Ne sezon finali oldu ama

Samuel Beckett’in en ünlü sözüdür: “Hep denedin, hep yenildin. Olsun gene dene, gene yenil. Ama daha iyi yenil.” Dün akşam bu sözün gereğini fazlasıyla yerine getiren iki takım çıktı sahaya. Fakat sadece biri kazanacaktı. Ama bu, ikisinin de ‘daha çok’ çalıştığı, “daha iyi’ oynadığı ve ‘daha fazla’ istediği gerçeğini değiştirmedi. Bugün Fenerbahçe’yi alkışlıyoruz. Ama bu alkışların bir anlamı olması için Trabzonspor’u da takdir etmek gerekiyor. Fenerbahçe şampiyon olabildiyse, 18’de 17 yaptıysa, Sarı-Lacivertliler olmadık bir iş başardıysa bunu en çok Bordo-Mavililere borçludur.
Şimdi “Fenerbahçe’ye övgü”ye geçebiliriz. Kabul edelim, Fenerbahçe bu sezon saha içinde müthiş bir karakter gösterdi. Son maçta da durum farklı değildi. Bazı anlarda paniklemiş gibi görünseler de, daha önce iki kez bu aşamada kaybetmenin olgunluğuyla toparlamayı bildiler ve şampiyonluğa ulaştılar. Çekirgenin de bir sıçrama haddi var ne de olsa!
Dün akşamki 4-3’lük galibiyetin ötesine bakalım biz. Kim bu başarının hak edilmediğini söyleyebilir ki? Volkan’ı kusursuzlaştıran, Gökhan Gönül’ü Barca’laştıran, Santos’u yeniden doğuran, Lugano ve Yobo’yu iki tık yukarı çeken, Topuz’u ismi gibi güçlü kılan, Alex’i ‘büyük bir yıldız’lıktan güneş sistemi kadar çekici hale getiren, Stoch ve Dia’yı ‘gelecek vaat eden’den vaatlerini yerine getirene çeviren, Cristian’a ve Selçuk’a Busquets efekti veren, yıllardır aranan forvetin adının Niang olduğunu ilan eden, sona doğru Emre’yi bile sempatik gösteren, hatta Güiza’dan dahi verim alan bir takım büyük bir iş başarmış demektir.
Ama bu şampiyonluğa tek bir imza atılacaksa o da Aykut Kocaman’ındır. Bu ülkede ilk defa tevazu şampiyon olmuştur. İlk defa egolar, özgüvenler değil makullük kazanmıştır. Sırf bu bile kutlamaya değer.
Becket’le girdik, öyle bitirelim. Onun, bu sefer ayraçları fethedecek kadar ünlü olmayan bir sözüyle: “Yeryüzünün gözyaşları sonsuzdur. Biri ağlamaya başladığında, bir başka yerde, bir başkasının gözyaşı diner” der usta. Kadıköy’deki gülücükler Trabzon’daki gözyaşlarına çok şey borçlu.
Bu sözün Tezer Özlü versiyonu da var: “Yeryüzünün öyküleri sonsuzdur. Biri anlatmayı bitirdiğinde, bir başka yerde bir başkası anlatmaya başlar.” Umarım sezonun bu muhteşem finali başka öykülere esin kaynağı olur ve futbol sonsuz bir öykü kaynağı olmaya devam eder. Alacakaranlık öyküleri değil ama... Gölgede ve güneşte yakışıklı futbol hikâyeleri…

.