Durun siz futbola olan bağımızsınız!

Tartışmaları gündemden düşmeyen Aykut Kocaman ve Alex de Souza, ikisine de kefil olabileceğimiz karakterler. Önemli figürler...
Durun siz futbola olan bağımızsınız!

“Derbi maçlarından önce kendimi eve kapatırım. Türkiye’de taraftarlar futbolla çok ilgili. Derbi öncesi sokağa çıktığınızda, restorana gittiğinizde herkes maçı soruyor. Ben bir futbolcu olarak, taraftarın dinamiklerinin benim dinamiklerim olmasını istemem. Bu yüzden maçtan önceki hafta dışarı çıkmam. Maça kendi zihnimde hazırlanırım, kendi içimde konsantre olurum.”
Alex de Souza’nın ‘Looking for Istanbul’ belgeseli için kendisiyle röportaj yaptığımız sırada söylediği bu sözleri aynı vesileyle bir araya geldiğimiz Aykut Kocaman’a anlatıyorum. “Şimdi anlıyorum” diyor ve ilk kadın maçında, Fenerbahçeli kadın taraftarların Şükrü Saracoğlu’nu tıklım tıklım doldurduğu o ilk Manisa maçından hatırladığı bir an gözünün önüne geliyor: “Maç öncesi inanılmaz bir atmosfer vardı. Alıştığımız futbol ortamından çok farklı, çok ötesinde bir maçtı. Kulübeye oturdum. Gözüm Alex’e takıldı. Etrafa bakıyor, sonra kendine gelmek istermiş gibi kafasını sallıyordu. Bunu defalarca yaptı. Ne olduğunu şimdi anlıyorum. Ortam o kadar alışılmadık bir ortamdı ki herhalde bundan etkilenmemek, kendi içindeki maça konsantre olabilmek için yapıyordu bunu.”
Bu sözler belgesele girmedi. Fransızlar süreyi uzatmalarına rağmen her şeyi bir saate sığdıramadılar haliyle. Ancak bu diyalog benim kafama kazındı. Sadece Alex’in kendisini taraftarın bakış açısından soyutlama ve maça bir futbolcu olarak hazırlanma çabası değil, antrenörü Aykut Kocaman’ın da aslında çoğu kişinin dikkatini çekmeyecek bir âna takılması ve onu çözmeye çalışması da etkileyiciydi. 

Yok aslında birbirlerinden hiçbir farkları
Düşününce birbirine ne kadar da benzeyen bir ikili aslında. İkisi hakkında da kendi söyledikleri dışında ne kadar az şey biliyoruz. Ketum, ailelerine bağlı, dışarda görmeye çok alışkın olmadığımız insanlar. Az konuşuyorlar. Konuşurken her kelimelerini tarttıkları belli. Bütün bu kendilerini koruma ve göz önünde olmama çabalarına rağmen, röportaj yapmayı başardığınız ender zamanlarda, sorularınıza gözünüzün içine bakarak, net ve kaçamak olmayan cevaplar veriyorlar. Sorduğunuz sorulara dürüst cevaplar alıyorsunuz. Verdikleri cevabın samimiyetine inanıyorsunuz. Kefil olmaktan korkmayacağınız iki karakter.
Yazının bu noktasında televizyonda ‘Quiz’ programı başlıyor. Kaderin nasıl bir tesadüfüyse Alex’in konuk olduğu programın tekrarı. Yazıyı geç yolladığım için işiteceğim bütün paparayı göze alarak karşısına geçiyorum. Alex’in ‘insani’ tarafını ortaya çıkaracak sorulara vereceği cevapları çok merak ediyorum çünkü.
Dünyanın en yetenekli futbolcusunun Iniesta olduğunu, tanıdığı en yeteneksiz futbolcunun Lugano olduğunu söylüyor. Ama Lugano aynı zamanda tanıdığı en çalışkan futbolcuymuş, teknik olarak yetersizliğini bildiği için fizik olarak güçlü olmak için herkesten fazla antrenman yaparmış. Tanıdığı en tembel futbolcu ödülü Gökhan Gönül’e; genç futbolcunun antrenman dışında ekstra bir çaba harcadığını hiç görmediğini söylüyor. Uğur Boral’ın çok güzel, Deivid’in çok kötü şarkı söylediğini, Özer’in neredeyse uyurken bile konuştuğunu, Zafer Biryol’un Fenerbahçe’de kaldığı iki sene boyunca tek kelime etmediğini öğreniyoruz. En sevdiği ve sevmediği hakem sorusunda isim vermiyor ama maçın önüne geçmeye çalışan hakemlerden hoşlanmadığını, Türkiye’de en sevmediği şeyin bu olduğunu söylüyor.
Bu röportajın sonunda çıkıp, “Alex, Lugano için yeteneksiz dedi” diye manşet atsak başımız ağrımaz ama röportajdan yansıyan duygu onun Lugano’yla çok yakın arkadaş olduğu ve birbirlerine sürekli takıldıkları. Gökhan Gönül’e tembel derken, antrenman sonrası yapılan ekstra çalışmaya değer verdiğini anlatıyor aslında.
Alex’le Aykut Kocaman tartışması, bu topraklarda bu figürler sayesinde futbola tutunmaya çalışanlara verilen büyük bir cezadan başka bir şey değil. Takım değil adam tutanlara verilen büyük bir ceza.