Sistemin 'Aziz'liği

Bugün gelinen noktada çok etkileyici bir filmin muhtemel ki son bölümünü izliyoruz. Futbolumuzun '1 Numarası', tartışmasız en etkili ismi yargı önünde. Peki hikâye buraya nasıl taşındı? İşte Aziz Yıldırım'ın, yaşadığı serüvenden unutulmaz anlar, etkileyici kadrajlar, keskin virajlar ya da 'kazanma kültürü'nün değiştirdiği bir adamın portresinden notlar...

Ve Aziz Yıldırım da Metris’te. Her ne kadar masumiyet karinesi gereği henüz hiçbir suç sabit değilse de, onun tutuklanması muhtemelen bir dönemin kapanışını simgeliyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve futbolumuzda kartlar yeniden dağıtılacak. Peki, ne oldu da futbol tarihimizin en önemli isimlerinden biri ağır ithamlar altında kaldı? Görüntüyü bulanıklaştıralım ve 13 sene öncesine gidelim...
Yıl 1998. Fenerbahçe, Galatasaray deplasmanında son dakikada attığı golle beraberliği kurtarıyor. Tarihe ‘20.45 maçı’ olarak geçen o günün sabahında Fenerbahçe’nin yeni başkanı bir oy farkla işbaşı yapıyor. İlk icraatının adını hızla koyuyor Aziz Yıldırım. En iyi bildiği işten başlıyor ve Dereağzı’ndaki tesisleri ayağa kaldırmaya girişiyor. Kelimenin tam anlamıyla kulübe ilk kazması böyle değiyor.

Acemilik dönemi

Galatasaray’ın şahlandığı dönem. Bir Fenerbahçe başkanı için belki de en kötü zamanlar... Başlarda çok acemi, iki yılda dört teknik adam değiştiriyor. Başta daha munis bir adam Yıldırım. Hatta ‘fazla iyi ve saf’ olmakla bile suçlanıyor. Ali Şen ekolünden sonra gelmek kolay değil. Ama hızla ‘öğreniyor’ futbolun ‘diğer kurallarını’.
1999 yılı iki açıdan önemli. Hem kulüp tarihinin belki de en büyük yatırımı Saracoğlu inşaatı başlıyor hem de meş’um Pendik maçı sonrasında Rüştü’nün dövülmesi gibi olaylarda adı geçiyor. Sanırım ilk o zamanlar ‘Aziz’le ‘Yıldırım’ ayrılmaya başlıyor. Yeniden yapılandırmanın öncüsü Aziz’le, Star Wars terminolojisiyle söylersek; gücün karanlık tarafını fark eden Yıldırım… Anakin Skywalker’ın Darth Vader’leşme süreci. İlk şampiyonluğunu görmek için üç seneden fazla bekliyor Aziz Yıldırım. Bu dönemde transferler konusunda ‘hiçbir masraftan kaçınmıyor’. Revivo, Rapajiç, K. Andersson gibi pek çok yıldızla gelen şampiyonluğun altında Denizli’nin imzası var. Fenerbahçe’de ilk defa bir Türk antrenörle şampiyonluk yaşama ve Galatasaray’ın o müthiş serisine son verme onuruna erişiyor Aziz Başkan. Camiayı ‘Hep destek, tam destek’ kıvamına getiriyor. Ama o senenin karanlık yanları yok değil. 6 Mayıs 2001’de 2-1 kazanılan derbi, maçın skoru kadar gübre ve yumurtalarla anılıyor. Bugün pek çok tribün olayının başı sayılan o ‘atmosfer’, Türkiye’ye ‘arena kültürü’ getiriyor.

‘6-0’lık tarihi galibiyet’

