Bir garip Galatasaray

Çoğalınca azalan şey nedir? Cevap Galatasaray... Bir takıma hem Kewell, hem Milan Baros, hem Meira, hem De Sanctis eklenir de o takım geçen sezonkinden daha kötü bir görüntü verir mi?
Bir garip Galatasaray

Gurbetçi Ümit Karan?ın futbol kariyerinde niye Bundesliga?da hiç oynamadığı, cevaplanması gereken bir soru olarak zihinlerimizde yer ediyor. FOTOĞRAF: ALİ KEMERTAŞ

Futbola dışarıdan bakarken hep biz fanilerin bilmediği birtakım taktikler, gizli bilgiler, bir telaffuz edilmesiyle insanı harekete geçiren cümleler (abrakadabra?) olduğunu zannederdim. Maç öncesi konuşmaları hele, çok merak ederdim. Teknik direktörler ne diyordular da takım sahaya çıkıp harikalar yaratıyordu? Ya da bir sonraki hafta neyi demeyi ihmal ediyorlardı da aynı futbolcular sahada hayalet gibi dolaşıyorlardı?
Futbolcularla her röportaj yaptığımda bu merakla hep aynı soruyu sordum, okuduğum kitaplarda, televizyonda seyrettiğim belgesellerde, işte ‘Les Yeux Dans Les Bleus’ olsun, ‘Eski Açık Sarı Desene’ olsun, Fatih Terim’in milli takım görüntüleri olsun, aynı sorunun cevabını aradım. Neydi o sihirli sözler, bir teknik direktörü diğerinden daha iyi yapan neydi, ne ne ne?
“İlk 11’i her açıkladığımda 7 düşman edinirim. Sadece 7 kişiyle kalsa iyi; karıları, anneleri, babaları, çocukları derken bu sayı her hafta katlanarak artar” diyordu Toshack. Demek ki ilk 11’e kimi koyacağınız kadar, dışarıda bıraktıklarınız da önemliydi.

Türk futbolcusunun ‘temel’ sorunu
“Maç öncesi soyunma odalarında yüksek sesle müzik çalınmasına izin veririm. Geçen bir hafta boyunca o maça hazırlanamadıysanız, son dakikada yapacağınız ya da söyleyeceğiniz hiçbir şeyin önemi olmaz” diyordu haftaiçi idmanlarında topsuz hiçbir şey yaptırmadığı dillere destan Arsene Wenger. Takımdaki bütün futbolcuları aşağı yukarı aynı seviyedeki Wengerler için kolay, “Türk futbolcular fundemental bilmiyor, idmanlarda bir de bunu çalışmak zorunda kalıyoruz” diyen Tiganalar için zor bir yöntem.
Bu kadar mı? Değiiiil. “O hafta hangi takımla oynayacaksak ona göre antrenman hazırlarız” demişti konuştuğumuz dönemde Everton’ın kondisyoneri olan Stefano Marrone. “Kendi sahanda oynuyorsan, hazırlığın başkadır. Kendi evinde kontratak taktiği yapamazsın, topu ayağında tutman gerek. Bu yüzden hafta arası bol bol 10-15 metre arası sprint çalışırız. Kontrataktaysa bir futbolcu en az 30-40 metre koşmak zorunda kalacağı için deplasman haftalarında idmanı buna göre ayarlarız.” Tamam, bunu da not ettik...
İsviçre’de tanıştığımız, uzun süre üst düzey futbol oynamış Brezilyalı Mitsu, “Hocanın karizmatik olması çok önemlidir. Çünkü üst düzey bir futbolcu olmuşsan ve göreceğini görmüş, öğreneceğini öğrenmişsen ancak karizmatik bir hocanın söylediğini dinlersin. Ancak fazla karizma da insanı sıkar, hoca hep aynı yaklaşımdaysa bir süre sonra boş bakmaya, duymamaya başlarsın anlattıklarını” demişti. Bunu da ekledik.

Taktik hak getire
Futbolculara, mesela Tuncay Şanlı’ya, Cisse’ye, Kezman’a oyun içinde hocanın maç öncesi verdiği taktiği ne kadar uyguladıklarını sorduğumdaysa, “Hoca genel hatları belirler, sen maçta gelen pozisyona göre içinden geldiği gibi oynarsın” dediler. Hadi buyur, ince ince belirlediğiniz, antrenmanlarla desteklediğiniz(i varsaydığım) taktik hak getirdi bile...
“Türk futbolcusu sürekli kaytarıyor, söylenenleri dinlemiyor, düzgün antrenman yapmıyor, sigara içiyor, büyük bir takıma geldiğinde kendini hedefine ulaşmış sanıyor... Büyük futbolcu kategorisine koyduğumuz Ümit Karan neden Bundesliga’da oynayamadı da kapağı Türkiye’ye attı acaba?” demişti işsiz kalmasın diye adı bende saklı bir hoca.
Skibbe belli, dürüst ve iyi niyetli biri. Peki Cevat Hoca’yla şampiyon olmayı başaran Galatasaray bugün hücum anlamındaki bütün artılarına rağmen neden gol pozisyonuna giremiyor? Takım neden oynamıyor? Cevapları yukarıdaki paragraflardan birinde saklı, belki de Skibbe yetersiz... Ya da sen oynamazsan, ben oynamazsam, biz oynamazsak, nasıl oynatacak ki bizi bu adam...