Yeni sistem: Koş Alex koş

Aykut Kocaman'ın kafasındaki oyun şablonunu oturtması hiç kolay olmadı. Uygulamadaki zorluklar nedeniyle süreç devrenin sonuna kadar uzadı. Ama Sarı-Lacivertlilerde herkes koşunca '17'de 16' geldi.

Dün Fenerbahçe’nin başarısının arkasındaki rakamları ortaya çıkarmış ve ‘Ne oldu da oldu’nun cevabını aramıştık. Bugün yanıtını aradığımız soru ise ‘Nasıl oldu da oldu’. Muhtemelen dünkünden daha da önemli bir soru bu. Çünkü o rakamları ortaya çıkaran çalışmanın ipuçları burada.
Avrupa macerası nedeniyle sezonu en erken açan takımlardan biriydi Fenerbahçe. Aslında pek çok takım için bu ciddi bir tehlikeydi. Erken form tutmak, fazlasıyla uzun sezonun sonunu getirememek, sakatlıklar gibi tehlikeleri vardı. Bunun önlemini almak için Aykut Kocaman ve ekibi sezonu takımdan da önce açtı.
Önce her sporcuya daha tatildeyken polar saatler gitti. Sonra Avrupa’daki kampa katılamayanlar için özel antrenman programları çıkarıldı ve her futbolcu özel olarak takip edildi. Kondisyon uzmanı Alper Aşçı ve bireysel oyuncu antrenörü Dolu Arslan her futbolcuya ayrı program uyguladı.
Aslında lig başladığında hedeflenen yerin epey uzağındaydı Fenerbahçe. Kamp dönemi iyi geçmişti ama taktik ve fizik antrenmanlar henüz istenen takım uyumunu sağlamamıştı. Nitekim ilk 10-15 maç sistemin oturması çabasıyla geçti.
Herkesin düşündüğünün aksine devre arasından sonra değil ilk yarının son haftalarında sistem oturmaya başladı. Ligin ilk yarısının sonları yaklaşırken Fenerbahçe daha iyi oynuyor, sahaya daha iyi yayılıyordu. Kazanılan Karabük ve Sivasspor maçlarını Ankaragücü mağlubiyeti gölgeliyordu belki, ama teknik ekip artık takıma bir şeyler verdiğini hissetmeye başlamıştı.
Devre arası kamp süreci takımın işlerliğini kazanması için çok önemliydi. Sanılanın aksine Alex, Kocaman’ın sistemine uymadığı için değil, sistemin işleyişini yavaşlattığı için sıkıntı yaşanıyordu. Aykut Kocaman ve ekibi ellerinde verilerle Alex’le uzun uzun konuştular. Gelişmeye ve öğrenmeye her zaman açık olan Brezilyalı da verilerden ikna oldu. O yüzden devre arası kampını bir hafta önce açan oyuncular arasında Alex de vardı.
İkinci devreyle birlikte artık skorlara da yansımaya başlayan bir çıkış başladı. Etkili koşu mesafeleri artmış, daha diri bir takım ortaya çıkmıştı. Sakatlıklar bile kısa sürede iyileşiyor, bunun için bireysel oyuncu antrenörleri devreye giriyordu. Rakip analizleri ise artık çok daha fazla işe yarar hale gelmişti. Misal, Konya maçında Emre’nin presle kapıp attırdığı gol tam da maç öncesi gösterilen şablona uygundu. Daha çok psikolojik faktörlerin belirlediği düşünülen son Sivasspor maçında bile analizler işe yaramış, tam da beklendiği üzere gollü bir karşılaşma olmuştu.
Genel tabloya bakıldığında artık şu net bir şekilde ortaya çıkıyor: Harıl harıl çalışan teknik ekip, haftalık raporlamalar, bilimsel antrenman programları, kişisel çalışma programlarıyla Fenerbahçe Türkiye’de pek de rastlamadığımız bir kurumsallıkla işi yürütüyor. ‘Tek adam’lık yok, paylaşma var. En son analiz teknikleri için sık sık yurtdışındaki ‘work shop’lara katılan, her gün gelişmeye çalışan, bilimsel verilere saygı duyan bir teknik kadro kurulmuş durumda. İdari Menajer Hasan Çetinkaya, yardımcı antrenörler Fahrudin Ömeroviç ve İsmail Kartal, antrenör Turgay Altay, kondisyon uzmanı Alper Aşçı, kaleci antrenörü Murat Öztürk, maç analisti Arda Keskin, bireysel oyuncu antrenörü Dolu Arslan’ın çabaları sayesinde disiplinli ve verimli bir çalışma ortamı var.
Taktik dizilişten oyuncularla diyaloglara kadar herkes fikrini ortaya koyuyor. İşte bu sayede de Volkan dünyanın en iyi kalecilerinden biri haline geliyor, Alex hiç koşmadığı kadar koşuyor, verimsiz denen Andre Santos ve Cristian dahi takımın dişlisi olabiliyor. Bu tablo bize şunu anlatıyor: Bildiğimiz ilişki biçimleri ve yorumlarla anlamlandırmakta zorlanacağımız bir yapı var karşımızda. Bizim klişelere, bazı spesifik anlara indirgediğimiz şeyler aslında hep uzun bir çalışmanın sonucu. Bu açıdan bu seneki şampiyonluk bir devrim olarak tanımlanacaksa, asıl bu yüzden olacak. 


