scorecardresearch.com

Ve çiçekler ekersiniz

Bugün Ahmet Kaya'nın ölümünün 10. yıldönümü. Üç isim var ki her anıldığında hâlâ burnumuzun sızısı dinmiyor. Hrant Dink, Kazım Koyuncu ve o.

Sahne 1: Seksenli yıllar Malatya’sı. Muhafazakâr, içe kapalı bir şehir. 12 Eylül sonrasının kasveti elle tutulur halde. Sokaklar bir tek Ahmet Kaya şarkılarına direnemiyor. Polis arabaları da, seyyar kasetçiler de, kahveler dolusu delikanlılar da, hatta evlere kapatılmış genç kızlar bile onu dinliyor. Toplum sessiz, Ahmet Kaya avaz avaz: “Başkaldırıyorum.”

Sahne 2: Askere giden bir avukat arkadaşımız anlatıyor. Ağzında bir Ahmet Kaya ezgisi ortalıkta volta atıyor. Bir bakıyor bir ağaç dibinde başka bir er de aynı durumda. Sonra köşeyi dönüyor, biri çömelmiş ıslıkla çalıyor ‘Şafak Türküsü’nü. Sigara molası verenler ‘An Gelir’ makamındalar. Astsubaylar da bile bir ‘Bahtiyar’ havası. “Sanki hepimiz az önce Gülhane Konseri’nden çıkmışız gibi.”

Sahne 3: İstanbul Bağdat Caddesi. Evinin penceresinden yüksek sesle Ahmet Kaya çalan genci polise şikâyet ediyorlar. Çocuk ağlamaklı: “Ben milliyetçi bir gencim. Sevgilimi etkilemek için çalıyordum. ‘Aramakmış oysa sevmek, özlemekmiş oysa sevmek’ demek suç mu ya!”

Sahne 4: Dönemin en popüler devrimci müzik grubunun düzenlediği bir kır gezisi. Uzun uzun Ahmet Kaya’nın neden lümpen, neden karşı-devrimci, neden popülist biri olduğuna dair öyküler anlatıyorlar. Sevmiyorlar onu. Fazla ‘orta yolcu’ geliyor. Ama itiraf etmeden de duramıyorlar: “Sesi çok güçlü. ‘Hep Sonradan’ da çok iyi şarkıdır.”

Sahne 5: Bugünün pop şarkıcılarından biri daha toy bir gençken elinde gitar ona özeniyor. “Siyasi yanından hazetmem. Ama onun gibi güçlü vokal çok az. İbo bile ‘Saza niye gelmedin’i onun gibi söyleyemiyor.” Bir Adanalı olarak dilinden düşürmüyor ‘Kafama sıkar giderim’i.
Bütün bu sahneleri birbirine bağlayan harç şu: Ahmet Kaya’nın karşı konulmaz, içimize işleyen sesi… Hepimizi fetheden, en çok direnenlerin bile hüznüne sızan, en olmadık yerde bile rakı kadehine eşlik etmesine karşı koyamadığımız şarkıları… Hakikaten ‘özgün’ ve hakikaten iyi müziği… Kabul edelim, bu memleketin ortak mirası diye bir şey varsa tam orada bir yerde duruyordu Ahmet Kaya. ‘Allah’ına kadar’ buralıydı çünkü. Bıçkın, haşarı, isyankâr, efkârlı, fazlasıyla erkek, bir o kadar da sulu gözdü. Dinlemeye karşı koyamayacak kadar içliydi. Sezen Aksu ve Âşık Mahsuni’nin ortalaması gibi bir şeydi yani.
Ama artık her şarkısında gözlerimizi dolduran şey bu değil yalnızca. Biz onun ölümüyle, linç gibi biten o süreçte başka bir şeye de dertleniyoruz. Onun şarkıları bu memleketin ortak vicdanına dokunuyordu. Bugün barışı konuşmakta bile zorlanan insanların ortak hüznüydü. Tarihimizde sözün bittiği yerde kurulan diyalog zeminiydi. Bazıları için kerhen de olsa, bazıları için gizli kaçamağa da dönse, en uzaktakiler bile ‘Resitaller’ konserinde onunla birlikte haykıranlarla aynı dili konuşuyordu. Kestirmeden söyleyelim. 10 milyonlar sattı Ahmet Kaya albümleri. O 10 milyon kişi bir daha aynı ezgiyi söylemedi bu ülkede. 

Üç isim...
Bu memleket çok değerini yitirdi Cumhuriyet tarihi boyunca. Ama bazıları çok acıttı. Üç isim var ki, her anıldığında hâlâ burnumuzun sızısı dinmiyor. Biri Hrant Dink. Sırtımızı dönmekte inat ettiğimiz bir sorunun sözcüsü olarak sırtından vurularak dağladı yüreğimizi. Diğeri Kazım Koyuncu. Gencecik yaşta kanserden ölümü, bu memlekette insanın, doğanın değerinin bir bardak çay kadar olmadığını anlattı bize. Ve ortak vicdanımızı dağlayan Ahmet Kaya. Bugün en çok o vicdanı arıyoruz. İçinde sürgünlük, Anadoluluk, kentlilik, köylülük, memleket hasreti, Kürt sorunu, yoksulluk, eşitsizlik, adalet hatta ‘Alamancılık’, sonradan görmelik, haşarılık, maçoluk olan bir konser verdi yaşamı boyunca. Bu sayede Ahmet Abi’nin vapuruna binmeyen kalmadı. Şimdi kaptanı öldürdükten sonra, denizdeki dalgayla, vapur seferlerini düzenlemekle, çöreklenmiş kirli sisle uğraşıp duruyoruz. O yüzden ‘Hep Sonradan’ koyuyor her şey. 


