Kendini satabildiğin kadar varsın...

Metot' rekabet uğruna yapabileceklerimizi iş dünyası üzerinden anlatıyor. İş dünyası yerine bildiğimiz dünyayı da koyabiliriz pekala...
Kendini satabildiğin kadar varsın...

Bir kadın, üç erkek; dört yönetici, şık giyimleri ve kibar dilleriyle bir odada buluşur. Burası üst düzey yönetici arayışında olan, mobilya-montaj alanında dünyanın en büyük ikinci şirketi, İsveç merkezli Dekya’nın toplantı odası. Semaver Kumpanya’nın, Jordi Galceran imzalı, Serkan Keskin yönetimindeki oyunu ‘Metot’tayız.

Kazanan ve elenenler bu odadaki ‘mülakatla’ belli olacak. ‘Mülakat’ eski bir sözcük tabii; ince araştırma teknikleriyle hazırlanmış son sürüm insan kaynakları testleri, uygulanacak olan. İşe alım sürecinde kullanılan bu yeni metot, birbirine giren oyunlardan oluşuyor. Odadaki dört kişi, ‘oyunların’ talimatlarını odadaki posta kutusuna gelen notlar aracılığıyla alıyor. Karakterler de seyirci de kimin İK görevlisi, kimin ‘aday’ olduğunu bilmiyor. Odadakiler birbirlerini şiddeti artan bir acımasızlıkla sınamak durumunda. Kimin yalan söylediği, kimin duygu sömürüsü yaptığı, kimin kendini ‘satabilmek’ için daha ileri gideceği belli değil. Oyunu, sahneyi çevreleyen çerçevenin ardından izleyen ‘röntgenci’ konumundaki seyirciye düşen, koca koca insanların işi kapmak için her talimatı hırsla yerine getirişlerini izlemek. Ucunda vahşileşme, komik hallere düşme, insani olan ne varsa ondan tastamam kopmak olsa bile...

Katalan yazar Jordi Galceran’ın gerçek işe alım metotlarını harmanlayarak yazdığı metin, takip etmesi zevkli; ince bir zekânın ürünü. Özel sektör çalışanlarına hiç de yabancı gelmeyecek bir öykü... Oyuna, ‘Dekya’nın gerçeği Ikea ile ikisi İsveç’te yüz yüze, üçü Skype’tan, altısı telefonla olmak üzere 10 aya yayılan toplam 11 iş görüşmesi yapan bir arkadaşımla (görüşmeler sürüyor!) gidecektik. Gelemedi. Birlikte izleyebilseydik benzer tuhaf deneylerden geçmiş bir beyaz yakalı olarak onun da deneyimlerini ekleyecektim.

Serkan Keskin, Mustafa Kırantepe, Sarp Aydınoğlu ve Sezin Bozacı arasız, iki saatlik süre boyunca tempoyu ve birbirleriyle kurdukları ilişkinin ritmini hiç düşürmeden devam ediyor. Karakterler arasında sürekli bir atışma hâkim ve dağılımın dört oyuncuya da dengeli bir şekilde yapılmış olması bu uzun metnin seyrini kolaylaştırıyor. Keza oyuncuların ifade ve seslerinde, öykünün farklı zirve noktalarında hissedilen değişimler de öyle... Yine de “Kısaltılmayacak tiyatro teksti yoktur”a inanan bir izleyici olarak söylemeden edemeyeceğim: ‘Metot’ az buçuk kısaltılarak sahnelenseymiş, etkisinden yine bir şey kaybetmeyecekmiş.

Oyun boyu odadakileri hem kendi, hem karşılarındakinin hayatlarının en mahrem yönleriyle sınayan psikolojik testler silsilesi; rekabetten zaferle çıkmak uğruna yapabileceklerimizi iş dünyası üzerinden anlatıyor esasında. Oyundaki üst düzey yönetici adaylarının kendilerini ‘satmak’ için yaptıklarının benzerleri her akşam TV’de ünlü jüri üyeleri karşısında yüzlerce yarışmacı tarafından da durmadan yapılıyor zira. Oyunun sinir uçlarınıza dokunması için illa iş dünyasından biri olmanıza gerek yok yani, içinde yaşadığımız dünyadan biri olmak yeterli…

‘Metot’ 23, 24 ve 30 Kasım’da Kocamustafapaşa’daki Çevre Tiyatrosu’nda.