Zico: Bir âkil adam portresi

Ve Fenerbahçe tur atladı. Olacak iş değil gibi geliyordu. Oldu! Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final dönülmez akşamın ufkundadır zannediyorduk, çıktı Sarı-Lacivertliler tekzip etti: Vakit asla çok geç değil.

Ve Fenerbahçe tur atladı. Olacak iş değil gibi geliyordu. Oldu! Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final dönülmez akşamın ufkundadır zannediyorduk, çıktı Sarı-Lacivertliler tekzip etti: Vakit asla çok geç değil. Futbolumuzda UEFA Kupası zaferi ve Lucescu dönemi sonrasında, aşılamayacak gibi duran bir eşik yerle bir oldu önceki gece. Hem de Şampiyonlar Ligi'nin giderek ayrıcalıklılar ligine dönüştüğü, güçlü-güçsüz farkının giderek açıldığı bir çağın başlangıcında. İnanmak için bol bol tekrarlamak lazım. Şampiyonların Ligi'nde Fenerbahçe çeyrek finalde. Bir Türk takımı son sekize kaldı. Vay be!
Hepimiz, övgüler düzeceğiz şimdi. Boynumuzun borcudur, yapmalıyız da. Uğur Boral'ı İspanya'ya transfer edeceğiz. Gökhan Gönül Alves'le yarışacak. Lugano'yu Juventus isteyecek, Deivid gelmiş geçmiş en iyi yabancılar listesine girecek, Volkan Sevilla Berberi filmini İspanya'ya taşıyıp yeniden çevirecek, Semih bile genç yetenek olmaktan belki de bu sayede kurtulacak. Ha, bir de Hazreti Alex var tabii.
Peki ya sonra... Sadece birkaç hafta sonra mesela. Zico yanlış oyuncu değiştirdiği için yine Türkiye'yi ciddiye almamakla suçlanacak, Uğur piyasa için oynamakla itham edilecek, Lugano'nun gördüğü kartlar dert olacak, Selçuk'un pas hataları ıslıklanacak, Deivid sahada görünmeyecek, Alex nazlı niyazlı olacak, Semih, Kazım, Ali zaten bu takımın oyuncusu değil...
Çünkü futbol günlük yaşanan bir olgu. Çünkü bu oyunun acıması bu kadar. Çünkü Türkiye'nin gerçeği bu! Hakikaten böyle mi? Biz bu gelgitlere mahkum kalmak durumunda mıyız? Zico'nun o vakur duruşu bile bu gerçeği değiştirmeyecek mi? Onun ağzında dile gelen takım felsefesi hiçbir anlama gelmiyor mu yani? Lyon hariç Şampiyonlar Ligi takımlarının hepsi iki maç arasında puan kaybetmişken biz yine aynı acımasızlığı sürdürecek miyiz? Oyun felsefesini oyuncu tutarlılığına dayandırmış bir hocaya yine yeni onbirler sipariş edecek miyiz? Olur a, şampiyon olamazsa Fenerbahçe, onun da biletini kesecek miyiz? Peki, bütün bu soruları sordum diye bana "yapar mıyız öyle şey, saçmalama" diyeniniz var mı?
Tamam, her hafta aynı konu üzerinde yeni bir söz söyleme derdindeyiz hepimiz. Üç tane sakızımız var, sadece onu çiğneyip balon yapmak durumundayız.
O yüzden de allayıp pullayıp yeniden sunuyoruz bildiklerimizi. İyi de, bu işin sırrı ille de acımasız ve vicdansız olmaktan mı geçiyor? Liderin bir puan gerisinde, Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde olan bir takıma bugüne dek söylediklerimiz gerçekten revayı hak mı? Herkesin bikini giymese de, külahını önüne alıp bir düşünmesi gerekmiyor mu artık?
Arthur Antunes Coimbra... Nam-ı diğer Zico. Değerli hocam; ben, kendi tarihime derkenar düşmek için size ayrıca teşekkür etmek isterim. Aklıselim olmanın önemini gösterdiğiniz için, tevazunun değerini anlattığınız için, makul olmanın, vakur olmanın, kendine ve başkalarına saygının nasıl bir şey olduğunu tek söz söylemeden, kibirlenmeden, böbürlenmeden tüm doğallığınızla gösterebildiğiniz için. Karakterli bir takım olduk, diyorsunuz. O karakter sizin eserinizdir beyefendi. Tevfik Fikret "Hak bildiğin yolda yalnız yürüyeceksin" demiş. Yürüdünüz, yürüttünüz, teşekkür ederiz. 1968'de Paris'in duvarlarında "Gerçekçi Ol İmkansızı İste" yazardı. Bunu bu topraklarda başardınız, teşekkür ederiz. "Cehennem başkalarıdır" der Sartre, çevrenizdeki insanların bazen nasıl bir cendere yarattığını anlatır. Siz tüm efendiliğinizle o cendereyi suskunlukla ve akil adamlıkla aştınız. Teşekkür ederiz. Subcommandante Marcos'un da dediği gibi, tüm bu tartışmalar, aslında kim olduğumuzu göstermeye yaradı. Asıl bize bunu gösterdiğiniz için kocaman bir teşekkürü hak ettiniz.
Saygılar sunarız.