Bundan âlâ 'suratına tiyatro' mu olur?

Yazının konusu bir suratına tiyatro örneği olan, Craft'ın ilk oyunu 'Uğrak Yeri' olacaktı. Perşembe gecesi Twitter'dan yayılan Şehir Tiyatroları'yla ilgili havadis mani oldu. Meğer daha sert bir 'suratına tiyatro' örneği varmış bahsedilmesi gereken...

Çoktan duydunuz tabii: İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nden geçen yönetmelik der ki, ‘kaptanlık’ artık bir bürokrata teslim olacak. Şimdiye kadar sanat yönetmeninin ve ekibinin kontrolünde olan sanatsal ve teatral her türlü karar bundan kelli bir ‘müdüre’ emanet edilecek. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, itirazlara kulak tıkamazsa tabii...
Belediye bünyesinden - belki ilkokulda falan sahneye çıkmış ya da dost meclislerinde şiir mırıldanan bir beyefendi (Kadın olur mu dersiniz?) için “X Bey bu işi pek güzel kıvırır” denilecek. Ve yeni sezonda Şehir Tiyatroları’nın repertuvarını bu yeni müdür belirleyecek. Eğitimi mühendislik mi olur, edebiyat öğretmenliği mi bilemiyoruz şimdilik. Tahminde zorlanmadığımızsa şu: Geçen sezona ‘Demokrasi’ temasıyla başlayan Şehir Tiyatroları’nın takipçilerini daha ‘edepli, uslu, suya sabuna dokunmayan’ oyunlar bekliyor.
* * *
Bu sezon temanın da vaat ettiği üzere insan hakları, ifade özgürlüğü, kadın meselesi gibi konuların dillendirildiği oyunlar sahnelenmişti. Kendi adıma nicedir ‘sıkıcı, tekrarcı’ bulduğum Şehir Tiyatroları programına ‘alıcı gözle’ baktığım ilk sezon bu sene oldu misal. Metin seçimlerini farklılaştırması taze kan peşindekileri heyecanlandırmıştı da herkes aynı fikirde değildi elbet.
Mesela İskender Pala çok fena rahatsızlık duyduğu ‘Günlük Müstehcen Sırlar’ı şikâyet etmiş, ‘gayriahlaki oyunların’ özel tiyatrolara yakıştığını ima edip, belediyeye Şehir Tiyatroları’na çekidüzen verme çağrısı yapmıştı. Mesela Zaman gazetesi ‘raflarda bekleyen 5 bin yerli eserin’ sahnelenmemesine takmıştı kafayı. “Osmanlı padişahlarının hayatlarını anlatan oyunlar nerede?” diye sormaktaydı. Rosenbergler Ölmemeli’nin telif problemi gündeme geliverdi sonra. Oyun apar topar kaldırıldı. Uzun uzun hafıza tazelemeye gerek yok; hepi topu iki ay önce olup bitti bunlar. Seyirci koltuklarından görünen o ki “Mesaj alınmış.”
* * *
Şimdi Şehir Tiyatroları’nın genel sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu’ndan gelecek haberleri bekliyoruz. İki gündür çıkan haberler Şamlıoğlu ve ekibinin istifa ettiği yönünde olsa da henüz resmi açıklama gelmiş değil. Şamlıoğlu, 2009’da bu göreve getirildiğinde kendisiyle Milliyet Sanat dergisi için bir söyleşi yapmıştım. Söylediklerini anımsatmak isterim: “Tiyatro sanatının diğer idare kavramlarıyla bağdaşması söz konusu değildir. İdeal olan özerk yasa, ama oraya varana kadar... Öncelikli uğraşım, tiyatroyu belediyenin diğer işleyişinden, özel işleyişine nasıl dönüştürürüzün mücadelesini vermek...”
Karara karşı çıkan tiyatrocular da özerk yasa ihtiyacından bahsetmekte. Başkan Kadir Topbaş’a yaptıkları çağrı; yeni yönetmeliği imzalamaması yönünde. Topbaş’ın çok önem verdiği ‘İstanbulluluk’ kavramını kerteriz alarak, kendisini İstanbullu hisseden, tiyatro da seven bir kadın olarak sormak isterim ben de: Bu şehirde yaşayanlar ne zaman söz sahibi olacak şehirde olup bitenler üzerinde?
İstanbullu olarak yaşadığım şehre sahip çıkmak istiyorum. Nasıl Emek Sineması AVM’ye tıkıştırılmasın, Gezi Parkı’ndaki ağaçlar kesilmesin, vapurdan indiğimde kullandığım yaya kaldırımı iki yıl boyunca bir otel inşaatı tarafından işgal edilmesin istiyorsam; Şehir Tiyatroları’nın sanatsal yönetiminin de tiyatro geçmişi, deneyimi, birikimi olmayan bir bürokrata teslim edilmesini istemiyorum. İmzayı atmadan önce İstanbullulara da kulak vermesi dileğiyle...