Teşekkürü borç bilirim

Neyse ki, milli maç arası geldi. Bu vesileyle olimpiyat yazısı borcumu ödemek isterim. Malumunuz aynı zamanda Eurosport Türkiye?nin yayın yönetmeni olarak çalışmaktayım.

Neyse ki, milli maç arası geldi. Bu vesileyle olimpiyat yazısı borcumu ödemek isterim. Malumunuz aynı zamanda Eurosport Türkiye’nin yayın yönetmeni olarak çalışmaktayım. Bu sebeple yazılanları biraz filtreleyip okuyun. Tamam görev icabı, elimden geldiğince nesnel kalmaya çalışacağım, ama o da bir yere kadar. Çünkü tek bir cümleyle özetlemem gerekirse; spor zevki açısından hayatımın en güzel ziyafetlerinden birini çektim. Sadece insanüstü Bolt ve Phelps ikilisini değil, tüm kaybedenleri de, tüm kazananları da tutkuyla, saygıyla ve merakla izledim. Olimpik ruh nedir, ben bu yaz anladım. Tamam, Pekin belki de tarihin en iyi olimpiyatlarından biriydi, ama oturduğum yerden her şey daha da başkaydı.
İtiraf edeyim, işbu yazı biraz da teşekkür etmek için yazıldı. Sizin de huzurunuzda ‘teknik direktörlüğünü’ yaptığım Eurosport Türkiye ekibine şükranlarımı sunmak istiyorum. Evet, pek çok sporsever övgüyle bahsetti onlardan. Özellikle TRT’den ağzı yananlar Eurosport’u üfleyerek izlediler. Hatta bazen TRT’deki meslektaşlarımıza duyulan öfkenin bahanesi bile oldu. Bu pek içimize sinmedi doğrusu, ama biz yine de olumlu sözleri aklımızda tuttuk, mutlu olduk. Sonuçta her ‘şık latife’ bize ‘gaz’ olarak geri döndü.
Fakat yüzümüzdeki gülümsemenin asıl nedeni bunlar değildi. Biz emeğimizin karşılığını aldık diye sevindik en çok. Çünkü belki de dört yıldır bugün için hazırlanıyorduk. Hatta bazı arkadaşlarım sırf bu yüzden transfer tekliflerini reddetti. Tam altı ay öncesinde hepimizi kaygı sardı. Belki de bir yıl önce küçük küçük bilgi yumakları çıkarmaya başlamıştık. Ama ya yetmezse diye antrenmanların dozunu artırdık. Önce muhtemel hikâyeleri takibe aldık. Sonra yayın ağırlıklarına göre taktikler çizdik. Temrinler, yeni sporların anlatımı, uyku ve beslenme düzeni... Düşünün, Pekin mi, Beycing mi tartışması Türkiye gündemine düşmesinden iki ay önce biz karar vermiştik bile. Herkesin ilk defa gördüğü Çinli isimleri okumak için çoktan seferberlik ilan etmiştik. İki hafta kala ofiste herkesin gözünde bir ışıltı vardı. 900 sayfayı bulan ve Eurosport’un kutsal kitabı sayılan Olimpiyat Rehberi’ni hatmettik neredeyse. Hevesliydik, heyecanlıydık... Ama daha da önemlisi hazırdık. Çünkü Eurosport kültürü bizi hazırlamıştı. Hiçbir sporu ilk defa anlatmıyorduk ki? Zihnimizde hepsinin bir geçmişi ve macerası vardı. Futboldan ibaret bir spor kültürünün çok ötesinde, Avrupa sporunun bir parçasıydık artık. Ve şimdi masal anlatma zamanıydı...
Sadece bu hazırlıklar ve coşku değildi onları heveslendiren. Bir spor karşılaşmasını anlatırken Eurosport ruhu dediğimiz o stili yansıtmak için de çalışıyordu herkes. Mesela Sudan’lı İsmail Ahmet İsmail koşarken Darfur’dan da bahsetmek istiyorduk, onun 800 metre başarısından da. Çin’in enfes organizasyonu kadar totaliter eğilimi de görünsün istiyorduk. Rekorların keyfine varmak, ama ikincilerin ve hatta sonuncuların da hikayesi olduğunu anlatmak istiyorduk. Ne dramlar, ne trajediler, ne filmler çıkardık. Şimdi elimizde bir dolu senaryo, yönetmen arıyoruz artık:) Süper Lig’miş, transferlermiş... Hepsi bir kulağımızdan girdi, diğerinden çıktı. Çoktan Pekin’e zaplamıştık biz. Hata yapmadık mı? Tonla. Yorgunluktan diller dolaşmadı mı? Pek çok kez. Ama bir ruh hali olarak olimpiyadı tattık biz; pistin tozunu, havuzun klorunu, sahada dökülen teri kokladık, hissettik.
(İki) Başak, Burak, Caner, Dağhan, Emre, Gürsoy, Havva, İbrahim, Kadir, (iki) Onur, Orkun, Övgü, Rahman, Selim, Şevket, Umut, Uygar, Yiğit, Yücel... Çok iyi iş çıkardınız hepiniz. Bu ülkede bir işi severek yapmanın nelere kadir olduğunu gösterdiniz.  Bazen havasız, bazen ışıksız, bazen soluksuz, bazen konuksuz... Gecenin kör vakitlerinde, dört duvar arasında, çoğu kez yalnız... Ama hep şevkle, hep tutkuyla... Teşekkürler hepinize. Tüm bunları size özel olarak da söylerdim. Ama memleket dahilinde spor yayıncılığından illallah diyenler de duysun istedim. Bu ülkede bir gün olimpiyad yapılacaksa, bu sizin gibi genç, hevesli, coşkulu insanlarla olacak. Futbolun keşmekeşinde mezar kazanlarla değil!