Bu nasıl babalık!..

Futbol kamuoyu Volkan'ın gözyaşlarını konuşuyor. Küfürlere tepki gösterip sahayı ağlayarak terk eden futbolcuya teknik direktör Akçay arka çıkarken başkan Hacıosmanoğlu "Böyle bir oyuncuyla beraber yürüyemeyiz" dedi.
Bu nasıl babalık!..

Tribünün ağır abileri bir araya gelip tribün raconlarının kitabını yazmaya kalksalar, en kötüsü ‘kendi futbolcuna küfretmek’ çıkardı bir zamanlar.
Cümlenin geçmiş vurgusunu, fiilin -di’li geçmiş kipinde çekilmiş olmasına değil, ‘ağır abi’ öznesine yükleyerek söylüyorum ki tribünün ağırlık merkezinin ortası olmadığı günlerde, her tezahürat yaptıranın tribün lideri sayılmadığı zamanlarda, konuştu mu dinleten, ters baktı mı korkutan, ‘stat yapıldığından beri orada duruyor’a benzeyen, buna mukabil maça giderken ‘renk yapmayan’, tribünün en sağında, en solunda ya da en arkasında duran, çoğu tezahürata katılmayan abiler vardı.
Hayır, her statta olmuyor
Onları romantikleştirecek kadar teşrik-i mesaimiz olmadığı için bu sadece bir durum saptaması. Ama bilelim ki o zamanlar kendi futbolcuna küfretmek ‘düşünülemez, düşünülse bile hayata geçirilemez’ eylemler kapsamındaydı. Yani Volkan Şen olayını, tribünlerde ilk defa yaşanmadığını söyleyerek, her statta yaşanabilecek bir şey olduğunu vurgulayarak, normal kapsamında değerlendirecek olanlar beni bağlamıyor.
Sırf o takımı tuttuğu için, kendisinde bunu hak gören insanların türemiş olması, belki bilete çok para verdiği için, belki kendi topçusuna küfretmeyi kendi oğluna bağırmak gibi bir şey olarak gördüğü için, belki kendi hayatının mutsuzluklarını bu şekilde deşarj olarak unutabildiği için maç boyunca golle sonuçlanmayan her pası, her şutu, her korneri ve her tacı, ‘O topa öyle mi vurulur?’ ekseninde eleştiren, küfrü cümlesinin sonunda bağlaç olarak kullanan, kendini sadece başarıyla özdeşleştiren taraftarlar tarzım değil.


Bizim erkekler için ‘en zoru’


Ama bu olayı ‘vurun abalıya’ kapsamında bir ya da bir grup taraftarın sırtına yüklemek de yanlış olur. Futbolun bu ataerkil düzeninde, herkes artık birisi olduğu için ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ sorusunun en muğlak olduğu zamanlarda yaşıyoruz. O taraftarların bir günde bu hale gelmediği çok açık. Her olayı bir kişinin sırtına yükleyip, ‘oh bunu da savuşturduk’ diye kenara çıkmak değil, neden’leri sorgulamamızın zamanı geldi.
Önceki gün Volkan Şen maçta ağladı. Tribünden biri, ona bir şey dedi. Bu ona dokundu. Formasını gözüne mendil yaptı. Bu ataerkil ülkede, tribündeki binlerin, ekran başındaki milyonların önünde, gözyaşlarını öfkeye çevirmeden, ‘Tutmayın lan beni!’ triplerine girmeden, utanmadan ağladı. Sebep ne olursa olsun, Volkan’ı haklı görmem için bana bu bile yeter. Misal Cantona benzer bir durumda tekmeyi çakıp gitmişti. Volkan çok daha zorunu yaptı. Sadece ağladı. Bu ülkede bir erkeğin yapabileceği en zor şeyi yaptı.
O sahadan çıkarken Twitter’da ‘Trilyonlar kazanıyor, bir de çıkıp ağlıyor’ yazanlar vardı. Muhtelif futbolcu isimleri vererek, ‘O neden ağlamıyor?’ diye soranlar vardı. Hatta hızını alamayıp, ‘Oğlum olsa evlatlıktan reddederim, karı gibi ağladı’ diyenler vardı.


Sorun Volkan’da değil sende

Profesyonel bir futbolcunun, bu hareketin sonuçlarını tahmin etmemesi mümkün değil. Bilmediğinden değil, bile bile çıktı gitti Volkan. Canına tak eden neydi bilmiyorum, ona söylenen neydi bilmiyorum ama bardağı taşıran damla oldu.
Benim bakış açıma göre soru, o küfredene ne olacağı değil. Asıl soru Volkan o psikolojiye nasıl geldi, bu nasıl görülemedi, nasıl idare edilemedi? Volkan’ın desteğe en ihtiyacı olan anda, İbrahim Hacıosmanoğlu çıkıp “Volkan Şen sahayı terk etti mi Trabzonspor’da işi bitmiştir. Mahalle arasında misket oynayan çocuklar gibi saha terk edilir mi!” nasıl dedi? Onlar zaten senin çocukların değil mi? Baba olmak zor dönemden geçen çocuğunun poposuna tekme atmak; yöneticilik, sorunu yok saymak mı? Bir futbol kulübünün değerleri bunlar olabilir mi?

Erkan Goloğlu yazdı. "Futbolcu şamar oğlanı değildir!.."