Kapitalizm öldürmezse süründürür!

Tiyatro Oyunbaz'dan Ekmek Parası: Yeni ekonomik düzenin kapana kıstırdığı beş şehir insanının hayata, işlerine, astlarına ve üstlerine karşı mücadelesi
Kapitalizm öldürmezse süründürür!

Ekmek Parası 29Aralık Perşembe, saat 20.30 da Beyoğlu Terminal Sahnesi nde.

Sabahları yataktan sürünerek kalkıyoruz. Yorgunluktan değil kemiklerimizdeki ağrılar. Alarmlarımızı defalarca ‘ertelememiz’ uykusuzluktan değil. Yeni bir güne başlamaya, otobüse, servise koşmaya, havasız ofislere tıkılmaya takatimiz olmamasından. Kollarımızın tutukluğu genç yaşta romatizmaya tutulmamızdan değil, yıllardır ‘klavye-mouse’ ikilisiyle yaptığımız tekdüze hareketlerden. Ev telefonuyla ‘0’dan hat almaya kalkışmamız, metrodan çıkarken turnikeden ‘kart okutmaya’ davranmamız da erkenden bunamış olmamızdan değil.
Doğru nefes almayı öğrenmek için ‘nefes alma kurslarına’ yazılıyor; yılda en çok iki kere çıkabileceğimiz tatiller için kredi kartımıza sekiz taksit yaptırıyoruz. İş çıkışı bizimle aynı kılıktaki insanlarla, raflardan aynı tatsızlıktaki, dondurulmuş gıdaları çekiyoruz. Uyumadan aynı kremleri sürüp, akan zamana karşı vücudumuzu diri tutmaya çalışıyoruz. Hafta sonları kıymetli, dolu dolu yaşamalıyız. Sosyalleşip eğlenmeye mecburuz, koşturmaca sürmeli…
Belki tersi; sizde boş zaman gani... Üniversite mezunu, iki yabancı dili çok iyi konuşan, ekip çalışmasına uyumlu, seyahat engeli olmayan, askerliğini yapmış, beş yıl içinde çocuk sahibi olmayı düşünmeyen, prezantabl bir insansınız. Sabahları işe koşmak istiyorsunuz siz de ama CV’niz hep ‘değerlendirilmek üzere’ saklanıyor. Kendinizi işe yaramaz, dışlanmış hissediyorsunuz. Oysa ki hamster’lar gibi çemberin içinde durmaksızın dönmekte olan ‘çalışan şanslı kitleye’ katılmak dileğiniz. Başka yol yok bildiğiniz/bildiğimiz.
Bastırılmış hissetseniz de nafile. Yeni dünya düzeni teklemeye gelmiyor, ayağı aksayan dışarı itiliyor. Biliyoruz; kapitalizm öldürüyor, öldürmezse süründürüyor…
* * *
Tiyatro Oyunbaz, çağdaş Alman tiyatrosunun, sözünü sakınmayan isimlerinden Gesine Danckwart’ın ‘Ekmek Parası’ oyununu çok iyi kurulmuş bir reji ve tam kıvamında oyunculuklarla sergiliyor. Bir işsiz, bir üst düzey yönetici, bir stajyer, bir proje şefi ve ev hanımlığından kafede garsonluğa geçiş yapan bir kadının, her gün tekrarlanan tek bir gününü anlatıyor oyun. Karakterler birbirleriyle iletişime geçmeden, gözünü açtıkları andan, yatağa dönene kadarki süreçte yaşadıklarını, düşündüklerini, hem ‘içe doğru’ (kendi kendilerine) hem ‘dışa doğru’ (seyirciye konuşarak) aktarıyor. Bu; yeni ekonomik düzenin kapana kıstırdığı beş şehir insanının hayata, kendilerine, işlerine, astlarına ve üstlerine ya da kafedeki müşterisine karşı verdiği amansız mücadele, bir ayakta kalma çabası.
Yönetmenliği üstlenen Güray Dinçol, karışık monologlardan oluşan metni akıllıca çözümlerle taşımış sahneye. Soğuk floresan renklerindeki ışık, müzik seçimleri, karakterleri belli belirsiz jestlerle iletişime sokan yer yer koreografik reji, seyircilerin arasına ve sahneye serpiştirilmiş aksesuvarların kullanımı ve oyuncuların ‘iş molasında’ mekânın küçük balkonuna çıkıp sigara-nefes alma molası vermeleri gibi buluşlarla sahnelemesi zor metnin üstesinden layıkıyla kalkılmış. Oyuncular basit ama akla kazınan ‘yataktan kalkamayış sahnesinden’ itibaren kesilmeyen bir ritmik uyumla hareket ediyor.
Sıkışmış şehir insanının bir günlük rutini, izleyiciyi kendi haline güldürecek, yerinde bir tonla aktarılıyor. Evrim Şahintürk, Özgür Bahçeci, Pınar Akkuzu, Mustafa Çiçek ve Sena Taşkapılıoğlu Kornahauser komik ve stresli durumlarını, rol çalmadan, tek tek üstlerine düşeni aksatmadan, sahnedeki kolektif ruhu da diri tutarak canlandırıyor.
‘Oyunbaz’ İstanbul Üniversitesi ÖKM Sahnesi’nden ODTÜ Oyuncuları’na farklı üniversite tiyatrolarından geçmiş tiyatrocuları buluşturan bir oluşum. Yaratıcı rejilerinin, sıkı dramaturgilerinin arkasında üniversite tiyatrolarının tadı seziliyor. ‘Ekmek Parası’ da sezonun en iyilerinden. Koşa koşa servise yetiştiğimiz bir iş gününün sonunda izleyin, ruhen iyi hissetmeseniz de hayatınıza dair sorgulayacak bir şeyler yakalayacağınız kesin…

AVM lazım değil...
Kapitalist sistem ve biricik evladı sermaye sadece bedenlerimizi değil sokaklarımızı, kolektif anılarımızı ve kamusal mekânlarımızı da istiyor. Dönüştürmeye doymuyor. Emek Sineması ve Cercle d’Orient kompeksi göz diktiği sayısız mekânlardan. Kendimizi kaptırdık, bari ruhumuza iyi gelen, ismiyle bile başka bir şey söyleyen ‘Emek’i yem etmeyelim. Birbirinin aynı ürünlerden almak için bir AVM’ye daha ihtiyacımız yok. Algımızı açacak, zihnimizi çalıştıracak, duygularımızı canlı tutacak filmlere, oyunlara, şarkılara ihtiyacımız var. Bunları bizimle buluşturacak hafızası yüklü salonlar lazım bize. Önceki gece binlerce insan buz gibi bir Beyoğlu akşamında Emek’e yürüdü. Not düşelim, peşini bırakmayalım: Emek bizimdir, İstanbul ve sokaklar da…