Trabzonluların yüreği nasıl soğuyacak?

Birikmiş öfkeyi boşaltacak makul bir oluk bulmak zorundayız. Eğer şimdiden bunu düşünmezsek yarın çok geç olacak....

Üzerinden zaman geçti, ama öfke öyle çabuk soğumuyor Karadeniz’de. Şampiyonluğun avuçlarından kaymasına çok içerlemiş Trabzonlular. Üstelik bu kaybın faturasını da masa başı ligine çıkarıyorlar. Eskişehir maçı, Emenike vakası, Ankaragücü maçına dair sms dedikoduları vesaire... Tüm bunlar zaten komplolarla düşünmeye çok teşne bir fikir dünyasında adeta tetikleyici etki yapıyor. Herkes birilerini suçluyor. Herkes birilerinden hesap sorma derdinde. Velhasıl Karadeniz’de bütün gemiler kederli ve öfkeli batıyor. Diyeceksiniz ki, gündemde artık bambaşka şeyler var. Hayır, hiç de öyle değil. Bir süre sonra yeniden ‘pörtleyecek’ bu öfke. İlk aleyhteki kararda, ilk mutsuzluk anında ve en geç ilk Fenerbahçe maçında. Bu öfkeyi soğutacak, hayal kırıklığını teselli edecek bir şeyleri bugünden düşünmeye ihtiyacımız var. Onları futbolun sahada oynandığına, en azından büyük bölümünün sahada kazanılıp kaybedildiğine ikna etmemiz şart. “Yoook, yoook. Üfledik geçti” tadında yaklaşırsak bu yara için için kanamaya devam eder. Bordo-Mavili gönülleri duymak, anlamak zorundayız. Haklı ya da haksız, kanıtlı ya da kanıtsız bütün iddialarını sabırla dinlemeliyiz. Aksi takdirde o öfke ilk fırsat bulduğu anda patlayacak.
Asmalımescit’in emektar meyhanelerinden Asmalı Cavit’in Trabzonlu iki garsonundan biri geçen hafta içime işleyen bir hikâye anlattı: “Maç bitti. Fener şampiyon. Kapattım televizyonu. Dışarı bakıyorum. Yan komşum oğluna Sarı-Lacivert formasını giydirmiş, kutlamaya gidiyor. Nasıl içime dokundu! Asıl ben giydirecektim oğluma Bordo-Mavili formayı. Biz hak etmiştik. Yazık değil mi?” Yazık tabii. O yüzden ferahlamak için anlatmak lazım. Ve tabii dinlemek de, ikna etmek de...
En önemlisi ise birikmiş öfkeyi boşaltacak makul bir oluk bulmak... Şimdiden bunu düşünmezsek yarın çok geç olacak.

Eksilmesin ‘Beyaz Gölge’n üzerimizden
Yılın bu dönemini en fazla renklendiren spor hiç kuşkusuz basketbol. NBA final serisi bir yanda, Beko basketbol ligi finalleri bir yanda. Jason Kidd’in, Dirk Nowitzki’nin şampiyonluk için belki de son şansları değerlendirme çabalarını da şevkle izliyorum; insan azmanı LeBron ve Wade’in her spektaküler hareketini de. Ama benim bu seferki gözdem Beko basketbol ligi finalleri. İlk gençliğinde Spor Sergi Sarayı kapılarını arşınlamış, Dawkins’leri, Scearce’leri, Calvin’leri, Triano’ları canlı canlı izlemiş, ‘şıngır mıngır sosyete’ tezahüratlarının tadına varmış biri olarak o günleri yeniden yâd etmeme neden olan Fenerbahçe Ülker-Galatasaray Cafe Crown finaline ayrı bir ihtimam gösteriyorum. Eskisi gibi tutkuyla izleyemediğim için kızıyorum kendime. Ufuk Sarıca’nın Teamsystem Bologna’ya attığı dokuz üçlüğü de; Naumoski’nin Stefanel Milano’yu darmaduman edişini ve gözyaşları yüzünden bize o şampiyonluğu buruk kutlatan Ferdinando Gentile’yi de; Çukurovalı Larry Spriggs’in bütün Spor Sergi’yi buza kestiren orta sahadan üçlüğünü de; Calvin’in dip çizgi maharetlerini de; Scearce’ün eğri boynunu ve enteresan şut stilini de hatırlayan hafızam eskisi gibi taze değil. Ama bana öyle geliyor ki fırsat bu fırsat. Sezon içindeki çekişme de gösterdi ki, basketbol eski güzel günlerinin emarelerini gösteriyor. Türk Telekom’un Aris’e, Efes Pilsen’in Asvel’e (ahh Karasev ahh) elendiği o kara günden sonra yeniden toparlıyoruz sanki. Umarım bu coşku bir tür başlangıçtır.

