Her şeyin sonu futbol...

Bir arkadaşım Scientific American dergisinde çıkan ilginç bir araştırmayı göndermiş bana... Eh, bütün arkadaşlarım kafayı topla bozmuş olacak değiller anlayacağınız. Ama yine de her şeyin sonu futbola bağlanıyor...
Her şeyin sonu futbol...

Ardan Turan, bu aralar futbolumuzun en yetenekli ismi olarak görülüyor.

Uzun makale özetle ‘çocuklarınızın başarılı olmasını istiyorsanız, onlara zeki ve yetenekli olduklarını söylemeyin’ diyor. Çünkü 30 yılı aşkın araştırmalar göstermiş ki iyi çocuk yetiştirmenin sırrı, doğuştan sahip olunan ve pek de fazla geliştirilemeyen zekâ ve yeteneği değil, çabayı ve çalışmayı övmekten geçiyor...
“Çoğu insan parlak bir zekanın ya da üstün yeteneklerin başarıya giden yoldaki tek anahtar olduğunu düşünür” diyor yazı. “Oysa zekâ ve yeteneğin fazla vurgulanması, çocuğun zekânın çalışmaktan çok daha önemli olduğuna inanmasına yol açar. Yetenekle başarmanın, çalışarak başarmaktan daha üstün olduğunu düşünmeye; çalışmayı, hata yapmayı, hatta çaba göstermeyi aşağı görmeye başlar. Sonra da o zeki ve yetenekli çocuktan geriye, kocaman bir ego ve en ufak bir zorlukla karşılaştığında pes eden bir birey kalır. Buna karşılık daha ‘az zeki’ diğer çocuklar, sorunları zorlanarak çözmeye daha alışkın olduklarından, hayatın karşılarına çıkardıkları badireleri aşmakta daha başarılı olurlar.”

Yetenekliler ve az yetenekliler
Yıllardır bu ülkede yeteneğin ‘overrated’ yani fazla abartılmış, fazla paye verilmiş, üzerine fazla spot ışıkları çevrilmiş bir şey olduğunu söyleyip duran birisi olarak içimden “Oh ya, oh ya” diyerek dans etmek geliyor, ne yalan söyleyeyim. Birileri bıkmadan usanmadan yeteneği övdükçe, Allah’ın kendilerine verdiğinin üzerine en ufak bir şey eklemeyen ‘yetenekliler’ karşımızda hindi gibi şişinip durdukça, içim sıkılır benim. Sadece yeşil sahalardaki ‘kısa’ kariyerleri sonrasında kendilerinden kurtulabilsek iyi; sonrasında da ekranlardan kafamıza kakarlar ‘yeteneklerini’: “Bilmemkim iyi futbolcuymuş ha? Kaç maç aldırmış?” derler sıklıkla mesela... Kendilerinin ‘zamanında’ aldırdığı maçlara gönderme yaparaktan, bizim hiç aldıramayacaklarımızı vurgulayaraktan. “Yahu biz zaten maçı aldırmak için sazı eline alan ve bu esnada kendi alanını boşaltan yeteneklerden mustaribiz” diyecek oluruz, ‘zavallı yeteneksizler’ der gibi bakarlar yüzümüze.
Çizdikleri çerçevede, ‘yeteneklerin’ sırtına sürekli maç aldırma misyonu yükledikleri, bir maçta gol atamayanın yeteneğinin sorgulandığı bir düzen yarattıkları yetmezmiş gibi, gol atmanın ve attırmanın ileri uca göre daha zor bir iş olduğu savunmada yetenek olamıyor, olunamıyor gibi bir sonuç da çıkar bu durumdan. Belki de burası daha ‘çalışma, çabalama, öğrenme’ mevkisi olduğu için, bu ‘egolar’ tarafından daha aşağı görülen bir yerdir belki de, bilemeyeceğim. “Futbol oynamak için yeteri kadar yetenekli değildi, savunmacı oldu” gibisinden bir durum. Zaten antrenmandı, kamptı, çok çalışmaydı falan da hep ‘yeteneksizler’ için icat edilmiş şeyler olduğu için, sağda solda, gecelerde, sabahlarda gördüklerimiz hep bu ‘yetenekli’ arkadaşlar olur.
“Ben o kadar yetenekli o kadar yetenekliydim ki hangi spora başlasam iki günde başarılı oluyor, antrenörlerimin gözüne giriyordum. Ablam benim kadar yetenekli değildi. O sabah akşam salona gidip şut çalışırdı. Sonunda ablam milli oldu, ben çok yetenekli olduğum için hiçbir şey olamadım” der çok sevdiğimiz bir arkadaşımız. Komik bulur, gülerdik de meğerse her şakada bir doğruluk payı gerçekten varmış, America Scientific dergisi teyit etti.
Lafı iyice meşrulaştırmak için bir futbol adamının deyişiyle bağlayalım. Bugünkü alıntımız Osieck’ten: “Yetenekli bir genç futbolcuya yapabileceğiniz en büyük kötülük ona yetenekli olduğunu söylemektir. Çünkü yetenek bir süreçtir ve geliştirilemeyen yetenek hiçbir işe yaramaz”. Tamam mı beyler?