Olmasaydı sonumuz böyle

Artık çekirge psikolojik eşiği aştı. Üçüncü kez zıpladıktan sonra dört de olur beş de... Madem girdik bu maceraya artık sonunu da görmek lazım.

Artık çekirge psikolojik eşiği aştı. Üçüncü kez zıpladıktan sonra dört de olur beş de... Madem girdik bu maceraya artık sonunu da görmek lazım. Filmin en iyi yardımcı erkek oyuncusu ödülü de güzel, ama neden esas oğlan olmayalım ki. Niçin dünyayı kurtarmayalım? Bütün dünya buna inansa hayat bayram olsa fena mı olurdu yani? Hele de o oyundan sonra...
Tamam, endişelerimiz vardı. Futbol açısından bu kaotik (hatta anarşizan) oyundan bir düzen çıkar mı, bu düzenekten geleceğe bir esin kalır mı diye hayıflanıyorduk. Diyorduk ki, Türkiye’nin ahvali taktik analiz tutmaz. İrrasyonel bir makamdan çaldıkları her ezgide, blues’culara bile taş çıkaracak her türlü emprovize soloyu atabilirler ama düzen zor. Buna karşın Almanya, filarmoni orkestrası gibi. Şefin çıtası nasıl sallanırsa takım da öyle salınır. Ama futbol bu işte. 90 dakikada macera, korku, aşk, gözyaşı... tekmili birden müthiş bir avantür olarak oynanıyor. Ve bu oyun her gün bize yeni güzellikler sunuyor.
Dün de öyle olmadı mı? O güzelim oyun hepimize adrenalin pompalamadı mı?
Seyrettik âlemi, âlem bizi seyretsin diye...
Türkiye yine yine yine beklemediğimiz yerden girdi söze. Almanya düzenli ordu gibi atak hazırlamaya çalışırken akın akın gelen bindiriyordu A Milliler. ‘Gerilla’ taktiğiyle de değil üstelik. Basbayağı ablukaya aldılar rakibi. Madem defansçı yok, hücum oynarız o zaman dercesine. Sağlı sollu kroşelerle golü mümkünlerin kıyısına kadar bu sayede getirdiler. Nihayet direklerden de vize çıkınca fırladık ayağa.
Semih, Kazım, Uğur, Hamit mükemmeli tutturunca skor da yuvarlanmıştı işte önümüze.
O ne ataktı o, o ne kombinasyon, permütasyon, o ne ‘matrix’ti. Sezon başında deseniz ki Ayhan’la Sabri pişirecek Kazım’la Uğur yiyecek ve Türkiye yarı finalde öne geçecek. İnanır mıydınız?
Evet, derhal mukabele eden Alman golü insanın hevesini kıran cinstendi. Böyle bir kontratak golünü atsa atsa 80’lerin Almanyası atardı. Fakat Löw’ün panzerleri de tehlike anında bu ipe sarılmakta gecikmedi. Olsundu o ilk yarıya dünya değerdi. Çek maçını çıkarın, bu maça kadar toplam 7 şutu vardı Türkiye’nin (Çek maçı dahil 15). Bu maçta ilk yarı itibarıyla toplam 15 şut attılar kaleye, 9’u kaleye ve gole teğet geçen cinsten.  Maç başına 11 şut atan takım ilk yarıda 15 füze göndermişti bile. Üstelik neredeyse hepsi
gollük, hepsi yürek enfarktı. Daha ne olsun.
Devreyi taktik hamleyle açan bu yüzden Löw oldu. Sabri’nin Lahm’a yaptığı hareket, evet, penaltıydı. Fakat daha da önemlisi devamını tekeri döndürmüştü Almanya. 60 dönene kadar iyi yüklendiler. Bu dalgayı iyi aştı Türkiye. Yeniden top kontrolü, orta sezgisi toparlamıştı. Son yirmi dakikaya girerken hâlâ tarihin en iyi Türkiye’sini izliyorduk. Ayakta alkışlamak için herkes hazırdı artık. Ta ki o saçma gole kadar. Bu takımın bu tip maçları en çok oynayan oyuncusu Rüştü’nün yaptığı olacak iş değildi. Ama Türkiye için
kendi standardında daha beş gol atacak vakit vardı. Yine yazıldı tarih, yine geldi gol. Ama Almanlar son anda Almanlığını yaptı, son sözü söyledi yine. Bu takıma teşekkürleri sunmak dışında geriye bir tek Ahmet Kaya sözleri kaldı aklımda: “Olmasaydı sonumuz böyle.”