Hiç dinmeyen olimpiyat ateşi

Pekin Olimpiyat Oyunları?nda sekizde sekiz yapan Michael Phelps?i tanımayan yok artık. ?Sizin Michael Phelps var ya...? dedi annem... ?Spastikmiş... O yüzden yunuslar gibi yüzebiliyormuş...?
Hiç dinmeyen olimpiyat ateşi

Pekin?de sekizde sekiz yapan Phelps, aynı zamanda yedi dünya rekoru kırdı. FOTOĞRAF: MUSTAFA YALÇIN / AA

Annem geçen gün televizyon seyrederken hangi kanalda duyduysa artık, böyle bir haber duyduğunu iddia ediyor. İngilizce yayın yapan bir kanaldan simültane uyduruyor da olabilir tabii ama çok ısrarcı. Aslında, “Kim kiiim? Maykıl Teps mi?” dese daha normal karşılayacağız belki ama o böyle yanlışlar yapmayacak kadar pür dikkat takip ediyor olimpiyatları. Gözünü ayırdığı esnada rekor kırılacak da o kaçıracak havasında... Arada bir merakına yenilip vatan topraklarında ‘yine’ ne olmuş diye haberlere bağlanıp kısa bir ‘Kör olasıcalar’ arası veriyor o kadar... Sonra yine sen de atletizm, ben diyeyim yüzme...
Olimpiyatlar vesilesiyle ben de kendi çocukluğumu hatırlıyorum... Baleye yazılmak istemiştim ama vermemişlerdi, kurs çok mu çok uzaktı neydi? İçimdeki primadonna isyanlarda, her şeyden çok Rus olmak istiyordu. Eğer Rus olsaydı, biliyordu ki baleydi, artistik patinajdı, ritmik jimnastikti, yüksek atlamaydı... İçimde biryerlerde saklı büyük sporcunun hangi spora yeteneği varsa şıp diye ortaya çıkacaktı ve ben erken emekli bir baş balerin olmak yerine olimpiyatlarda olacaktım. Yıllar sonra okuduğum ve Doğu Alman Michael Ballack’ın küçüklüğünde okula gelen araştırmacılar tarafından en çok buz hokeyine yetenekli olduğunun nasıl keşfedildiğini anlatan yazı sonrası kendi kendime “Yaaa... Bak gördün mü?” deyişim işte bundandır.

23 bilinmeyenli bir denklem
Geçen birkaç kısa senede (ehem) ne değişti de anneme olimpiyatları seyrettiren, bana Rus olmayı istettiren, madalya törenlerinde ikimizi birden ağlatan o spor kültürü yok oldu? Bütün spor yapamayışımıza rağmen (bkz. bale kursu çok uzaktı) onu nereden ve nasıl edinmiştik? Sonra nerede ve nasıl kaybettik?
Dünkü yazısında çok güzel anlatmış Türkiye’nin futbola ve ‘İnandılar kazandılar’a endeksli spor anlayışını sayın müdürüm Uğur Vardan. “Nasıl futbolda son dakikalarda kazanmayı bildiysek, yüzücülerimiz de son saniyelerde atacakları birkaç ekstra kulaçla madalyaları getirebilirlerdi” çerçevesinde şahane açıkladığı çarpık bir düşünce anlayışı hakim bu topraklarda. Tamam, futbolda böyle mucizeler olabiliyor, çünkü o 23 bilinmeyenli bir denklem (11 çarpı 2 artı hakem). Matematikte üç bilinmeyenlileri çözerken nasıl zorlandığını hala hatırlayanlar, 23 bilinmeyenli denklemin çok da çözülür bir şey olmadığının hakkını verecekler. Gel gör ki her an birinin bir şeyleri değiştirebileceği, 89 dakika oyunda gezenin 90. dakikada golü patlatabileceği futbolun aksine diğer sporlarda yeteneğin yanı sıra tesis, antrenman, disiplinle çalışmak gibi gerçekler var... Sokakta kağıttan havuz yapıp, taştan kulvar çizip yüzülemiyor maalesef.
Phelps’in başarı hikâyesi Mark Spitz’in yedi madalyalık rekorunu sekiz madalyayla kırdığı ya da henüz 23 yaşında ve sadece iki olimpiyatta 14 altın madalyayla olimpiyat tarihinin en madalyalı atleti olmayı başarmasında saklı değil bence. O 100 metre kelebek yarışında Sırp Caviç’i vücuduna göre çok uzun iki metrelik kollarının sayesinde (bkz. Phelps spastikmiş) son salisede geçerken aslında ‘yenilmez’ olmadığını gösterdi bize. 4x100 bayrak yarışında takım arkadaşı Lezak’ı desteklerken takım oyununun dünyanın en bireysel sporlarından birinde bile var olabileceğini anlattı. Phelps, Pekin öncesi bağımsızlığını ilan etmiş olsa bu olimpiyatlarda ‘şahsi ülkesine’ Türkiye’nin aldığından daha çok madalyayla dönecekti. Sanırım verdiği derslerin en komiği bu oldu. Galiba en acıklısı da...