ve hâlâ size saygı duyuyorsa bu çok önemli bir şeydir. Ama ’Sir’ muhtemelen yıllanmış kırmızı şarapçıdır, ben birayı tercih ederim.”

Oyuncuları için de çok özel biri Klopp. Gotze Bayern’e gittiğini söylediğinde (ki efsanevi Malaga maçının hemen ertesi gününde alıyor bu haberi) “kalbime bir ağrı saplandı” diyor. Boşa değil, Gotze’ye en çok Klopp’tan ayrılmak koyuyor. Neden seviyorlar peki? Mikitaryan geçen sezon dünyaları kaçırdıktan sonra ona öyle bir sahip çıkışı var ki, Ermeni yıldız o günden beri sakat olmadığında her maç döktürüyor.

Dortmund'a dört yıllık imza attığı sıralar basın onu Real Madrid’e yakıştırıyor. “Hiçbir yere gitmiyorum. Nereden çıkarıyorsunuz? Gerçi futbolcular da sizin gibi, teklif gelince kaçarsın diyor. Göreceğiz bakalım.”

Neyi göreceğimiz belli aslında. Gidecek gibi durmuyor Jurgen Başkan. İngilizlerin pek romantik bulduğu şu açıklaması net değil mi: “Dortmund yeryüzünde aşık olmaya en layık takım. Paranın her şeyi aldığı bir yerde başa oynamaya çalışmak az şey mi?”

Öyle melek falan değil tabii. Sinirlendiği anlarda kontrolünü kaybedebiliyor. Hele de saha kenarında. Ama onda bile bir ’humour’ var. Dünkü maçta ortada fol yok yumurta yok, gitti gene hakemle dalaştı. Ama maçtan sonra gitti hakemle uzun uzun konuştular. Duramıyor yerinde. Hiperaktif.

Basın toplantısında ya da sahada herkesle özel olarak ilgileniyor sanki. Yenilmiş ve üzgün Galatasaraylıları sahada tek tek teselli ediyor. Kendi oyuncularının sırtını sıvazlıyor. Ama gene de bir şey anlatma derdinde. 4-0 yenmişler, hâlâ Reus'anereye koşacağını gösteriyor. Daha maçın ilk saniyesinde kontratak yiyen, 3-0 öndeyken attıkları kornerde geride bir tek defans oyuncusunu bırakan (o da yayın Galatasaray tarafına bakan bölümün önünde duruyordu), oyun taktiğini ‘eğlenceli futbol’ diye anlatan bir adam Klopp.

Biyografisine dair her dilde yazılmış yazılar var. Twitter’da sadece onun söylediği sözleri alıntılayan bir hesap var. Gözleri fıldır fıldır. Keyfi yerinde olduğunda konuşmaya doyamıyor. Boşa değil, bir dönem medyada yorumculuk yapmışlığı bile var. Wikipedia’ya göre Frankfurt Goethe Üniversitesi’nden spor bilimleri konusunda master’a tekabül eden bir derece alan, tezini ‘herkes için spor’ teması üzerine yazan, futbola yaklaşımını Heavy Metal müziğe benzeten, ne dediğini, nasıl söylemek gerektiğini bilen birisi o. Üstelik hazırcevap da. “Hummels’in sakatlığı ne olacak” diye soruyorlar. “Onu eşi hapiste olan bir kadın gibi dört gözle bekliyoruz” diyor.

Bayern’e karşı Şampiyonlar Ligi’ni kaybettiklerinde “Bayern iş dünyasındaki Çinliler gibi. Alıyor, kopyalıyor. Ama bunu çok parayla yapıyor” şeklinde açıklamalar yapabiliyor. “Neden oyundan atıldınız” diye yükleniyorlar: “Hakeme ‘bir maçta kaç hata yapma hakkınız var? Eğer, 15’se bir tane daha yapabilirsiniz, dedim” diyor. Bir de futboldan biraz anlıyor sanırım. Bakın Dortmund’u nasıl tanımlıyor: “Dünyanın en iyi takımlarından biri olabiliriz, ama sanırım sürekli oyuncu kaybedip şampiyonluğa oynamaya çalışan tek takımız.”

Sonra bana soruyorlar neden Klopp’u seviyorsun diye. Buna saygı duymayacaksak neye saygı duyacağız ki? Ben dünkü maçı basın toplantısına dek zaman geçirmek için izledim desem...