Sağlıklı yaşam için futboldan uzak durun

Sağlıklı yaşam için spor yapın, derler. Koşun, yüzün, jimnastik yapın, atlayın, zıplayın. Yapın ki ömrünüz uzasın, yapın ki daha sağlıklı olun, yapın ki, moda deyimle, yaşam kaliteniz yükselsin.

Sağlıklı yaşam için spor yapın, derler. Koşun, yüzün, jimnastik yapın, atlayın, zıplayın. Yapın ki ömrünüz uzasın, yapın ki daha sağlıklı olun, yapın ki, moda deyimle, yaşam kaliteniz yükselsin.
Peki ya seyretmek, ilgilenmek? Hiç sıhhi açıdan onu teşvik eden, seyretmenin sağlığa yararlı olduğunu söyleyene rast geldiniz mi? Kalbe zarar, akla zarar, mantığa sığmaz, mideyi bozar, bağırsağı düğümler, sinirleri hem tahrik eder, hem uyuşturur...
Hasan Doğan, hakikaten her anlamıyla heybetli bir adamdı, Türkiye’nin Euro 2008 maçlarının ardından “o maçlara dayanan kalplere check-up gerekmez” gibisinden bir şeyler söylemişti. O strese, o adrenalin pompalamasına, o heyecana dayanan kalp her şeye dayanır diye düşünüyordu. Ne yazık ki tutmadı öngörüsü. Tutmadı, çünkü iş orada kalmıyor hiçbir zaman. Tutmadı, çünkü bir doksan dakikanın izlenmesi ve oynanmasından ibaret bir dünya yok artık. Tutmadı, çünkü modern kitlesel sporlar, hele de futbol, insan sağlığını her an kıstıracak bir tehdit gibi sarıyor etrafımızı ve öyle geçici adrenalin iniş-çıkışlarıyla peşimizi bırakacak gibi değil.
Aziz Yıldırım şeker hastası, Özhan Canaydın ağır bir ameliyattan yeni kalktı, Yıldırım Demirören ve daha nice futbol adamı tansiyonunu kontrol etmekte zorlanıyor. Mide kanamaları gırla, kalbine, kansere yenik düşenleri saymıyorum. Peki ne uğruna? Futbol! Oysa bu bir oyun değil mi? Ne diyor sözlük (TDK) “oyun” tanımı için: “Vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence!” Hakikaten böyle mi artık?Vakit geçirmeye değil vaktinizi yemeye, yetmiyor boş olmayan diğer zamanlarınızı da kemirmeye yarıyor. Kuralları da şişede durduğu gibi durmuyor. Herkes ayrı telden çalıyor. Eğlenmek mi? Hadi oradan, ne eğlencesi? Ölmeye geldik, ölerek gidiyoruz işte!
Hasan Doğan’ı pek tanımam, birkaç ufak diyalog, hepsi bu. Ama sorunları çözmeye, hiç değilse bir şeyler yapmaya hevesliydi, bundan eminim. Ama nasıl bir ortama düştü hatırlasanıza. Hakem hataları, şike iddiaları, suçlamalar, ithamlar... Gündelik hayatın tekzibinden ne yapacağını anlatacak zaman bile yok. Laf yetiştirmekle geçiyor günler. Euro 2008’in geçici bir hülya olduğunu bu yüzden söyledi ya zaten. Sorunlar, sorunlar, sorunlar var... Ve altından kalkmak az buz iş değil. Bu tabloya bakınca Doğan’ın neden öldüğüne dair bir fikir oluşuyor kafamda:
Adına futbol dediğimiz, oysa tanımındaki eğlenceden giderek uzaklaşan bu oyunun derdi, tasası yüzünden vefat etti o. Gerim gerim gerilen, hafakanlar bastıran, öfke ve inatla süregiden, saldırgan mı saldırgan bu oyun yüzünden. Keşke hiç girmeseydi bu topa. Körlerle, sağırlarla kalsaydık!
TDK oyunun tanımlarından biri olarak şunu söylüyor: “Mecaz olarak, hile, düzen, desise, entrika.”
Sizce futbol dünyamız için hangisi daha doğru? İnsanları eğlendiren, katılanları mutlu eden bir oyun mu bu? Yoksa insanların canı pahasına oynanan, hilenin, düzenin, entrikanın ve tonlarca öfkenin gırla gittiği bir cadı kazanı mı?
Toprağı bol olsun Hasan Doğan’ın. Keşke bu hengame, karmaşa içinde kaybettiğimiz
sonuncu isim o olsa.