Ortadoğu'dan Europa'ya selam!

İnönü’ye Harbiye’den geldim. Arkamda Fashion Week’in havalı dünyası, biraz ileride iki otobüs dolusu polisle korunan Maccabi Tel Aviv’in oteli, Taksim Meydanı’nda maç vesilesiyle toplanan İsrail karşıtları, hemen yanıbaşında her şeyi ve herkesi bir arada yaşatan İstiklal Caddesi, yokuşun dibinde stat; onun 100 metre ilerisinde de Dolmabahçe Sarayı ve başbakanın ofisi... Sadece bir kilometrelik bu güzergahta onlarca İstanbul var. Hangisi sizin İstanbul’unuz, seçim size kalmış.
O yüzden Maccabi Tel Aviv’in futbolcularını İsrail Devleti’nin zulmünden sorumlu tutmakta bir sorun var. Nasıl ki pek çok İstanbul ve Türkiye söz konusu, aynı şekilde sınıfsız imtiyazsız bir İsrail de yok. Çarşı’nın bu maçla ilgili bildirgesi boşa yazılmadı. Bir kez daha övmek ve vurgulamak lazım. İsrail Devleti başka İsrailliler başka, Türkiye’deki Yahudi yurttaşlar bambaşka.
Ama insanların bu maç vesilesiyle İsrail’i protesto etmesinde de pek şaşılacak bir şey yok. Bu memleketin tribünleri ne zamandır siyasete kayıtsız kalmış ki? Tarih böyle maçlarla dolu. Bunu zapturapt altına almanın ne anlamı var? Meziyet politikalarla sıradan yurttaşı ayırt etmekte. Efsane futbolcu Abdülkerim Durmaz’ın bir taraftara veciz bir şekilde ifade ettiği şeyi görebilmek: “X takımını sevme, istersen nefret et, ama o takımı tutan arkadaşınla bunu karıştırma.”
Oysa dün hiçbir şey yokmuş gibi başladı karşılaşma. Devre sonuna kadar tek bir Filistin iması, ufacık bir bayrak, kısık bir ses bile yoktu. Görseniz bu memlekette futbol sadece futbolmuş sanırsınız. Ama devre arasına doğru Kapalı olaya el koydu ve demokratik protesto hakkını kullandı: “Kahrolsun İsrail.”
Aslında maçın suya sabuna dokunmayan tavrına, hiçbir gerginliğe izin vermeyen karşılaşmanın seyri de etkili oldu. Beşiktaş dünya futbolunun artık en bilinen sırrı sayılan ‘erken gol’e, hem de her iki devrede kestirmeden ulaşınca oyunu rahat kurguladı. Hele de Aurelio’dan istisnai bir verim aldıkça defansta işler hepten kolaylaştı. Almeida’nın ikinci golü aslında sahanın keyfekederi Queresma’nın mucitliğinden türedi. İkinci golün pasına trivela değil four hatta five’vela eseri demek lazım. 

Problem özerk hücumda
Maçın aksiyonu ikinci devrenin ilk 10 dakikasında parlayıp sönünce ve skor kopunca maçın sonunu kestirmeden buldu Kara Kartal. Sonrasında tribünlerin işin keyfine varışı vardı.
Taktik değini: Üçlü orta saha bloğu vaat ettiği kadar sert ve geçirimsiz olabilse o birkaç pozisyonu da vermezdi Beşiktaş. Çünkü bu sistemde problem defansta değil, tamamen özerkleşen hücum hattında. Otonom hale gelen Fernandes-Simao-Queresma-Almeida dörtlüsünün icraatlarına karşı yargı yolu kapalı sanki. Oysa topyekün bir kalkışma bu takımı daha bütünlüklü kılacak.
Bütün bu sözler şu gerçeği gizlemesin. Erken gol bulmuş, Queresma-Simao ikilisinden bazı pasajlar okuyabilmiş, hareketli bir Almeida ile işler kolaylaşabiliyor İnönü’de. Dün de böyle oldu. Ama bunun sürekliliğini -hele de erken gol yoksa- kimse garanti edemiyor. Sorun bu.