Meğer tenis halk sporuymuş

Dünyanın en iyi sekiz kadın tenisçisini İstanbul'da ağırladık. Güzel bir organizasyon oldu. Büyük bir seyirci ilgisiyle 'Tenis bir şenliktir' havası yarattık... Daha ne olsun...

İZLENİM
Kimse bu kadarını beklemiyordu. Organizasyonu yapan da, yıllardır tenis anlatan da, hayatını tenise feda edenler de... Tamam, bu memlekette azımsanmayacak ölçüde bir tenis cemaati vardı, tenis izleyicisi yavaş yavaş oluşuyordu. Ama bu kadarı... İnanılmazdı. Normalde, memlekete bir büyük organizasyon gelir, ardından da o sporun kültürü oluşurdu. Bu sefer tenis hazıra kondu. Elit spor denilen oyun meğer Türkiye’de herkesin sevdiği bir spormuş.
Herkesi şaşırtan şey ilk günden salonu dolduran on binler değildi sadece. Turnuva boyunca ortalama 11 bini aşkın seyirci olması, evet, tek başına muhteşem. Ama tenis izlemeyi bu kadar iyi bilen bir kitleyi kimse beklemiyordu. Rallilerde neredeyse çıt yoktu. Çift hatayı alkışlamamak, basit hatalarda homurdanmak, müthiş ‘return’lerde ayağa kalkıp tepki vermek, güzel rallilerin sonunda infilak edercesine coşkulanmak, ‘Şahin Gözü’ uygulaması sırasında tempo tutmak, hatta servis öncesi sevdikleri sporculara çığlık çığlığa bağırmak dahil her ritüeli layıkıyla yerine getirdiler. Arada son vuruş öncesi tepki verilmedi değil. Gereksiz flaşlar da patladı. Ama bunlar devede kulak sayılır.
Ben üç gün ‘oradaydım’ ama Eurosport Türkiye ekibi her gün. Onların da izlenimlerini katık edip öne çıkanları şöyle sıralayabiliriz:
Organizasyon neredeyse mükemmeldi. Çok az sorun çıktı. Futbola özgü hangi dertler varsa Sinan Erdem’e bulaşmadı. Giriş çıkışlar problemsizdi. Tertemiz tuvaletler, bol bol aileler, rahat koltuklar, salonun her yerinden iyi bir görüş açısı vardı.
Işıklandırma çok hoş bir ambiyans yarattı. Oyun sırasında konsantrasyonu arttırdı. Her iyi hareket alkışlandı. Hakemlerin Türkçelerine bile tezahürat vardı.
Tribünlerin neredeyse yarısından fazlası 20 yaş altıydı. Ergenlik çağındaki çocukların coşkusu, katılımı, heyecanı görülmeye değerdi. Her sporcunun özel seyircisi oluşmuştu ve herkese özel bir pankart görmek mümkündü. Misal Azra’lar Azarenka’yı tuttu. Oyuncuları geçtim, ünlü hakem Eva Asderaki’nin bile hayranları vardı. Kimse Nadal-Federer kamplaşması gibi bir tarafgirliğe düşmedi. Her güzel hareket taltif edildi.
Çiftler finalini bile rekor sayıda insan izledi. Maçlardan saatler önce salon doldu. Salon çevresindeki çadırlarda zaman geçirdiler, koca koca topları alıp imza için kuyruğa girdiler, kimse birbirini ezmedi.
Tribünler ünlüden geçilmiyordu. Alex, Vujaçiç, Sinem Kobal, Hülya Avşar gibi ‘bizimkilerden’ bahsetmiyorum. Tenis dünyasının efsaneleri oradaydı. Mats Wilander, Iva Majoli, Pat Cash, Mary Pierce, yedek olarak gelen Andrea Petkoviç arzı endam etti. İlk kez İstanbul’u ziyaret eden huysuz efsane Mats Wilander bile seyirciye geçer not verdi.
Gelelim, ‘Neredeyse mükemmel’ dediğimiz organizasyonun ‘neredeyse’ kısmına. Sanırım tek problem, sunucu olarak seçilen Fadik Sevin Atasoy’du. Kusura bakmasın ama insan biraz çalışır da gelir. Ufak hataları geçtim, bazen elindeki nin okumakta zorlandı. 21 yaşındaki Kvitova’yı 28’e çıkardı. ‘Wimbledon Açık Hava Şampiyonası’nı literatüre soktu, Li Na’yı “Çin’den gelen sporcu” diye tanıttı. Ünlü hakem Kader Nouni’yi ‘Kadir Nöri’ yapıp Kantarlar ailesine dahil etti vs... Neyse ki sonunda durumu kendi de itiraf etti. Yanındaki Amerikalı spiker Andrew için “O bile Türkçeyi öğrendi, ben tenisi öğrenemedim” dedi. Ama maalesef bildiğini düşündüğü Türkçeden dahi sınıfta kalmayı başardı.
İyi’den, Kötü’den bahsettik. Çirkin’den de bahsedelim. Bu turnuvayı bile kendi bakış açısına indirgeyen, Şarapova’nın seks hayatı üzerinden haberler yapan, bakana köpeklerle ilgili açıklama yaptıran, elinde hep aynı kör çekiç olduğundan her şeyi çivi gibi gören ‘bir kısım’ medyamız da yok değildi. Bu memlekette her gün ‘olimpizm’ nutukları atanların gazetecilikten anladığı bu mu yani? Biriniz şezlongdan kalkıp turnuvaya gelmeden, oturduğunuz yerden istediği kadar eleştirsin, diğeriniz Türkiye bunu sever diye, bel altı gazeteciliğinde ısrar etsin, polemiklerden tiraj alsın. Bunlar sizin tercihinizdir. Ama lütfen bu memlekette ‘olimpik ruh’ nutukları atmayı bırakın artık.