Tek başıma hepimize yeterim albayım!

Seyyar Sahne'nin 'Tehlikeli Oyunlar'ında Erdem Şenocak 130 dakika boyunca el, ayak ve parmaklarını, omzunu, salıncakları kullanarak tüm romanı tek başına oynuyor
Tek başıma hepimize yeterim albayım!

Bir edebiyat eserini sahneye uyarlama kararı baştan zoru seçmek demektir. Seçtiğiniz metin Oğuz Atay gibi, sadık bir okur kitlesine sahip bir yazara aitse iyice hassas bir yola sapılmıştır. Seyyar Sahne 2009’dan beri, Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ın gölgesinde kaldığı düşünülse de gerek yazım tekniği gerek başkarakteri Hikmet Benol’un zihni aracılığıyla anlattıklarıyla, benzersiz bir yere sahip olan romanı ‘Tehlikeli Oyunlar’ı itiraz edilmesi güç bir yorumla sahneye taşıyor.
470 sayfalık, Oğuz Atay imzalı bir romanın, ruhunun incitilmeden oyunlaştırılması büyük yük. Seyyar Sahne yükü ağırlaştırıp, Hikmet Benol’un dünyasını tek bir oyuncuya, Erdem Şenocak’a emanet ediyor. Ve 130 dakikalık, belki de bu kadar uzun sürüp de seyirciyi hiç yormayan nadir oyunlardan biri olacak ‘Tehlikeli Oyunlar’ başlıyor…
Oğuz Atay, ‘Tehlikeli Oyunlar’da Hikmet Benol’un varoluş mücadelesi aracılığıyla tarihle, ‘kahramanlarla’, millilik şuuruyla, memleket ahvaliyle, kadın-erkek ilişkileriyle ince ince alay eder. Okuyucunun satır aralarına da bolca tebessüm eşlik eder. Erdem Şenocak’ın izleyicinin başını döndüren bir performans sergilediği Seyyar Sahne yorumunda, tebessümlerin yerini kahkahalar alıyor. Hikmet’in alaycı tavrı Şenocak’ın sesinde, kıvrak hareketlerinde iyice muzip bir hal alıyor. Oyunun ilk dakikalarında hafifçe gülmeye çalışan saygılı okur, bir süre sonra kendini koyuveriyor. Romanla mukayeseyi bir kenara bırakıp kendisini, boş sahnede, iki salıncak eşliğinde tek başına bir hikâye anlatan adama bırakıyor.
* * *
Üniversite tiyatrosu geleneğinden (Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları ve İTÜ Mezunlar Tiyatrosu) gelen ekibin 2001’de kurduğu Seyyar Sahne, beş yıldır tiyatro dışı metinlerin sahnelenmesine yoğunlaşmış durumda. ‘Tehlikeli Oyunlar’da akılda kalıcı bir örneğini gördüğümüz ses ve hareket çalışmaları da uzundur çalıştıkları bir alan. Celal Mordeniz (konsept ve yönetim), Oğuz Arıcı (metin düzenleme ve reji), Erdem Şenocak (metin düzenleme ve oyunculuk) özünü bozmadan kısalttıkları romanı episodlar halinde sahneliyor. İTÜ Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi’nin üç tarafı seyirciyle çevrili salonunda sizi iki salıncak ile Hikmet Benol’un sade kıyafetleri içindeki, çıplak ayaklarıyla Şenocak karşılıyor. İlk perdeyi Hikmet’in gecekondudaki hayatını, Hüsamettin Albay’ı, Nurhayat Hanım’ı, onun askerdeki oğluna mektupları, eski karısı Sevgi’yle ilişkilerini, Bilge’ye hislerine dair, romanda birinci bölümüne denk düşen anlatılara ayırmışlar. Ki bu Hikmet’in dünyasını, onunla yeni tanışacak izleyiciye açmak için isabetli bir seçim. İkinci yarıda ‘düşüşe’ kadar giden kısmı, kısaltılmış ama bozulmamış olarak izliyoruz.
* * *
Şenocak 130 dakika boyunca Hikmet, Hüsamettin Albay, Nurhayat Hanım ve oğulları Salim ile asker Hidayet, meyhaneden arkadaşları, Sevgi’nin akrabaları, Fikret, sokaktaki kadınlar oluyor. Her karaktere sesinden farklı bir parça veriyor. Ellerini ve el parmaklarını, ayaklarını ve ayak parmaklarını, omzunu ‘oynatıyor’. Her bir uzvu başka bir karaktere dönüşebiliyor. Salıncakların ‘tehlikeli’ salınımlar yaptığı boş sahnede tek bir oyuncu görmemeye başlıyorsunuz bir süre sonra. ‘Kalabalığa’ bir katkı da salıncaklardan: Tepsi, arabalar, yastık, minibüs, masa vs. olarak rol kesiyorlar. Şenocak bedenini, romanın sayfaları gibi okuturken bize, anlattıklarının ötesinde salıncaklarla da bir kısmında gözleri kapalı olmak üzere ‘tehlikeli oyunlar’ oynuyor. Seyir açısından tek sorun, akla ister istemez “Şimdi nasıl kullanacak salıncakları?” gibi ‘akrobatik’ sorular sokuşturması…
Episodlar, Hikmet’in uyku halleriyle bölünmüş. Şenocak oyun boyu aslında bir hikâye aktarıcısı olduğunu unutturmuyor. Başlarken, bölüm aralarında suyunu içerken, oyun biterken hep seyircinin arasında. Sonunda; Hikmet’in ölümünün ardından kalkıp usulca ‘Oyun bitti’ demesi de sahnelenme biçimiyle de ‘oyunlar yaratan’ bir adamın öyküsüyle de tatlı bir şekilde örtüşüyor. Bazı oyunlar anlatmakla olmuyor, eksik kalıyor. ‘Tehlikeli Oyunlar’ da Oğuz Atay’ın ‘kelimelerinin anlamlarını’ bilin bilmeyin, tiyatro sevin sevmeyin görülesi bir oyun...
23 ve 24 Aralık, 20.00’de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda. Ocak gösterimleri için: www.seyyarsahne.com