Ankara'dan kıvılcımlı bir oyun

Mek'An imzalı oyun 'Artık Hiç Bi'şii Eskisi Gibi Olmayacak! Sil Gözyaşlarını!' içinden kıvılcımlar saçan bir metin. Oyun asıl gücünü ise oyuncusu Ahmet Melih Yılmaz'dan alıyor.

İstanbul’dan tiyatro yazanlar ‘sadece İstanbul’daki oyunları’ görmekle sık eleştirilir. İstanbul’da gazetecilik yapınca, ha deyince oyun görmeye şehir dışına çıkmak her zaman mümkün olmuyor. Neyse ki “Madem gelmiyorsunuz, biz geliriz” diyen ekipler var. Ankara DTCF Tiyatro Bölümü çıkışlı isimlerin kurduğu Domus Sanat Çiftliği bu işi düzenli yapanlardandı. Topluluğun bir kısmı yola yeni bir isim ve mekânla devam ediyor: Mek’An. Mek’An Sahne adlı yeni yerleriyle de artık Konur Sokak’ta sabit bir alanları var. Geçen seneden beri sahneledikleri ‘Kadınlar, Aşklar, Şarkılar’ ve bu seneki işleri ‘Artık Hiç Bi’şii Eskisi Gibi Olmayacak! Sil Gözyaşlarını!’ ile Ankara’da ve dolaştıkları kentlerde başkentin alternatif tiyatro havasını solumamızı sağlamayı sürdürüyorlar.

İlkinde bir trans olarak sahnedeydi, Ahmet Melih Yılmaz. İkinci oyun ‘Artık Hiç Bi’şii...’de ise bir sokak çocuğu, bir Apaçi olarak ve yine tek başına karşımızda. Bir ahşap iskemlenin üstünde, Gezi günlerinden birkaç an paylaşıyor bizimle. Direnişe evi olan Ankara sokaklarında denk gelmiş bir genç-çocuk o. Yetiştirme yurdundan kaçıp sokaklarda yaşamaya başlamış Mustafa, polise karşı direnirken karşılaştığı iki gencin uygun gördüğü isimle ‘Avzer’.

‘Denk gelmiş’ dedim, çünkü Mustafa hayatta kalmak için zaten direnirken sokaklarda; meydanları dolduran o kalabalığa bir merakla yaklaşınca dahil oluyor. Seslerin peşine düşünce de dünyası şaşıyor: Her yaştan, bütün ‘ist’lerden çeşit çeşit insan, uçuşan gaz fişekleri, kendinden geçmişÇesine saldıran polisler, zıpladıkça yeri yerinden oynatan binler... İki gün önce karşılaşmış olsalar, belki Mustafa’dan çekinecek o oğlan ve kıza rastlıyor sonra. Mustafa, içinde yaşayan ve kontrolü yer yer eline alan ‘yaratık’, o oğlan ve kız... ‘Dördü’ direniş günlerinin bir parçasını birlikte geçiriyor. Hepimizin sokakta olmayı, birbirimize tutunmayı, korkmamayı, paylaşmayı baştan öğrendiği o günlerde Mustafa da başka türlü bir şey yaşıyor. Başkent sokaklarının yalnız çocuklarından biri olarak, isyan günlerinin içinden, belli ki hepimizden daha güçlü duygularla geçiyor.

Kıvılcımlar saçan bir metin bu. Cümlelerin arasında sakinleşmeye çok az yer var. Kocaman bir soluk alıp, nefesinizi ancak Mustafa anlatacaklarını bitirdiğinde verebildiğiniz türden. Şâmil Yılmaz’ın yazdığı metni Cansu Yumuşak yönetmiş. Ahmet Melih Yılmaz hiç kalk(a)madığı iskemlesinde anlatıyor öyküsünü. Vücudu ve sesi o kıvılcımlı metnin detayları açıldıkça, dalga dalga seyircilere doğru akıyor. Yer yer izleyici için bile zorlayıcı olacak şekilde sert dalgalar bunlar. Belli ki bu, oyuncu yönetiminde bilinçli bir tercih. Mustafa’nın bedeni ve zihni tüm o kasılmalar ve sertliklerle dolup taşıyor diye belki de. Ama neticede Yılmaz o iskemleden kalkmadan, Gezi Direnişi’nin Ankara meydanlarındaki görüntüsünü gözümüzün önünde canlandırmayı başarıyor.

Tek kişilik; dekora, aksesuvara başvurmayan, anlatıcı oyunculuğa dayalı oyunların en temel şartını yerine getiriyor böylece. Oyun da etkileyici yönünü büyük ölçüde Yılmaz’ın performansından alıyor zaten. Metin ise olan bitene Mustafa’nın gözünden bakmamızı sağladığı, sokağın dilini onun ağzından, saf bir şekilde taşıdığı için ilgiyi topluyor. İstanbul’daysanız Ankaralı iyi bir oyuncuyla tanışmak için de hoş bir fırsat!

‘Artık Hiç Bişi...’ 10 Mayıs akşamı sekizincikat’ta izlenebilir. Her iki oyunun da Ankara gösterimleri için ekibin Facebook sayfasını takip edebilirsiniz.