Sansürden önce Twitter orucu

Sansürden önce Twitter orucu

Baştan söyleyeyim: Ben bir sosyal medya bağımlısıyım. Akıllı telefon tabir ettiğimiz, 'çektiği' her yerde 'bağlı' olma imkânı veren cihaz ve onun sunduğu 'nimetler' esasında; bağımlısı olduğum. Twitter, Gmail ve Radikaluzantılı mail hesabım, Instagram ve (diğerlerinde bakacak bir şey kalmayınca) Facebook'u telefonumdan günde kaç kere kontrol ettiğimi tespit etmeme imkân yok.



Son üç yılda geldiğim noktayı anlatmaya çalışayım: Bir süredir dördüncü kattaki evime çıkarken, 'canım sıkılmasın' diye merdivenlerde Twitter akışını kontrol ediyorum. Sabah gözümü açtığım anda elim telefona uzanıp Twitter'ı açıyor. İçten içe bahanem; "Bir şekilde yataktan kalkmaya motive olmak." (Hemen hemen her gün bomba, ölüm, facia haberleriyle bet bir halde uyanmak zorunda kalıyorum o ayrı...) Tersi de var; uyumadan önce son bir kez Twitter'a bakmadan edemiyorum. Ondan sıkılınca Instagram, sonra bir daha son bir kez mailler, bir daha Twitter... Bu döngü yaklaşık yarım saat sürüyor.

Kalabalık bir masada otururken ortamdan sıkıldığım anelim yine telefona gidiyor. Hiç hoş değil, hatta ayıp biliyorum, ama ortamdan kopup Twitter'a, o da kesmezse maillerime bakmaktan kendimi alamıyorum. (Önemli bir olay olmuşsa "A bakın şu olmuş" deyince foyamı da ortaya çıkarmış oluyorum tabii...)

Sonra şu 'tatilde fişi çekme' meselesi. Hayatımın neredeyse hiçbir tatilinde 'fişi çeken' biri olmadım. "Tatile gittim mi ne mail ne telefon, hepsini kapatırım" diyenlere gıpta ediyorum. 'Akıllı telefonumla' interneti sürekli avucunda taşıyanlardan olduğum için, kaldığım otelde wi-fi varmış yokmuş, dert etmiyor; maalesef yurtta ve dünyada olan biten iyi-kötü her şeyden dakika dakika haberdar oluyorum. Sadece Twitter da değil; her iki mail adresimi de sürekli kontrol ediyor, çoğu zaman işle bile ilgili olsa bir şekilde yanıt veriyorum.



Buraya kadar gelip de hâlâ 'normal' olduğumu düşünüphalimi ciddiye alanlar için devam edeyim:



Geçtiğimiz günlerde kendimi sınamak, sonra da -aranızda Twitter bağımlıları var eminim! — benzer durumdakilerle halimi, "Bakın nasıl oluyormuş" diye paylaşabilmek için 48 saatlik bir tür 'oruca' soktum kendimi. Bir iş günü (cuma), bir de izin günü (cumartesi) olmak üzere 48 saat boyunca gmail, gtalk, Twitter, Facebook ve Instagram'la bağımı kesecektim. Radikal mailimi iş gereği açık tutmak dışında kimseyle maille iletişim de kurmayacak, tüm işlerimi 'eski usul' telefon açarak halledecektim.



Perşembe gecesi uyumadan önce "48 saat bakamayacağım, son bir kez bakayım gelen-giden bir şey var mı, neler oluyor" endişesiyle Timeline'ımı didik didik ettim. (Hiç huyum olmamasına rağmen sabahın 4'ünde aniden uyanınca "Dur hazır vakit başlamamışken son bir kez daha bakayım" diye tekrar göz attım Twitter'a ki bunu anlattığım arkadaşımdan "E sen sahura kalkmışsın" yorumu geldi.)



Ertesi sabah ilk tepki normalde gün içinde gtalk'tan iletişim kurduğum eşimden: Ne! Nasıl haberleşeceğiz şimdi? — E telefonla?