O sene bırakmaya karar veriyor Aziz Yıldırım. Ama taraftar yürüyor, kulübün önde gelenleri geri çağırıyor ve dönüyor başkan. Daha güçlü, daha etkili, daha muktedir olarak…
2002’de kaçırılan şampiyonluğu 2003 sezonu izliyor. O sezon bir Fenerbahçe başkanının yaşayabileceği en güzel günlerden biri olan 6-0’lık Galatasaray maçının hazzını, Özhan Canaydın’ın elini sıkarak yaşıyor. Yeniden kazanmak için ise yine üç sene gerekiyor. Artık çok daha güçlü. Fenerbahçe’yi yıllarca keşmekeşe sürüklemekle itham edilen grupları temizlemiş, kurumsallaşma adına pek çok adım atmış durumda. Medyaya karşı sert ve tavizsiz. Basına meslek derslerine o zamanlarda başlıyor. Asparagastan, yalan haberden sıkılmasını herkes anlayışla karşılıyor, ama ‘davranış sorunları’ da aşikâr. O sezon son şampiyon Beşiktaş doludizgin. Devre arasında 11 puan farkla geride Fenerbahçe. Bir sezon daha kaybetmeye tahammül yok. Devre arasında transferler geliyor ve Beşiktaş’ın beş olaylı Samsun maçıyla başlayan düşüşü Fenerbahçe’nin önünü açıyor. Dedikodular, ithamlar, iddialar; futbolun cadı kazanı o şampiyonluk sürecinde de sürekli kaynıyor. İçinde Sedat Peker, Alaattin Çakıcı, Sinan Engin, Serdar Bilgili’nin adlarının geçtiği bir dolu hikâye anlatılıyor. Sahada ise, deplasmanda ezeli rakiplerini yenerek şampiyonluğa koşan Hooijdonk, Tuncay, Alex ve arkadaşları, zaferin keyfine varıyor. Müthiş bir takım bu.

‘Sadece sahada kazanılmaz’

2005 Mart ayındaki mali kongrede, tam da Cihan Oskay skandalı patlamadan önce, belki de futbol kültürümüzün yeni mottosunu ifşa ediyor Aziz Yıldırım: “Şampiyonlukların sadece sahada kazanılmadığını öğrendim.” O yıl da şampiyon takım. Artık her zamankinden daha güçlüler. Kurumsallaşmanın her unsurunu getirdiği kulüpte, bir yandan da her şey onun kelamına tabi. İddiaya göre sahanın çimini de takip ediyor, transferleri de ilk on birleri de.
Ve 2006 yılı geliyor. Denizli’de son maçta kaçan şampiyonluk darmaduman ediyor Yıldırım’ı. Yeniden istifayı düşünüyor, yapılan hamlelerin boşa çıktığını düşünüp hüsrana uğruyor. En öfkeli hallerini görüyoruz başkanın. MHK, federasyon, basın, futbolcular, teknik sorumlular… Herkese hiza veriyor. ‘Aziz’ yüzü silikleşiyor, Yıldırım’lar üst üste çakıyor.

Herkese ‘ayar’ veren adam


100. yılında tarihinin en büyük atılımını yapıyor Kanarya. Kazanmadık başarı bırakmıyor, tam 224 kupa götürüyorlar müzelerine. Futbolda da şampiyonluğa koşuyor. Ama gücün karanlık yanı zuhur etmeden durmuyor. 2007 Nisan’ında 2-2 biten Denizlispor maçında ‘öfkeden’ kesilen kablolar, Alkmaar maçındaki ‘yönlendirilmiş’ tribün kavgaları sezonun ‘vukuatlar’ı olarak kayıtlara geçiyor. Oysa takım gümbür gümbür oynuyor. 2008 sezon açılışında daha evvel sıklıkla çıkıştığı, kimi zaman taciz ettiği basına meydan okuyor Yıldırım: “Biz kurumsallaştık siz de kurumsallaşın. Kurumsallaşmayanı da ya siz ayıklayın ya da biz gerekeni yaparız!” Bu kibirli tavır o günden sonra hiç gitmiyor. Her açıklamada, her vecizede ‘ayar vermeden’ geçmiyor ‘Aziz Başkan’.
Bu arada başarılar da sürüyor. Fenerbahçe Avrupa’yı sarsıyor, kulüp en zengin 20 dünya kulübünden biri oluyor. Her şey mükemmel, ta ki kaybedene dek. O sezon son haftalarda yitirilen şampiyonluk sonrası yine sıfırlanan ‘kurumsallık’ hep bu yüzden. Kaybetmekten nefret ediyor; Fenerbahçeliler de Aziz Yıldırım da… 2010’da yine son maçta kaçan şampiyonluk sanırım sonun başlangıcı. O akşam anons skandalıyla büyüyen krizden sonra, bir kez daha uzun süre beklemeye belki de tahammül edemeyecek hale geliyor Yıldırım. Sahadaki iyi performans, Aykut Kocaman faktörünün büyülü yanları, Alex resitalleri onu kesmiyor ya da daha fazla risk alamıyor. Veyahut herkes gibi o da, Türk futbolunun kurallarına göre oynamanın her zamanki şartını yerine getiriyor… Bilemiyoruz! Belki de tamamen masumdur. Ama şu kesin: Bugün bir filmin kuvvetle muhtemel ki son perdesini izliyoruz. Türk futbolunun ‘1 Numarası’, tartışmasız en etkili ismi artık yargı önünde ve yaptıklarının hesabını vermekle itham ediliyor. Fenerbahçe taraftarı başkanının arkasında. Haksız da sayılmazlar, bugün Fenerbahçe adına övündükleri pek çok şeyin altında onun imzası var.