Futbol bitsin, yapı paydos
Kabul edelim bu son derece sağlıksız bir şey. Koca bir futbol sezonunda maç üstüne onlarca maç izliyoruz. Gün geliyor bir güne beş tane sığdırıyoruz. Soluk soluğa sonuna koşuyoruz. Kan, ter içinde final çizgisini geçiyoruz. Üzülüyoruz, seviniyoruz. Sonra?.. Daha nefesimiz toparlamadan yaptığımız ilk şey yine futbol maçı seyretmek oluyor... Lig bitiyor, milli maçlar başlıyor. Onlar bitiyor, alt yaş kategorileri turnuvalarına dalıyoruz. Daha şimdiden Copa America geliyor diye sevinenler var. Gold Cup’ta Küba’lara, El Salvador’lara kaçamak bakışlar atan mı istersiniz, Rusya, Brezilya ligleri gibi devam eden 3-5 lige göz atanlar mı? Futbol kültürümüz o kadar maço olmasa Kadınlar Dünya Kupası’na bile hevesleneceğiz.
Bu gerçekten sorunlu değil mi? Onca başka spor varken, sadece futboldan beslenmekte bir gariplik yok mu? Tenisin en güzeli sahne alıyor, biz kıytırık bir transfer hikâyesine daha çok ilgi gösteriyoruz. Usain Bolt koşuyor, ne yazık ki Drogba’nın fısıltı hızına yetişemiyor. Contador kendini yokuşlara vuruyor, yüzücüler dünya şampiyonası hazırlığında. NBA final serisi tam gaz. Ama biz futboldan taviz vermiyoruz. Daha önce de defalarca yazdım, söyledim. Bu bana gerçekten hastalıklı bir durummuş gibi geliyor. Durumun vahametini şöyle anlatalım. Mustafa Taha aktardı; dünyanın en iyi hentbol takımı sayılan Fransa erkek hentbol milli takımı Arjantin’le hazırlık maçı yapmak için Arjantin’e gidiyor. İki hazırlık maçında da salon tamamen dolu. Üstelik dışarıda kalan pek çok izleyici var. Biz Fransızların 1998’de dünya kupasını kaldıran futbolcularını bile görmeye gitmemiştik. Bize çok benzediği söylenen Arjantin bakın neler yapıyor?
Ne garip... Adalet tatile giriyor, doktorlar izne çıkıyor, okullar kapanıyor, Meclis bile bir süreliğine ara veriyor. Ama futbol asla. Her hal ve şartta seyredecek bir futbol maçı mutlaka bulunuyor. Oysa zihinleri biraz olsun demlemek iyi gelmez mi? Kısa süreli bir futbol nadası öneriyorum herkese. Ve kararım odur ki, bugünden sonra hiç değilse birkaç haftalığına futbol yazmaya ara veriyorum. Sadece yazmaya değil, konuşmaya, dinlemeye de... Size de tavsiye ederim.

Şapka çıkarıyorum
* Herkesin favorisi formda Şarapova’yı da, geçen senenin şampiyonu Schiavone’yi de devirip teniste bir Grand Slam kazanan ilk Çinli olan Li Na’ya... 
* Hentbol kadınlarda, Dünya Şampiyonası’na gitmeleri çok zor olsa da, Türkiye’de hentbolu taşıyan iki Yeliz’li, Serpil’li, Gonca’lı ‘altın jenerasyona’... 
* 39 derece ateşle (Jordan’ın Utah finalindeki performansını hatırlatan bir şövalyelikle) takımına final serisinde umut taşıyan NBA tarihinin en iyi Avrupalısı Dirk Nowitzki’ye... 
* Mulaomeroviç, Prkacin, Kasun gibi ‘tekaütleri’, “Beyler ekibi topluyoruz” dercesine yeniden bir araya toplayıp, bir mucize yaratarak Hırvatistan Şampiyonu olan KK Zagreb’e...

.