Serviste kulağımdaki şarkının aklıma getirdiklerini Twit'lemek için elimi telefona uzattığımda telefonumun internete girmediğini fark edince (Alışkanlıktan otomatikman elim Twitter'a gitmesin diye interneti kapatmıştım) o günün 'sıradan' olmayacağını fark ettim. Gazetedeki bilgisayarımda hem kendi, hem Radikal Hayat'ın Twitter hesaplarını aynı anda görmemi sağlayan TwitDeck programını kullanıyorum. O gün programı çalıştırmadım. Bağış Erten'in Metin Kurt'un ardından Radikal.com.tr'ye yazdıklarını kendi hesabımdan twit'lemek için uzandım mouse'a, bir kere daha tıkanıklık hissiyle kaldım yerimde.



Koyduğum kurallar gereği gtalk'u açamıyordum, ofisin öbür ucundaki yayın yönetmenimiz Cem Erciyes'e söylemem gerekenler için - uzun zamandır olmadığı kadar çok - telefonu kullandım. Eşimle ve görüşmem gereken arkadaşlarımla bir kaç kez telefonlaştım. Normal bir iş günümün rutinidir: Aynı anda hem Twitter'dan, hem Facebook'tan, hem gtalk'tan mesaj gelir, üstüne bir de telefonlar çalmaya başlar. O gün mail ve Twitter kontrol etmek, sağa sola yanıt yetiştirmekle dolan vakitlerde okumam, edit'lemem gereken yazılarla daha seri bir şekilde vedalaştım; birikmiş, bir kenara ayırdığım dergileri rahat rahat okudum. Gelgelelim "İki günün sonunda amma çok mail birikir şimdi, kim temizleyecek onları" sıkıntısı basmaya başladı içimi. Twitter'dan mesaj geline beliren mavi ışığı da basbayağı gözüm arıyordu.

İkinci gün daha zor oldu. Elim sürekli telefona gidiyordu... Ama izin gününde Twitter'a giremeyince kalan vaktimde elimdeki kitabı bitirdim, anlık felaket haberlerinden uzak kalarak sakin bir gün geçirdim. Eşim Twitter ve maillerden uzak kaldığım için akşam kedimiz Cavit'i daha çok sevdiğimi bile söyledi...

Sonuç? 48 saatin bitmesine iki saat kala, gerçekten sıkılmaya başladığım bir konserde "Ee yeter artık ama..." diye açtım telefonun internetini. İki günün sonunda ilk twit'imi attım. İlk aldığım 'Twitter haberi de' Neil Armstrong'un öldüğü oldu.



İki günden arta kalan his tek kelimeyle tarif edebilir: Yoksunluk. Bir de "Derhal birikmiş sayfalarca maili temizlemeli, Twitter'dan gelen mesajlara cevap vermeli" paniği...



Bunları neden mi anlattım? Birincisi yalnız olmadığımı pekâlâ bildiğim için. Etraf elindeki telefona bakarak yürüyen, yemek yiyen; Twitter'a sabahın erken saatlerinden gecenin kör vakitlerine kadar durmadan bir şeyler yazan, önemli-önemsiz maillerine mobil cihazlarından yanıt veren, kafelerde, restoranlarda karşısındakilere bakmadan Twitter'da muhabbet çeviren, her türlü kişisel ya da politik patlamasını sosyal medyadayaşayan milyonlarca insanla dolu olduğu için. İkincisi'onsuz' nasıl oluyormuş, merak ettiğim için. Deneyim tahmin ettiğim gibi sonuç verdi; dünyanın sonu gelmiyor elbette ama bu saatten sonra 'olmuyormuş.' Tüm bunları unutup 'tatlı bir anı' olarak kendime saklayacaktım ki Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'dan hiçbirimizi şaşırtmayan - sonradan yalanladığı - 'sosyal medyayı anlık olarak durdurabilecekleri' açıklaması geldi. Kendi sosyal medyasını kendisi kapatan 'bilinçli' bir vatandaş olarak Sayın Bakan'a iletmeyi görev bilirim: Millet olarak yaşayacağımız yoksunluk hissine ve sonuçlarına hazır olduğunuzu hiç sanmıyorum! Bir daha düşünün dilerseniz... Şimdi biraz twit gireceğim yüksek müsaadenizle.