Siz hiç ikinci oldunuz mu?

Yarın akşamki maçlar sonunda Fenerbahçe ya da Trabzonspor şampiyon olacak ve hep beraber kazananı alkışlayacağız. Peki ikinciyi de alkışlayabilecek miyiz?

İlköğretim okulları arasında düzenlenen bir turnuva... Final maçı... Hakem son dakikada penaltı noktasını gösteriyor. Topun başında takımlardan birinin kaptanı var. Finale gelene dek en çok gol atan oyuncu aynı zamanda. 11-12 yaşındaki çocuk penaltıyı kaçırıyor, 1-0 yeniliyorlar. Takımın antrenörü olan okulun beden eğitimi öğretmeni sahaya fırlıyor. Çocuk önünde diz çöküyor. “Bitirdin beni” diye bağırıyor...
Memleketteki ikinciliğin bir hiç olduğu inancının zirve yaptığı an sanırım budur. Ben bu hikâyeyi duyduğumdan beri o çocuğa üzülürüm. Ve isterim ki o çocuğa bu hayatta bir yerlerde rastlayayım ve anlatayım. Bazı ikinciler unutulmaz. 1954 Dünya Kupası finali deyince aklınıza hangisi gelir? Almanya mı? Macaristan mı? Tabii ki ikincisi. En sıkı futbolsever bile o Almanya’dan bir Fritz Walter’i, biraz teknik direktör Herberger’i, belki finalde gol atan Rahn’ı bilir. Ama o finalin başrolünde hiç kupa kazanmasalar da Macarlar vardır. Czibor, Kocsis, Hidegkuti ve tabii Puşkaş’lı o kadro dünya futbol tarihinin en güzel ikincilerinden biri olarak anılır. Kupayı kazanamadılar, ama kazandıkları saygınlığın herhangi bir kupa karşılığı yok.
Hem 74’te hem de 78’de final oynadı Hollanda. Birinde Almanya’ya kaybetti. Diğerinde Arjantin’e. Ama hepimiz gayet iyi biliyorduk; dönemin en iyisiydi Cruyff ve arkadaşları. Bugün dünya futboluna hâlâ o günün ‘Total Futbol’u hükmediyor. Kempes nerede bilen yok. Ama Cruyff’un her adımına bir anlam atfediyoruz. 2010’da final oynayan Hollanda pek akıllarda kalmayacak. Ama 70’lerin Hollanda’sını unutmak futbolu unutmakla eşdeğer.
Benim dünya gözüyle izlediğim en çekişmeli Avrupa Kupası finaliydi 2001 UEFA Kupası finali. Liverpool’un Alaves’i yenebilmesi için tam beş gol atması gerekti. Gerarrd’lı, Owen’lı, Fowler’lı o kadroya herkes gönül düşürmüştü. Ta ki finale kadar. O muhteşem karşılaşmada benim gönlüm Alaves’e kaydı. Maç öncesi Johan Cruyff’un oğlu Jordi Cruyff’un sözlerini unutamam. “Hollanda’da Jordi’yim, ama burada beni Cruyff sanıyorlar.”
5-4 biten o maçta, Liverpool önce 1-0 öne geçti. Yakaladı Alaves. Sonra 3-1 öne geçti. Gene yakaladı Bask bölgesinin küçük takımı. 74’te dördüncü golü attı Fowler. Efsane teknik adam Mane’nin ekibi son bir hamle daha yaptı: 4-4.
Uzatmada, artık rakip dokuz kişi kaldıktan sonra beşinci golü bulabildi Liverpool. Kaybetti Alaves, ama ben o gün bugündür Alaves’i tutarım. 2004’te düştükleri ikinci ligde de takip ettim onları. 2009’da onun da altına düştüler. Olsun. Elbet dönerler. Bekliyoruz.
2001-2002 sezonunu hiç unutmaz Bayer Leverkusen’liler. Topmöller’in Lucio’lu, Ballack’lı, Yıldıray’lı, Ze Roberto’lu, Neuville’li kadrosu belki de tarihlerinin en iyisiydi. Üstelik son derece şenlikli bir futbol oynuyorlardı. Bundesliga’nın en çok gol atan takımıydılar. Şampiyonlar Ligi’nde de, Almanya Kupası’nda durum farklı değildi. Ama kazanabilecekleri her şeyi kaybettiler. Almanya Kupası finalinde Schalke’ye, Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid’e, Bundesliga’yı da son haftada Dortmund’a... O sezonu anmaya yarayacak tek bir kupa yok. Ertesi yıl önce yıldızlar gitti, ardından neredeyse küme düşüyorlardı. Sonra orta sıra takımı olup kaldılar. Ta ki bu sezona dek. Bu sene yeniden ligin en tepesine çıktılar. Tabii ki gene şampiyon olamadılar. Ama ikinciliği de kutlamayı bildiler. Teknik adamları Heynckess’i Bayern’e gönderirken bütün stat hem onu hem de takımı ayakta alkışlıyordu.
