UEFA'dan ağır ceza gelebilir

Şike soruşturması sürerken, UEFA'nın da karar verildikten sonra sürece dahil olması muhtemel. Olası 'müdahaleler'le bitiriyoruz...

Üç günlük söyleşide şike olayını etraflıca tartıştık. Son bölümde UEFA ile ilişkiler ve uluslararası kurumların nasıl devreye girebileceğini tartışarak bitiyoruz. Umarız son derece karmaşık olan hukuki süreçleri biraz olsun aydınlatmış olmuşuzdur.

Bağış Erten: Diyelim ki bir karar verildi. CAS’a ya da uluslararası başka bir mahkemeye taşınamaz mı?
Faruk Baştürk:
Disiplin suçları için CAS’a başvurulması mümkün değildir. Tahkim Kurulu Talimatı’nda sözleşmeden kaynaklanan ve yabancılık unsuru içeren ihtilaflar için CAS’a başvurulacağı kabul edilmiştir. Kaldı ki, anayasanın 59. maddesindeki son değişiklik bu görüşü daha da güçlendirmektedir. Bununla birlikte, Tahkim Kurulu’nun kararıyla iç hukuk yolları tüketildiğinden 6 ay içinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle başta adil yargılanma hakkı olmak üzere koruma altına alınan haklar açısından AİHM’ye başvurulması mümkündür.

‘Dosya UEFA’ya gidecek’
BE: Gelelim UEFA meselesine. TüRkiye’de şike tespit edilir ve ilgili takımlar düşürülürse UEFA ne yapar?

FB: Şike olayını TFF’den tamamen bağımsız olarak UEFA kendi organizasyonu açısından değerlendirecektir. Bu noktada UEFA’nın Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’ne ilişkin statülerinde açık düzenleme yer almaktadır. Her iki statüde bu organizasyona katılan takımların 27 Nisan 2007 tarihinden sonra ister ulusal ister uluslararası düzeyde müsabaka sonucunu etkilediğinin tespit edilmesi halinde UEFA’nın bu takımın ilgili organizasyona yalnızca bir sezon için geçerli olmak üzere katılıp katılmayacağına kendisinin karar vereceği, bu kararı verirken ulusal spor kuruluşu, hakem heyeti veya devlet mahkemesinin kararına dayanabileceği ancak bu kararla bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Porto ile ilgili CAS kararında ulusal federasyonun şikeyle ilgili vermiş olduğu kararın UEFA’yı bağlamadığı ve UEFA’nın bu karardan tamamen bağımsız şekilde kendisinin somut olaya ve kendisine sunulan bilgilere bağlı olarak karar vereceği görülmüştür. Bu durumda bizim dava dosyasının tümü UEFA’ya gidecek demektir.

Kendi seçiyor kendi yargılıyor

BE: Şu garip değil mi: Kararı kendi seçtiği Etik Kurul’un raporu doğrultusunda TFF Yönetimi verecek. Neye göre? Kendi talimatlarına göre. Bunu Tahkim Kurulu değerlendirecek. Hangi Tahkim? Yönetimin seçtiği Tahkim...
FB:
Konuyla ilgili 2007 yılında yayımlanan kitabımda durumun sakıncalı olduğunu ileri sürerken AİHM uygulamasına atıf yapmıştım. AİHM, adil yargılanma hakkı açısından bağımsızlığı iki yönü ile denetime tabi tutmuştur: Birincisi idare (yürütme) nezdinde bağımsızlık ve taraflar nezdindeki bağımsızlıktır. Tarafların doğrudan hakem heyetini seçme inisiyatifleri olmadığı gibi üyelerin yönetim kurulu tarafından seçilmesi yürütme nezdinde bağımsızlık yönünden adil yargılanma hakkını ihlal edecek nitelikte olup, yapılan anayasa değişikliği hiçbir şekilde bu sorunu ortadan kaldırmamaktadır. Bu sorun da baş ağrıtacak gibi gözüküyor. Ve AİHM’de dava konusu olacağı neredeyse kesin gibi.

Kulüpler değil kişiler ceza alabilir mi?
BE: Hem Türkiye hem de uluslararası arenada başka bir ceza alma imkânı yok mu? Kişilere ceza verilmesi gibi bir opsiyon var mı?
SB:
Anonim şirket de olsalar, dernek de; yönetim yetkisi olan yönetim kurulu üyesinin işlem ve eylemleri kulübü bağlar.
FB: Yani sadece başkan da değil, yönetim kurulu üyelerinden biri de, yönetim yetkisi varsa, şike yapar ya da teşebbüs ederse kulübün şike yaptığı anlamına gelir. Hatta teknik direktörün kulübü temsil yeteneği dahi tartışılabilir. CAS’ın Pobeda kararında başkanın şike eyleminden dolayı kulübe, UEFA müsabakalarına 8 yıl katılmama cezası verilmiş, aynı şekilde Porto kararında da yönetim kurulu başkanına yönetici olarak 2 yıl spor faaliyetlerine katılmama ve 10 bin euro ceza verilmiştir.

BE: Sonunda ne olursa olsun kamu vicdanı tatmin olmayacak gibi. Takımların büyüklüğü, futbol ekonomisi gerekçeleri öne sürüldü. Hukuk açısından önemli değil mi?
SB:
‘Kamu vicdanı’ meselesi çok özensiz kullanılıyor. Bu memlekette yıllarca adil yargılama sorunu yüzünden insanlar hapislerde çürüdü, işkenceler gördü, hatta öldü. ‘Kamu vicdanı’ burada da devreye girseydi keşke. Bunu OJ Simpson davasına çe-
virmenin anlamı yok. Şöyle bir söz vardır: “İsterse kıyamet kopsun, yeter ki adalet yerini bulsun.”

.