‘Kaybetme korkusu’

Peki ne oldu da bugün sanık sandalyesinde o var? Futbolun giderek endüstrileşmekle övündüğü bir dönemde oyunu bu yeni kurallarıyla belki de en iyi ‘oynayan’ isim neden sorgulanıyor? Eğer Fenerbahçelilerin aksine bu bir komplo değil adalet arayışı ise galiba bu sorunun cevabı şu: Kazanmaya endeksli futbol kültürünün, kaybetme korkusunun şekillendirdiği bir figür olarak, kazanmayı her şeyin önüne koyduğu için. 2008’de Four Four Two dergisinde “Melek mi, Şeytan mı” diye soran Mert Aydın, Banu Yelkovan ve arkadaşları onu Anakin-Darth Vader’a benzetmişlerdi. Bu yazıda da aynı izlek var. O zaman Jedi’ların en bilge filozofu, Yoda versin cevabı: “Kaybetme korkusu gücün karanlık yanına giden yolun adıdır.”

Gücün karanlık yanına doğru

Kazandığı şampiyonlukların özgüveniyle, futbolumuzun en önde gelen figürlerinden biriydi Aziz Yıldırım. Bir yandan yaptığı yatırımlarla kulübü kurumsal açıdan bambaşka bir boyuta taşıdı. Ama bir yandan da gücün karanlık yanında durduğunu hep hissettirdi. Sanırım genç Anakin’in Darth Vader olmadan hemen önce ustası Obi Wan Kenobi’ye söylediği sözleri o da hissetmişti: “Bana maval okuma Obi-Wan. Gücün karanlık yanından korkmuyorum artık. ‘Yeni İmparatorluğum’a barış, özgürlük, adalet ve güvenlik getirdim.”

Başarıları
-Beş lig şampiyonluğu kazanıldı.
-İki kez Süper
Kupa’nın sahibi olundu.
- Futbol takımı Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadı.
- Deloitte’in en çok gelir elde eden 20 kulüp listesine giren ilk Türk kulübü oldu.
- Erkek basketbol takımı 1991’den sonra ilk şampiyonluğunu yaşadı. 2007-2011 döneminde dört şampiyonluk kazanıldı.
- Kadın basketbol takımı, bu dönemde 11 kupanın sahibi oldu.
- Voleybol erkek takımı son dört sezonda üç şampiyonluğa ulaştı.
- Kadın voleybol takımı da son dört sezonda üç lig şampiyonluğu elde etti. Ayrıca Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde üst üste iki defa Final-Four’a kalındı. Bir ikincilik ve bir üçüncülük elde edildi. Dünya Kulüplerarası Kadınlar Voleybol Şampiyonası’nda şampiyon olundu.
- Halil Aktaş, Nevin Yanıt gibi isimler atletizm takımına katıldı.
- Diğer branşlarda da atılım yaptığını ve başarılar elde ettiğini söylemek mümkün. Kürekte son 13 yılda erkeklerde 9, kadınlarda 6 Türkiye şampiyonluğu elde edildi.
- Fenerbahçe TV (2003) kuruldu.
- 2007 yılında Şükrü Saracoğlu Stadyumu tamamen yenilendi. Stadyumun üstü kapatıldı, ısıtıcılar konuldu.
- Yüzüncü yılda 224 kupa kaldırıldı.
- Ataşehir’deki Fenerbahçe Ülker Arena’nın yapımına başlandı.
- 2011 yılında beş büyük takım sporunda hem kadınlarda hem erkeklerde tüm şampiyonluklar elde edildi.

.