2003 Real Sociedad’ını biz Nihat sayesinde unutmayız, peki Sociedad’lılar unutur mu? Son haftaya kadar kovaladıkları, Real Madrid’e kaybettikleri o sezonun son maçında, Anoeta’yı dolduran herkes şükranlarını sunuyordu. Sonrasında küme düştüklerinde bile hâlâ o sezonu konuşuyorlardı. Bugün ne zaman iyiye gidiş başlasa, o sezon geliyor akıllarına. Kimse “Şampiyon olsaydık tarih başka türlü olurdu” demiyor.
Son öykümüz futbol dışından. Hamburg hentbol takımı bu sezon Almanya liginde şampiyon oldu. Tarihlerinde bunu ilk kez başarıyorlar. Ama asıl hikâye bu değil. Ondan önceki üç sezonu Kiel’e kaybetti Hamburg. Hep ikinci oldular. Ama her geçen yıl tribünler daha çok doldu. Seyirci ortalamaları hep arttı ve takıma olan inanç hiç sarsılmadı. Sonunda hedeflerine ulaştılar. Hem de bir hentbol efsanesi olan Kiel’i geride bırakarak... Muhtemelen takım ikinci olduğunda da alkışlamayı bildikleri için.
Başa dönelim şimdi. Şampiyonluk beklerken, “Artık bu sene olacak” derken, son haftaya bile umutla girerken ikinci olursanız ne olur? Bizde travma... Ama spor kültürü gelişmiş pek çok ülkede büyük bir başarı, hatta unutulmaz bir zafer... Bizde, hayatında hiçbir zaman, hiçbir yerde ikinci bile olamayanlar dertlenir, öfkelenir durur. Spor kültürü gelişmiş yerlerde buruk da olsa koca bir sezona teşekkür etmenin erdemi ağır basar.
Yarın akşam 10’da bir takım mutsuz olacak. Ya yıllardır bu anı bekleyen ama rakibine bir gol eksik attı diye aynı puanla ikinci olan Trabzonspor; ya da daha geçen yıl son hafta ikinci kez kaybeden ve artık bunu bir fobi haline getiren Fenerbahçe. Şampiyon sevinecek. Sevinsin, hakkıdır. Hepimiz alkışlayacağız. Ama ikinciyi de alkışlayabilecek miyiz? İkincinin hikâyesinden bir Hamburg, bir Leverkusen, bir Sociedad, bir Hollanda, bir Macaristan destanı çıkarabilecek miyiz? İkinciliğe de saygı duyabilecek miyiz? İşte asıl mesele bu!
Baştaki beden eğitimi öğretmeni miyiz, yoksa diğerleri mi? Avrupa’yla aramızda parayla ya da yetenekle kapatılmayacak gerçek mesafeyi kapatabilecek miyiz? Yarın bu yolda bir adım atma fırsatımız var. Bakalım ne kadar ilerlemişiz? Geçen sezon o anons olmasa, belki de Saracoğlu’nda görecektik bunu. Umarım Karabük ya da Sivas’ta görürüz. Ve sonra yeni bir tarih sayfası açılır önümüze...

Yarın akşam için dilekler
Şampiyon olan takımın ismi ‘Commodore 64’ten çıkma grafiklerle ekrana yansımasın. Yeni atraksiyonlar bulunsun.
‘Şampiyonluğun öyküsü’ sadece galibiyetlerden ibaretmiş gibi anlatılmasın. Bu takımlar kötü günler sayesinde buralara geldi.
Mümkünse mikrofon ilk olarak başkanlara uzatılmasın. Sahada emek verenler, kravatlılardan daha fazla yer bulsun.
İkinci olan yok sayılmasın, onlar için de bir klip, iki yazı,
3-4 kelam olsun.
“Şampiyonluğu bu taraftara armağan ediyoruz”, “İlk günden beri buna inanmıştık” türünden klişeler yerine yeni bir söz duyalım. Futbol ufkumuzu genişletecel bir vecize şampiyonluk kadar önemlidir. Sözüm sizedir Aykut Kocaman ve Şenol Güneş.

.