Göç yolları

Bazen bir tekneye doluşup kızgın güneşin altında kavruluyor ya da kabaran sulara yenik düşüyorlar, bazen son nefeslerini havasız bir kamyon kasasında veriyorlar.

Bazen bir tekneye doluşup kızgın güneşin altında kavruluyor ya da kabaran sulara yenik düşüyorlar, bazen son nefeslerini havasız bir kamyon kasasında veriyorlar. Bazen sınırları eşek sırtında geçiyor ya da dağları yürüyerek aşıyorlar, bazen de o dağlarda donup kalıyorlar. İki hafta önce Ege'de yaşanan facianın ardından, bir çocuğun yıllar öncesinde bıraktığım anısı geldi aklıma. Yıl 1988'di sanıyorum. On yaşında bile olmayan küçük çocuk, İsviçre'ye geçmek için babasıyla beraber aşmaya çalıştığı Alpler'de soğuğa dayanamamıştı. Bu trajedinin ardından, çalıştığım İsviçre gazetesinin bir okuru Mehmet'in ailesine maddi yardımda bulunmak istemişti. Ben aracı olmuştum bu teklif üzerine, ama babanın hâlâ daha göç edebilme ihtimalini araştırdığını farkedince dehşete kapılmıştım.
Neredeyse her gün bir trajedi yaşanıyor kaçak hatlarında. Biz bir kısmını duyuyoruz. Özellikle Türkiye ile Yunanistan arasında, Ege Denizi'nde ve sınırda pinpon topu gibi oradan oraya gönderiliyorlar, 'no man's land' tabir edebileceğimiz bir alanda sıkışıp bazen masanın dışına düşüyorlar. Ülkeler gözaltına aldıkları göçmenleri barındırma ve ülkelerine gönderme yükümlülüğünden ve maliyetinden kaçmaya çalışıyor çünkü.
Birkaç yıl önce Türkiye'den Yunanistan'a kaçak girerken yakalanan göçmenler, Yunan sınır güvenlik güçleri tarafından yine Türkiye'ye kovalanmıştı. Meriç'te yapılan aramalarda kayıplara ulaşılamadı. Bir yıl kadar önce Yunan Sahil Güvenlik botunun Karaburun açıklarında denize döktüğü 37 göçmenden çoğu yüzme bilmiyordu, altısı boğuldu, diğerlerini Türk Sahil Güvenlik botları kurtardı.
Şanslı olanların başına neler geliyor pekiyi? Bazıları farkında değil belki ama bu tehlikeli yolculuğa çıkmayacak kadar şanslılar... Yüzme bilmeyip, kasıklarına kadar yükselen çizmelerle Meriç'i geçmeye hazırlanırken yakalananlar şanslı mesela. Sık sık tekrarlanan bir başka hikâye. Tekneye bindirilip 'Yunanistan'a geldik' diye Ege kıyılarında bırakılıyorlar. Assos-Edremit arasında köylüler sabah sabah merada çalıların arasında yatan göçmenlere çok rastladı. Bu göçmenler tacirlere birkaç bin dolar kaptırdılar belki, ama nasıl biteceği her zaman kestirilemeyen bir yolculuğa çıkmadılar en azından...
Bundan beş yıl önce de 100 kadar Iraklı ve Afgan göçmen, Türk Sahil Güvenliği tarafından Ege Denizi'nde bir teknenin içinde susuzluktan baygın halde bulundu. Aylardan ağustostu, çoluk çocuk üç hafta önce yola çıkmışlardı, ama daha iyi bir hayat hayalleri az kalsın kızgın güneşin altında son bulacaktı. Batı Afrika'dan Avrupa'ya Kanarya Adaları kısayolunu kullanarak ulaşmaya çalışan binlerce göçmenle aynı kaderi paylaşacaklardı.
Nispeten şanslı olanlara bir örnek daha... Bundan birkaç yıl önce Midilli'de Electrotipia gazetesinden meslektaşım Stratis Balaskas ile oturuyoruz. Stratis'in telefonu çalıyor, bizimki aceleyle kalkıp limana gidiyor. Onlarca Afrikalı ellerinde pasaportları, gayet yasal bir şekilde Yunanistan'a girmek istiyor ama hemen gözaltına alınıyor. Neden mi? Çünkü ellerindeki pasaportlar Bulgar pasaportu. Yunan polisi bu grubun Bulgar olduğuna inanmıyor haliyle. Her neyse, en azından karadalar ve yakalandıkları kayda geçtiğinde güvenli bir yolla ülkelerine gönderilecekler (Tabii kötü muamele görme ihtimalleri de var. Midilli Sahil Güvenliği, Stratis hakkında bu konuda yazdığı haberler nedeniyle bir dava açtı).
Bazı göçmenler ise, gitmek istedikleri yere varıyor, hatta burada bakanlıklara hizmet veren şirketlerde kaçak olarak çalışmaya bile başlıyor, ama İngiliz Göçmenlik ve Vatandaşlık Dairesi'nin Londra'daki ofislerini temizlemek durumunda kalınca yakayı ele veriyor. Birinci kareye geri dönülüyor.
Yeryüzünde o kadar çok insan yasadışı yollardan yer değiştiriyor ki, sayı telaffuz etmek güç. Türkiye'de son 12 yılda 620 bin yasadışı göçmen tespit edilmiş. İngiltere Göçmenlik ve Vatandaşlık Dairesi'nden bir yetkili pes edip, "Ülkede kaç yasadışı göçmen olduğu konusunda en ufak bir fikrim yok" diyor, İçişleri Bakanı da bir sayı telaffuz edemiyor, Göç Bakanı ise "Hmm, 300 ila 600 bin" gibi bir açıklama yapıyorsa, bu Büyük Britanya'nın zorlu vize ve pasaport kontrolündeki müthiş sorgu teknikleriyle korumaya çalıştığı kalesinde olduğunu gosteriyor. Değil kaçak, yasal yollardan göçe ve ilticaya karşı bile son derece katı politikalar üreten ülkeler ne yaparlarsa yapsınlar, hayat koşullarını iyileştirmek, hem de bunu çalışarak yapmak için yollara düşenlerin son derece insani olan bu arayışının önüne geçemiyor. Yaşadığı yerde günü zor geçiren ve bir gelecek göremeyenlerin neleri göze alabileceğini refah içindekiler hayal edemiyor çünkü...