Seba da dursun değerleri de

Bugün Seba'lı günlere özlem duyanlara asıl neyi aradıklarını sorsak; birçok cevap mealen şunlara değinir: "Sadece bir kişiyi değil, onun kişiliğinde cisimleşmiş bir anlayışı özlüyoruz. Vakur, onurlu, mütevazı, dürüst..."
Seba da dursun değerleri de

Feyyaz’ın Seba’ya mektubunu okudunuz değil mi? Hem yazana saygı duyuyor insan, hem de yazı konusuna. Değme spor yazarlarına taş çıkartacak o üslubu (keşke spor yazarlığında devam etseymiş diye hayıflanarak) bir kenara (alttaki kutuda) bırakalım ve Sayın Süleyman Seba’ya odaklanalım. Hasta Seba. Türk futbolunun Münir Özkul’u, son Yaşar Usta’sı, yaşam savaşı veriyor. Sahada ve saha dışında pek çok savaşı kazanmış biri olarak umarım bu savaşı da kazanır. Azrail hiç bu kadar zor bir deplasmana çıktı mı bakalım?

Seba çok yaşasın, bin yaşasın, ama bir hal olarak, bir duruş/tavır olarak ‘Seba gibi olmak’, insanın ‘Seba hali’... Asıl ölüm döşeğinde olan o galiba. Hazır ona sağlık, sıhhat diliyorken asıl bundan dem vurmakta fayda var. Çünkü Seba kadar ‘o hali’ de özlüyoruz. Bugün Seba’lı günlere özlem duyanlara asıl neyi aradıklarını sorsak; birçok cevap mealen şunlara değinir: “Sadece bir kişiyi değil, onun kişiliğinde cisimleşmiş bir anlayışı özlüyoruz. Vakur, onurlu, mütevazı, dürüst, fedakâr, munis ama net, sert ama kibirsiz o üslubu arıyoruz.” Hakikaten böyle mi?

Futbolumuzda biz tevazu arıyor muyuz? Munislik/beyefendilik istiyor muyuz? Kibirden uzak bir kulüp yönetimi düşlüyor muyuz? Hesabını, kitabını bilen, harcanan her kuruşun kaygısını güden, bu saydığımız sıfatları öne çıkaran bir yönetim vaadi bugün Türkiye’de hangi kulüpte seçim kazanır? Yoksa o günler geçti mi? Biz “Seba’yı özlüyoruz” derken aslında eskiye nostaljik bir gönderme mi yapıyoruz sadece? Açık konuşalım, Seba’ya özlem nostaljiden ibaretse, sadece Adile Naşit-Münir Özkul filmlerini seyretmekse, bunun futbol reel-politik gündeminde hiçbir anlamı yok. Folklorik bir tatta anar, dururuz efsane başkanı. Ama yine bildiğimizi okuruz. Daha doğrusu okurlar. Kulüpler bıçak sırtı bütçelerle, kayırmalarla, transfer hülleleriyle, başarı vaatleriyle, hırsla, öfkeyle, nefretle, kibirle yönetilmeye devam ederler.

Kim kimi aldatıyor sizce?
Oysa Seba duruşu bugün son derece güncel bir meseledir. Bugün Seba’yı özlemek, 1980’lerin Beşiktaş’ını özlemek, Dortmund’a özenmektir. İlk golünü attığın stadın yeni hali konusunda kaygılanmak, transfer bütçesinden kaygı duymak, eski dönemlerden hesap sorma isteği, Muhammed, Necip gibi isimlerin herkesten iyi oynaması dilemektir. Semt takımı ruhudur, ucuz bilettir, tribünlerin üzerindeki siyasal baskıya direnmektir ve asla sadece Beşiktaş’la sınırlı değildir. Unutmayalım, bugünün futbolunda asıl mücadele ekseni oyunun büsbütün parasallaştırılmasıyla, oyunun kendi kültürü ve özdeğerleri arasındadır. Güçlülerin güçsüzleri yendiği, zenginin fakiri ezdiği, en çok bağıranın en haklı olduğu bir oyun diye sevmedik biz futbolu.

Evet, kimse tarihi geri döndüremez. Ama yaşadığımız dönem de tarihin zirvesi değil. O yüzden Seba’yı güncel bir mesele olarak savunmak, en az onun anmak kadar önemli. Eğer Seba futbolun paranın saldırısı karşısında bir duruş değil de nostaljik bir değiniden ibaret kalırsa o zaman tarihin tozlu sayfalarından karanlık pencereler de açılır. MİT geçmişi de çıkar karşımıza, hayali ihracatçı yöneticiler de, Alaattin Çakıcı da, devletle olan ilişkiler de... Oysa Seba dediğinizde aklımıza gelen şey, bunların ötesinde artık onu da aşan bir şeydir. Hakkı’lar, Şeref’ler ve Seba’lar çizgisidir. Ve inadına günceldir, inadına futbolun temel meselesidir.

Kongredeki veda konuşmasında diyor ki efsanevi onursal başkan: “Herkesi bir zaman için aldatabilirsiniz, Bazı kişileri her zaman aldatabilirsiniz, Ama herkesi her zaman aldatamazsınız!” Bu oyunu neden sevdiğimizi soralım kendimize ve etrafa bakalım. Kim kimi aldatıyor sizce?