Sambacı kendini geliştirdi 90’dan 500 metreye
Aykut Kocaman’ın üzerinde hassasiyetle durduğu bir unsur var: Etkin koşu mesafesi. Malum bir futbolcu bir maçta ortalama 5-6 bin metre civarında koşuyor. Ama asıl önemli olan toplam koşulan mesafe değil ‘etkin koşu mesafesi’. Bu da şöyle hesaplanıyor: Futbolcunun saatte 20 km ve üzeri hıza eriştiği anlar ‘etkin koşu’ olarak tanımlanıyor. Buna göre oyuncunun etkin koşu yaptığı anlar toplanıyor. Alex’in sezon başında etkin koşu mesafesi 90 metre civarında. Kocaman uzun uzun Alex’e bu koşu mesafesinin önemini anlatıyor. Çünkü onun topla çok daha fazla sayıda buluşması için etkin koşu mesafesini arttırması şart. Bunun sadece takıma değil kişisel performansına da birebir etkisi olacağına Alex ikna oluyor. İkinci yarıdaki müthiş performansının sırrı da bu. Alex 90 metre olan etkin koşu mesafesini bazı maçlarda 500’ün üzerine çıkarıyor. Ortalamasını da 400 civarında tutuyor. Böylece topla daha sık buluşan, gol dışında da oyuna direkt etki eden bir Alex çıkıyor ortaya. Sadece Alex değil tüm takım etkin koşu mesafelerinin önemini anlamış durumda. Hatta birbirlerine “Sen bu maç az koşmuşsun” diye takıldıklarında, futbolcular kendini “Etkin koşu mesafem yüksek” diye savunuyor.

Kocaman bir hafta

1- Maç biter bitmez teknik ekip önünde iki ayrı rapor buluyor. Biri son maçta Fenerbahçe’nin analiz raporu, ikincisi bir sonraki rakibin analiz dosyası.
2- Önce analiz ekibi harekete geçiyor. Önce kendi takımlarının son maçı analiz ediliyor. Ardından rakibin öne çıkan yanları işleniyor.
3- Sıradaki rakibin sakat, cezalılarına bakılıyor. Sonra, rakibin kullanabileceği 13-15 oyuncunun lig performansı değerlendiriliyor.
4-Rakibin başa oynayacak takımlarla maçlarının analizine geçiliyor. Sürece ‘scout’lardan kondisyon uzmanına herkes katılıyor.
5-Bu çalışmaların sonucunda rakibin oynama şablonu çıkıyor. Savunmadan topla nasıl çıkıyorlar, hangi oyuncular hücumda daha etkin rol alıyor, defans blokunun zaafları neler? Temel hücum seti ne? Bunların hepsi ayrı ayrı kısa raporlar haline getiriliyor.
6-Bu görüntü analizleri ortalama altı saat sürüyor. Sonucunda rakiplerin zaafları ve üstün yönleri bir klip haline getiriliyor. Bu klip üzerinden futbolcularla hem teker teker hem de hep birlikte toplantılar yapılıyor.
7-Maç öncesi konuşmasının temeli de bu analizlere dayanıyor. Soyunma odası “Vatan-Millet Sakarya” tonunda değil bu analizler ışığında yapılıyor. Son dakikaya dek rakip takımın değerlendirmeleri futbolculara aktarılıyor.
8-Devre arasında önce ilk yarının istatistiksel analiz raporuna bakıyor Aykut Kocaman. Bu rapordaki verilere göre futbolculardan daha aktif olmasını ya da özel bazı taktikler geliştirmesini istiyor.

.