Tam umudu kesmişken...

Özen Yula'nın yazıp yönettiği 'Bakarsın Bulutlar Gider' muhafazakâr çevreden bir kadınla bir erkek üzerinden farklılıklarımıza, uzaklıklarımıza rağmen umut telkin eden bir iş.
Tam umudu kesmişken...

Özen Yula’nın içli, incelikli bir kalemi vardır; ister oyun metni ister bir roman olsun ürettiği, bir aşinalık hissi yaratır. Bo Sahne prodüksiyonu olan son oyunu, yazıp yönettiği ‘Bakarsın Bulutlar Gider’ bu yönüyle tam bir Özen Yula metni. Hassas, duyarlı, karakterlerini sakınan bir iş. Kılıçların keskinleştiği, öfkenin –karşılıklı olarak- kabardıkça kabardığı, kırgınlıklarımızın isyan duygumuzla birleştiği, tarafların süratle uzaklaştığı bir politik gündemde çok uysal bir dille “Yok aslında farkımız” diyen bir metin. Belki çok naif gelecek bu günlerde bu ifadeler ama zamanla üstümüzü katman katman kaplayıp bizi ‘başkalaştıranlar’ ne kadar farklı olursa olsun, en dipteki duygularda ne kadar benzer yollardan geçiyor olabileceğimizi işaret eden bir oyun. Daha en baştan, ismiyle umut telkin eden bir iş.

Sahne, hali vakti yerinde muhafazakâr bir ev olarak kurulmuş. Başörtülü bir kadın; evinin, sehpasından vazosuna her köşesi bir kitsch estetiğine bürünmüş salonunda yalnız başına oturmakta. Duvarda büyükçe bir çerçevenin içinden bakıyor sakallı bir adamın gözleri. Birazdan kapıdan girecek bir başka sakallı adamla ev sahibesi arasında tedirgin başlayacak diyalogla, detaylar ufak ufak açılacak. Ev sahibesi Betül Hanım ve aynı İslami muhafazakâr çevreden, konuk Kaya Bey arasındaki ‘mesele’ çözülmeye başladıkça, muhtemel ki ters bir köşeye fırlatılmış bulacaksınız kendinizi. Betül’ün karşısına, ölen kocası Orhan’ın arkadaşı olarak çıkan Kaya, getirdiği emanet ve bildikleriyle, bir sırrı açık edecek.

Başka başka evlerde, süslü tüllerin ardında, sizin evinize belki de hiç sokmayacağınız o iki renkli kristal vazoların arasında nasıl hayatlar yaşanıyor? Sandığımız kadar ‘uzak’ duygularda olmadığımızı akıldan geçirmek çok mu zor? Özen Yula yazdıklarıyla “Hiç de öyle sandığımız kadar farklı değiliz” diyor. ‘Kesimlere, mahallelere’ ayrılmış bir ülkenin insanlarının birbirlerinin özel alanlarına biraz daha incelikli bir gözle bakmasını salık veriyor, “İnsandan umudu kesme” diyor.

Kenan Ece ve Selen Öztürk; bir gerilim hattı içinde geçen, güncel ve ironik göndermelerin eksik olmadığı bu buluşmayı inişli-çıkışlı bir ritimle aktarıyor. Lakin ikilinin asıl meseleye gelene kadar yaptıkları sohbetler (Kadının alışveriş düşkünlüğü, günlük ticari ilişkilerde birbirini tutan İslami cemaat vs) oyunun orta yerinde belirgin bir sarkma yaratıyor. Bu sohbetler, sona gelene kadar bir anlamda hedef şaşırtma işlevi de görüyor, evet. Ama oyunun sürprizini –talihsiz bir biçimde- daha ilk dakikalarda çözen seyircilerdenseniz, oyunun sizin için hissedilen süresi artıyor. Oyuna dair neredeyse hiç fikrim olmadığı halde, Kaya’nın sahneye girdiği ilk andaki tonlama ve bakışlarından biriyle, sonunda bizi neyin beklediğine uyanmış oldum. Haliyle benim için oyunun geri kalan kısmı, Betül’ün de aynı ayılmayı yaşamasını beklemekle geçti. Benim izlediğim oyuna özel bir talihsizlik olduğunu umalım.

Betül’ün evde yalnız otururken başı açık değil de örtülü halde olmasını da not etmeli. Kapı çalınca örtüsünü başına atıveren bir Betül, sanki yaklaşmaya/anlamaya çalıştığımız ‘diğer mahallenin’ günlük hallerine dair daha isabetli bir görüntü olurdu.

20 Mart 20.00’de Bursa Nâzım Hikmet Kültür Evi’nde, 27 Mart’ta 20.30’da Cihangir, Bo Sahne’de.