NOT: Bu yazının ana fikri sevdiceğim Nacide Berber’e aittir. Bir feminist olarak ‘maço’ Ahmet Kaya’ya olan gizleyemediği duygusal bağını böyle açıklamaktadır. Bu yazı onunla birlikte ve ona ithafen yazılmıştır. Bir de başta Atilla Lök olmak üzere, Ahmet Kaya gecesi yapıp efkârlandığımız tüm arkadaşlara…

Yılmaz Güney, Jim Morrison, Edith Piaf gibi isimlerle Paris’teki Père Lachaise Mezarlığı’nda yatan Ahmet Kaya, bugün mezarı başında anılacak. Kaya’nın mezar taşında ‘Sürgün Acısı’ şarkısının sözleri yazılı : "Tarifi imkansız acılar içindeyim/Gurbette akşam oldu yine/ Rüzgar peşindeyim/Yurdumdan uzak yağmurlar içindeyim..."


‘Bir tek dileğim var…’
Ölümünden sonra ilk defa Türkiye’de Ahmet Kaya adına bir anma düzenlenecek. Gülten Kaya’nın düzenlediği ve 11 Aralık’ta Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek olan anma gecesinde Ümit Kıvanç’ın ‘Uçurtmam Tellere Takıldı’ belgeseli de gösterilecek. Bir saatlik bu belgesel, Ahmet Kaya’nın hayatından kesitlerle dolu olduğu kadar, Magazin Gazetecileri Derneği gecesinde yaşananlara da odaklanıyor. Ümit Kıvanç’ın deyimiyle ‘Ahmet Kaya kimdir’ kadar, ‘Biz bu adama ne yaptık’ sorusunu da soruyor. Belgeselde, tıpkı diğer Ümit Kıvanç belgesellerinde olduğu gibi sadece Ahmet Kaya konuşuyor. Kıvanç’ın kullandığı görüntülerin neredeyse her karesinde söylediği bir şey var Ahmet Kaya’nın: “Ben bu memleketin bütünlüğünü savundum. Bir tek dileğim var, öldükten sonra bu memleketi sevmedi demesinler.

 

Ahmet Kaya benim için...

* Sırrı Süreyya Önder: ‘Puşt zulasının kurbanı’dır
* Tuğrul Eryılmaz: Kürt diline karşı yürütülen inkar politikalarını Türklerin de gündemine sokan önemli bir müzisyendir
* Cengiz Candar: Bir haksızlık kurbanı ve aynı zamanda haksızlığa başkaldırıdır
* Çınar Oskay: Bana artık kimsenin “Güneşi tutacağız, göreceksin” diye şarkılar söylemediğini fark ettiren adamdır.
* Sefer Levent: ısyanın en güzel sesidir
* Ertuğrul Mavioğlu:‘Ezdirmem sana kendimi kafama sıkar giderim’dir
* Uğur Vardan: ‘Beni tarihle yargıla’ diyordu rahmetli. Ona zamanında ‘Suçlu, bölücü, şerefsiz, hain’ diyenler şimdi ‘Kemküm, özür dileriz’ peşinde. Neyse ki tarihin belleği, kimin ne olduğunu ve nasıl yargılanacaklarını kaydetmiş durumda. Kısacası ‘Başları belada’... Dolayısıyla Ahmet Kaya benim için aynı zamanda bir ‘karakter analizcisi’dir...
* Pınar Öğünç: Katalizördür. Sesiyle, sözüyle her nevi Türkiye ortamında kimyasal tepkimeyi hızlandırır. İlimsel tarif, “Hızlandırır, ama ona bir şey olmaz” diyor. Ahmet Kaya’ya olmuş işte.
* Muhittin Danış: Katlanılır, tadında bir serserilik, haksızlıklara ve adaletsizliğe karşı isyandır.
* Berrin Karakaş: Çocukluğumda “Şafak Türküsü” şarkısını dinlememi yasaklayan herkese “ınadına Ahmet Kaya’dır.
* Nazan Özcan: ‘Kadınlar, kadınlar dağlara doğru’dur
* Onur Ünlü: Türkiye’dir. Sağcısı solcusu, zengini yoksulu, inançlısı ateisti, entelektüeli lümpeni... Herkesin sevdiği adam’dır. ‘Onun gibi 10 kişi daha olsa Türkiye başka bir ülke olurdu’dur.
* Derviş şentekin: Türk müziğinin Deniz Gezmiş’idir. Komünist olmalısın, diyen sestir.
* şenay Aydemir: ‘Başkaldırıyorum’dur.

http://www.radikal.com.tr/102910810291081

YORUMLAR
(1 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Üç isim var ki her anıldığında hâlâ burnumuzun sızısı dinmiyor. - yarcano

serdar ortac, ertugrulözkök, mahsun kirmizigül. Anlayana